Komodinin üzerindeki dijital saat 04:17’yi gösteriyordu. Odanın içi bayat ucuz parfüm, yanık tütün ve az önce kapıdan çıkıp giden adamın bıraktığı ter kokuyordu.
Elimdeki sarı etiket rulosundan bir tane koparttım. Üzerine siyah tükenmez kalemle muntazam bir el yazısıyla yazdım:
ÜRÜN: Makyaj Masası ve Ayna
İŞLEV: Yalan üretimi ve geçici güzellik illüzyonu.
NOT: Gece 02:00’de bu aynaya bakan adam; gündüz TV’lerde millete ahlak ve beka dersi verip, gece burada karısını nasıl aldattığını anlatarak ağladı. Ayna kırılmadı, sessizce katlandı.
Etiketi aynanın tam ortasına, kendi yüzümün üzerini kapatacak şekilde yapıştırdım.
Komodinin üzerinde sekiz bin lira duruyordu. Dünün parasıyla bir gıda poşetini bile dolduramayan, eriyip giden, değersizleşmiş kağıt parçaları... Bir etiketi de paraların üzerine yapıştırdım: "Vicdan Temizleme Masrafı — Enflasyona Yenik Düşmüştür."
İnsanlar beni satın alırdı. Saatliği üç bin, geceliği sekiz bin. Kapıdan giren her adam —toplumun o Kutsal, ahlaklı, muhafazakar direkleri, cebi şişkin müteahhitleri, diplomalı işsizleri— benden aynı şeyi talep ederdi: Bedenimi kullanmak ve kendi çürümüşlüklerini üzerime kusmak.
Zekiydim. Boğaziçi’nde edebiyat okurken geleceğimin bir harçlık ödemesine, bir torpile ya da bir akşamüstü kaldırımda son bulacak bir gazete haberine bağlı olduğunu anladığım gün bırakmıştım her şeyi. Bedenimi bir eşya gibi rafa dizip işlerinin bitmesini beklerdim.
İşleri bittiğinde ise hepsi o pahalı ya da çakma takım elbiselerini giyerken aynı cümleyi kurardı:
"Seda, sen çok başkasısın... Aslında mühendis olacak, akademisyen olacak kızmışsın ama yanlış coğrafyadasın."
Yalan. Bir ülkenin kendi gençlerini çürütüp sonra "kısmet böyleymiş" demesi gibi bir şeydi bu. Seni bir rafa kaldırırlar, üzerine 'Yanlış Zaman, Yanlış Coğrafya' etiketini yapıştırırlar ve kendi ahlaklı, cezasız hayatlarına dönerlerdi.
Yatağın kenarına oturdum. Su bardağının yanına dizdiğim yirmi dört adet beyaz hap, masadaki diğer eşyalar gibi sırasını bekliyordu. Bir etiket daha kopardım.
ÜRÜN: Çift Kişilik Yatak İŞLEV: Liyakatsizliğin, adaletsizliğin ve sahte dindarlığın gece sığındığı günah çukuru. GARANTİ: Süresi doldu. Bu ülkede hiçbir kadının garantisi olmadığı gibi.
Hapların ilk yarısını ağzıma atıp sudan bir yudum aldım. Boğazımdan aşağı kayan kimyasal soğukluk, içimdeki o nasırlaşmış boşluğa yayıldı. Kana karışan ilacın ağırlığı ensemde belirmeye başlamıştı.
Ayağa kalkıp banyoya geçtim. Boy aynasının karşısında durdum. Üzerimdeki ipek bornozu yere bıraktım. Çıplak bedenime baktım. Güzeldi, simetrikti, keskindi. Ve tamamen harcanmış bir nesneydi.
Bir etiketi sol göğsümün üzerine, tam kalbimin hizasına yapıştırdım:
ÜRÜN ADI: Kadın / İnsan
SERİ NO: Son Üç Ayda Harcanan Binlercesinden Biri
DURUM: Kullanım süresi doldu. Adalet kapsamı dışında.
Kendi kendime hafifçe güldüm. Ağzımda metalik, soğuk bir tat vardı. Zihnim gittikçe berraklaşıyor ama bedenim ağırlaşıyordu. Yere çöküp sırtımı banyo fayanslarına yasladım.
Elimdeki son ve en büyük etikete geldi sıra. Bu, sıradan bir etiket değildi. Bu bir İade ve Şikayet Formuydu.
Kalemi zorlukla tutan parmaklarımla yazmaya başladım:
ALICI: Tanrı / Yaratıcı Makamına
ŞİKAYET KONU: Hatalı Coğrafya ve SevgisizlikBeni sen yarattın. Bu keskin zekayı, bu analiz yeteneğini, bu derin hissetme lanetini bana sen verdin. Beni bu kadar hassas ve algısı açık yaratıp, neden adaletsizliğin, cezasızlığın ve sahte kutsallıkların cirit attığı bu leş kargaları ülkesine yem olarak attın?
Gündüzleri kadınları sokakta fıtrat diye, ahlak diye ezenlerin; geceleri koynuma girip ağladığı bu çöplükte beni yalnız bıraktın. Eğer beni bir eser olarak yarattıysan... Neden sevmedin Tanrım?
Beni bu vitrine sen koydun ama ürünü iade eden ben olacağım. Sunduğun bu ucuz, kokuşmuş senaryoyu reddediyorum.
Etiketi kendi alnıma, tam iki gözümün ortasına yapıştırdım.
Hapların kalanını da zorlukla yuttum. Bakışlarım bulanıklaşırken banyonun tavanındaki beyaz ışığa baktım. Hayatım boyunca bana "yanlış coğrafya" deyip zarfın içinde ucuz para bırakan adamlar, yarın sabah bu odaya girdiklerinde etiketlenmiş bir ülkeyle karşılaşacaklardı. Kendi ikiyüzlülüklerinin üzerine yapıştırılmış son bir fiyat etiketiyle...
Gözlerim kapandı.
Artık ne satılık bir beden kalmıştı ne de harcanacak bir gençlik.
Mağaza kapanmıştı...




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.