Atatürk’ün ardından bu ülkede anti-emperyalist damarı yeniden hatırlatan kaç isim çıktı? Çok az. Çünkü emperyalizme karşı çıkmak yalnızca bir slogan değil; bedel ödemeyi göze almak demektir. İşte bu yüzden, yıllar sonra bir genç çıktı ve yeniden “Tam bağımsız Türkiye” dedi. O gencin adı Deniz Gezmiş idi.
Bugün bazıları onu yalnızca ideolojik kalıplar içine sıkıştırmaya çalışıyor. Oysa Deniz’i anlamak için önce bu ülkenin kuruluş ruhunu anlamak gerekir. Çünkü onun mücadelesinin temelinde de tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi bağımsızlık fikri vardı. Emperyalizme karşı öfke vardı. Bu toprağın yabancı güçlerin gölgesinde yaşamaması gerektiği düşüncesi vardı.
Atatürk, bir milletin diz çökmeyi reddedişinin adıdır. Deniz Gezmiş ise o ruhun yıllar sonra gençlik içinde yeniden yankılanışıdır. Aralarında dönem farkı vardır, yöntem farkı vardır; ama ikisinin de ortak noktası şudur: Boyun eğmemek.
Türkiye Cumhuriyeti, emperyalist işgale karşı verilmiş bir kurtuluş savaşının sonucunda kuruldu. Atatürk’ün bütün siyasal çizgisi tam bağımsızlık üzerineydi. Ekonomide bağımsızlık, siyasette bağımsızlık, kültürde bağımsızlık… Çünkü bağımsız olmayan bir devletin bayrağı olsa bile iradesi olmazdı. Deniz Gezmiş ve arkadaşları da yıllar sonra aynı noktadan seslendiler. Onlar da Türkiye’nin dış güçlerin etkisi altında savrulmasına karşı çıktı. “Tam bağımsız Türkiye” sloganı boşuna doğmadı.
Bu yüzden Deniz’i yalnızca dar bir ideolojik etiketle okumak büyük bir eksikliktir. Çünkü onun hayat çizgisine bakıldığında, Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleriyle kesişen çok net noktalar görülür. Ailesinin koyu CHP’li olması tesadüf değildir. Genç yaşında Atatürk’e duyduğu bağlılık da öyle. Hatta ilk eylemlerinden birinin rektörün odasına Atatürk resmi asmak olması bile çok şey anlatır. Çünkü Deniz’in zihnindeki mücadele, bu ülkenin kuruluş ruhundan tamamen kopuk değildi; aksine o ruhun devamı olarak görülüyordu.
Hayatı boyunca savunduğu birçok düşünce de Cumhuriyet’in altı oku ile doğrudan ilişkilendirilebilir. Halkçılık vardı; çünkü halkın sömürülmesine karşı çıkıyordu. Devletçilik vardı; çünkü ekonomik bağımsızlığın yabancı sermayeye teslimiyetle olmayacağını düşünüyordu. Milliyetçilik vardı; çünkü “Tam bağımsız Türkiye” fikri doğrudan ulusal egemenliği savunuyordu. Devrimcilik vardı; çünkü düzenin değişmesi gerektiğine inanıyordu. Laiklik vardı; çünkü çağdaş bir ülkenin akıl ve bilimle ilerlemesi gerektiğini savunuyordu. Cumhuriyetçilik vardı; çünkü halk iradesinin üzerinde hiçbir güç tanımıyordu.
Bugün bazı çevreler Atatürk ile Deniz Gezmiş’i yan yana anmaktan rahatsız oluyor. Çünkü Türkiye’de yıllardır bilinçli biçimde kutuplaştırılmış bir tarih anlatısı var. Oysa gerçek şu: Bu ülkenin anti-emperyalist damarını anlamadan ne Atatürk tam anlaşılır ne Deniz Gezmiş.
Atatürk, Anadolu’yu işgal eden emperyalizme karşı ayağa kalktı. Deniz Gezmiş ise yıllar sonra başka bir dönemin emperyal düzenine karşı gençliğin isyanını temsil etti. Bu yüzden Deniz, Atatürk sonrası dönemde emperyalizme karşı en sert ve en görünür devrimci çıkışlardan birinin simgesi hâline geldi.
İnsanlar onu sevebilir ya da eleştirebilir. Fikirlerine katılabilir ya da katılmayabilir. Ama bir gerçeği değiştiremezler: Deniz Gezmiş bu ülkenin bağımsızlığına inanan bir gençti. Ve idama giderken bile korkudan değil, inandığı fikirlerden konuştu.
Belki de onu hâlâ tartıştıran şey tam olarak budur.
Çünkü bazı insanlar yaşarken susturulur; öldükten sonra ise bir dönemin vicdanı hâline gelirler.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.