Oscar ve Wild’ın, (kedilerim) masamın üzerine kurulmuş kayıtsız sessizlikleriyle, klavyenin tuşları arasında gidip gelen hareketlerim, aslında temel bir varoluşsal çabanın dışavurumu: Görünmezlik hırkamı dikmek
Milan Kundera, Roman Sanatı’nda bir romanın, dünyanın unutulmuş bazı yönlerinin keşfi olduğunu söyler. Ben de yazarken, aslında bu unutulmuşluğu bir isyana dönüştürmeye çalışıyorum. Toplumun, kadınlık ve varoluş üzerine ördüğü kalın, görünür zırhın içinde, yazmak bir tür "delik açma" eylemi. "Edebiyatta İnşa ve İhlal" üzerine çalışırken, inşa etmenin zaten bir ihlal olduğunu fark ettim. Çünkü her yapı, kendinden önceki boşluğu ya da düzeni yok saymak zorunda. Yazmak, dilin bana dayattığı meşruiyet alanını, kendi "uyumsuz" gerçekliğimle ihlal etmek bir bakıma.
Edward Hopper’ın tablolarına baktığımda, tabloların içindeki karakterlerin birbirine bakışındaki dehşetli mesafeyi hissederim. O mesafeyi dolduran şey, sadece sessizlik değildir; kişinin kendi içine çekilerek inşa ettiği bir korunaklı alan. Yazarken ben de tam olarak bunu yapıyorum. Masamın başında oturan "ben", aslında dışarıdaki "Elma Kurdu" ile sürekli bir çekişme içinde. Bir yazar, kendi yarattığı karakterlerin içine sızarken, aslında kendi mahremiyetini bir kalkan gibi kuşanır. Görünmezlik hırkası, saklanmak için değil; görülmeyi reddederek daha derinden bakabilmek içindir.
Clarice Lispector’ın kelimeleri bir bıçak gibi kullanışındaki ürkütücü zarafeti anımsıyorum. O, yazdıkça kendinden eksilmez, aksine her cümlede kendini yeniden tanımlayan bir varoluşun kıyısında yürürdü. Ben de metinlerimde o kıyıyı arıyorum. Nilgün Marmara’nın keskin, parçalayıcı dizeleriyle ifade ettiği gibi; yaşamak, bir uyum sağlama çabasıyken, yazmak bu uyumu reddetmenin, hayatın "kutsal" görünen düzenini bir kelimeyle, bir imgeyle yıkmanın tek yolu.
Yazma eylemi, her seferinde bir "inşa" gibi başlar. Planlarsınız, kurgularsınız, karakterlerinize roller biçersiniz. Ama sonra, "ihlal" anı gelir. Bir karakter, sizin verdiğiniz rolün dışına taşar; bir cümle, kurduğunuz mantıksal düzene başkaldırır. İşte o an, metnin ruhu ortaya çıkar. Benim yazma sürecim de bir huzursuzluk yönetimi. Oscar ve Wild’ın bilgece uyuyuşları arasında, ben kâğıdın (veya ekranın) üzerindeki çatlaklardan, başka bir gerçekliğe, daha sahici bir "ben"e sızmaya çalışıyorum.
Peki, tüm bu çaba, bu kelimeleri bir araya getirip onlardan bir zırh (veya bir hırka) örme telaşı neden? Çünkü ancak yazarken, toplumsal görünürlüğün ağırlığından kurtulabiliyorum. Her yazar, aslında kendi "Görünmezlik Hırkasını" diken bir terzidir. Dışarının üzerimize biçtiği hazır kostümleri, kendi arzularımızın ve korkularımızın iplikleriyle yeniden dikiyoruz.
Edebiyat, konforlu evler inşa etmek değildir; o evlerin duvarlarını, bir kelimeyle, bir imgeyle, bir duruşla içeriden yıkabilmektir. Benim ihlalim, kelimelerden örülmüş bu sessizlikte başlıyor. Sizinki nerede?





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.