Kırık Sözler
Sözler, ruhumuzun uzun parmak uçlarıdır. Bazen bir dostun omzuna dokunur, bazen bir çiçeğin yaprağını okşar, bazen de en narin vazoyu devirip tuzla buz ederler.
Sözler, ruhumuzun uzun parmak uçlarıdır. Bazen bir dostun omzuna dokunur, bazen bir çiçeğin yaprağını okşar, bazen de en narin vazoyu devirip tuzla buz ederler.
Bir editörün kaleminden akan endişeler… Soruların doğurduğu sorular… Kuyu derin ve belki sonu var, ama ben henüz ortasında bile değilim. Umarım okuyucu ipi kendine bağlayıp güvenle aşağı iner. Kim bilir içeride neler bulur? Okuyucu artık düşünüre evrilir ve pek tabii o bilir.
Değişim sancılı bir süreçtir, ama sonu başarılar getirir.
Ve en acısı, kimseye sormadan kaybolan hayatlar… Çocuklar öldü. Kahkahaları sustu, oyun saatleri yarım kaldı, hayaller hiç başlamadan söndü. Tarih belki bu savaşı yazacak; ama isimlerini, düşlerini ve sessiz çığlıklarını kimse unutmayacak.
Baharı hissedebilmek için rüzgara sarılmaya çalışan insanın çaresizliği vardı hepimizde. Yasemin, Ersin, Mehmet, Buket ve Bende. Liseden mezun olduktan sonra her cuma kahve ve nargile içmek için buluşurduk. Bunu rutine bağlamıştık. Yasemin, her zaman organizatörlüğünü üstleniyordu bu buluşmaların. Sanki sadece bu görev için vardı. Herkesi dinler, az konuşur, çok güler. Gülümsemesinde hüzünlü bir sevgi yansıması vardır. Gözlerinin altında doğal hafif şişkinlik olan kadınların manalı baktığını düşünürüm. Derin bir yaraları vardır sanki. Gülümsediklerinde de Yasemin’de olduğu gibi hüzünlü sevgiyi yansıtırlar. Bir sorunu dinlerken onu anlatandan daha fazla acı duyardı Yasemin.