🤔
🤔
Ve en acısı, kimseye sormadan kaybolan hayatlar… Çocuklar öldü. Kahkahaları sustu, oyun saatleri yarım kaldı, hayaller hiç başlamadan söndü. Tarih belki bu savaşı yazacak; ama isimlerini, düşlerini ve sessiz çığlıklarını kimse unutmayacak.
Yağan yağmurun ardından şehre hoş bir toprak kokusu hakim olmuştu. Koşuşturma içindeki insanlar hafta sonunu sokağın karşısındaki barlarda geçiriyordu. Her gün yaptığım gibi o barlardan çıkan insanları gözlemliyor, hayatlarına dair varsayımlarımla kendimi eğlendiriyordum. İşte bir üniversiteli grup mezuniyetlerini kutlamışlar. Birazdan çorbacı da alırlar soluğu. Zengin, göbekli adamla genç sevgilisi de spor arabalarına binip uzaklaştılar. Her gün farklı yüzler ama aynı hayatları izliyordum. Taksiciler peşi sıra sıralanmış en uzak mesafeye giden yolcunun kendilerine gelmesi için sessiz bir bekleyiş içindeydiler. Gecenin kör karanlığını barların loş ve özensiz ışıkları aydınlatıyordu. Tabi buna aydınlatmak denebilirse.
“Bir editör ne yapar, metne nasıl dokunur?” diye soracak olursanız; editör, metni eksilterek değil, fazlalığı susturarak büyütür.
Sadeleştikçe metin daralmaz; derinleşir, genişler.