Zabıta Hamza Bey

Sabah altı sularında uyanan zabıta memuru Hamza bey işine gitmek üzere evden çıktı. Belediye binasının önüne geldiğinde durdu, ihtişamlı binayı dakikalarca izledi. Bir şeyler düşünüp hüzünlendiği her halinden belliydi. Birkaç dakika sonra aniden yere yığıldı. Görenler hemen yardımına koştu. Ambulans gelene kadar Hamza bey kalbine yenik düşmüştü.

Akşam yemeğine bir saat kalmıştı. Evin küçük kızları Ceyda ve Aslı heyecanla salonda hazırlık yapıyorlardı. Bir yandan da gelecek misafirin ağırlığına uygun kıyafet için birbirleri arasında bir rekabet söz konusuydu.  Evin reisi Hamza bey az sonra işten döndü. Evdeki hazırlığı görünce kendisi kadar gelecek misafiri önemseyen ev ahalisiyle içten içe kıvanç duydu. Mutfağa doğru yöneldi aynı hazırlığın orda da sürdüğünü görünce üstünü değiştirmek üzere odasına çıktı. Jilet gibi ütülenmiş olan takımını giydi. Odasından çıktığında kızları Ceyda ve Aslı’nın bir bluzu çekiştirip tartıştıklarını gördü. Hamza beyi gören kızları sert bakışları karşısında kavgaya bir son verip odalarına girdiler.

Hamza beyin eşi Nermin hanım da mutfaktaki işini bitirmiş ve eşinin yanına gelmişti. Hamza bey heyecanla saatine baktı. “Az sonra gelir herhalde” diye mırıldandı. Ev ahalisi salonda toplandı. Ceyda “nasıl biri acaba” diye mırıldandı. Aslı, O’nu susturmak istercesine cimcikledi.

 

Ve nihayet kapı çaldı. Aslı kapıya yöneldi. Beklenen misafir elinde bir çiçek demetiyle kapıda göründü. Belediye başkanının çirkin ve somurtkan oğlu Ahmet, çiçekleri isteksizce Aslı’ya uzattı. “Hemen vazoya koyayım” diyerek çiçekleri alan Aslı işveli bir edayla mutfağa yöneldi. Hamza bey belli etmek istemese de heyecanlı bir ses tonuyla,

“Lütfen buyurun genç adam babanız sizden çokça bahsetti.” Dedi.

 

Ahmet elini uzattı ve tokalaştılar. Ahmet’in bu sessiz ve kibirli hali Hamza beyde huzursuzluk yarattı ama belli etmedi. Sürekli diyalog kurmaya çalıştı ancak başaramadı. Nermin hanım sevecen bir edayla Ahmet’in omzuna dokunarak “yemekleri senin için yaptık evladım” dedi. Ahmet, omzunu silkeleyerek Nermin hanımın kendisine dokunmasından rahatsız olduğunu pervasızca belli etti. Herkes bu durumdan rahatsız oldu, resmen ailece aşalanmalarına karşın kibarlıklarından ödün vermemekte ısrarcıydılar.

 

Yemeğe geçildi. Ahmet, kafasını tabaktan kaldırmadan ve hiç konuşmadan yemeğini yedi. Nermin hanım sanki az önceki tavırdan alınmamış gibi genç adama aynı sevecenlikle “yemekleri beğendin mi evladım, çorbayı Aslı yaptı” dedi. Ahmet suratını buruşturarak “çorba hariç diğer yemekler fena değil, neyse ki hizmetçilerimiz var” dedi.

Yemek masası bu cevapla bir kez daha buz kesti. Birden ayağa kalktı Ahmet ve “ Kızınızı gördüm Hamza bey, artık bana müsaade babamın avukatı sonrasını halleder” deyip kimseyle tokalaşmadan arkasını dönüp gitti.

 

Ev ahalisi şaşkınlıkla bakarken Hamza beyin suratı bembeyaz olmuştu. Ailesine karşı yapılan bu saygısızlık çok ağır gelmişti O’na. Nermin hanım eşinin elini tuttu. “Biraz aksi bir çocuk ama sonuçta kızımız rahat edecek” dedi. Aslı kendisine gösterilen bu muameleden hiç rahatsız olmamış gibi parmakları arasına aldığı saçıyla oynuyordu. Hamza bey “Hayır bu kadarı da fazla belediye reisi Rüstem beyi arayıp bu tavırdan dolayı özür dilemelerini isteyeceğim” dedi ve telefona sarıldı. Nermin hanım O’nu durdurmaya çalıştı ama başaramadı. Hamza bey, Rüstem beye olanları anlattı ve ailesinden özür dilenmesi gerektiğini söyledi. Sonrasında konuşmadı sadece dinledi. Salonda herkes Hamza beyin mimiklerinden ne cevap aldığını anlamaya çalışıyordu. Telefonu yavaşça kapattı. Tek kelime etmeden odasına gitti. Az sonra Nermin hanım eşine bakmak için odaya gittiğinde Hamza beyin uyuduğunu gördü.

 

Sabah altı sularında uyanan zabıta memuru Hamza bey işine gitmek üzere evden çıktı. Belediye binasının önüne geldiğinde durdu, ihtişamlı binayı dakikalarca izledi. Bir şeyler düşünüp hüzünlendiği her halinden belliydi. Birkaç dakika sonra aniden yere yığıldı. Görenler hemen yardımına koştu. Ambulans gelene kadar Hamza bey kalbine yenik düşmüştü.

 

Similar Posts

  • Hüznü satın alamazsın

    Yağan yağmurun ardından şehre hoş bir toprak kokusu hakim olmuştu. Koşuşturma içindeki insanlar hafta sonunu sokağın karşısındaki barlarda geçiriyordu. Her gün yaptığım gibi o barlardan çıkan insanları gözlemliyor, hayatlarına dair varsayımlarımla kendimi eğlendiriyordum. İşte bir üniversiteli grup mezuniyetlerini kutlamışlar. Birazdan çorbacı da alırlar soluğu. Zengin, göbekli adamla genç sevgilisi de spor arabalarına binip uzaklaştılar. Her gün farklı yüzler ama aynı hayatları izliyordum. Taksiciler peşi sıra sıralanmış en uzak mesafeye giden yolcunun kendilerine gelmesi için sessiz bir bekleyiş içindeydiler. Gecenin kör karanlığını barların loş ve özensiz ışıkları aydınlatıyordu. Tabi buna aydınlatmak denebilirse.

  • Hala Sevgili miyiz?

    Baharı hissedebilmek için rüzgara sarılmaya çalışan insanın çaresizliği vardı hepimizde. Yasemin, Ersin, Mehmet, Buket ve Bende. Liseden mezun olduktan sonra her cuma kahve ve nargile içmek için buluşurduk. Bunu rutine bağlamıştık. Yasemin, her zaman organizatörlüğünü üstleniyordu bu buluşmaların. Sanki sadece bu görev için vardı. Herkesi dinler, az konuşur, çok güler. Gülümsemesinde hüzünlü bir sevgi yansıması vardır. Gözlerinin altında doğal hafif şişkinlik olan kadınların manalı baktığını düşünürüm. Derin bir yaraları vardır sanki. Gülümsediklerinde de Yasemin’de olduğu gibi hüzünlü sevgiyi yansıtırlar. Bir sorunu dinlerken onu anlatandan daha fazla acı duyardı Yasemin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir