Kırık Sözler

Sözler, ruhumuzun uzun parmak uçlarıdır. Bazen bir dostun omzuna dokunur, bazen bir çiçeğin yaprağını okşar, bazen de en narin vazoyu devirip tuzla buz ederler.

Sözler, ruhumuzun uzun parmak uçlarıdır. Bazen bir dostun omzuna dokunur, bazen bir çiçeğin yaprağını okşar, bazen de en narin vazoyu devirip tuzla buz ederler. Kırıldıklarında, bir daha asla eskisi gibi olmazlar. Onlar artık kırık sözlerdir; keskin kenarlarıyla hem söyleyenin dilini hem de duyanın kalbini kanatan cam parçacıkları…

Dilimizden dökülüveren her bir kelime, aslında üflediğimiz bir cam gibidir. Özenle, sevgiyle, anlayışla şekil verdiğimizde ortaya eşsiz bir sanat eseri çıkar. Ama öfkeyle, aceleyle veya kayıtsızlıkla üflendiğinde, daha havadayken çatlar, yere düşer ve bin parçaya ayrılır. O parçaları sonra ne kadar toplamaya çalışsak da nafile. Her bir kırık, söylendiği o anın buz gibi bir anıtı olarak kalır. Samimi bir özür o kırıkları yapıştırabilir belki, ama çatlaklar sonsuza dek orada, ışığın her vuruşunda kendini belli ederek durur.

En tehlikeli kırıklar ise, vaatlerin enkazıdır. Bir zamanlar geleceğe uzanan bir köprü olan o sözler, artık altından ne suların aktığı belirsiz, tehlikeli bir harabeye dönüşmüştür. Üzerinden geçmeye çalıştığımız her an, bir parçası daha dökülür boşluğa. Güven, o köprünün ayaklarıdır ve bir kez çatladı mı, onarmak için harcanan her çaba, yalnızca yeni sarsıntılar yaratır. Çünkü kırık bir vaadin gölgesi, gelecekte söylenecek en sağlam sözlerin bile üzerine düşer.

Ancak bazı kırık sözler vardır ki, dışarıda değil, içeride parçalanır. Söylenmemiş olanlar… Boğazda düğümlenen, yutkunamadığımız o keskin lokmalar. Onlar içimizdeki sessiz fırtınalardır. Bir yanardağın içinde biriken lav gibi, ruhumuzun duvarlarını zorlarlar. Keşkelerin, vedaların, itirafların o dilsiz ordusu, en çok bizi yaralar. Çünkü onların kırıkları dışarıya değil, doğrudan kendi ruhumuza saplanır. Bu, insanın kendi kendine açtığı, kimsenin görmediği en derin yaradır.

Bu kırıklarla yaşamayı nasıl öğreniriz? Belki de kırık sözlerin açtığı yaraları; anlayışın, şefkatin ve affediciliğin altınıyla onarabiliriz. Kırıldıkları yerlerden daha da güçlenerek, yaşanmışlığın izini taşıyan daha değerli bir bağ kurabiliriz.

Nihayetinde hepimiz, cebimizde biraz kırık söz taşıyan yolcularız bu hayatta. Önemli olan, o keskin parçalarla başkalarına yeni yaralar açmak yerine, onlardan ders çıkarıp dilimizi daha bilge, kalbimizi daha merhametli bir hale getirebilmektir. Çünkü en güzel cümleler, genellikle en derin kırıkların onarılmasıyla kurulur.

 

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir