Yollara baksam, ayaklarım hep o eski eşikte,
Bir yanım bavulunu toplamış çoktan, meçhul bir gelecekte.
Diğer yanım ise pencere kenarında, bir çayın buğusunda,
Eski bir şarkının nakaratına tutunmuş, çocukluk uykusunda.
Bir sabah uyanıyorum, dünyayı omuzlarımda taşıyacak gibi,
Dağları devirecek, denizleri aşacak bir savaşçı misali.
Sonra ikindi vakti düşüyor bir yaprak, ya da bir yabancı bakış,
İçimde bir cam kırılıyor sessizce, başlıyor o amansız kış.
Neydi beni böylesine bir anda un ufak eden, neydi bu sızı?
Çözemiyorum göğsümdeki bu kördüğümü, bu isimsiz enkazı.
Arafta bir gölge gibiyim, ne buralıyım ne de uzaklarda,
Adım atsam boşluk, dursam zaman eriyor avuçlarımda.
İşte yine bir gece yarısı, şehir sustu, ışıklar söndü tek tek,
O isimsiz ağırlık çöktü göğsüme, sanki taş kesildi yürek.
Anlatmak istesem, kelimeler dökülüyor kelimelerin üstüne,
Kime ne diyeceksin? İnsan yabancılaşırken kendi sesine...
Şimdi bir bavulun fermuarı ile bir anahtarın sesi arasında,
Kendimi arıyorum bu koca ömrün tam ortasında.
Gitmek belki bir kurtuluş, kalmak belki büyük bir sabır,
Yine de yürüyorum işte, adını koyamadığım o yollarda,
Bir yanım hep yarım, bir yanım hep o eski akşamlarda...


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.