YazYorum
Eleştiri29 Haz 2026

Kendine Varmak İçin, Kendinden Kaçmak

“İnsan en az kendisi olduğunda kendisidir. Ona bir maske verin, size hakikati söylesin.” - Oscar Wilde

Z. Güneş Ege|29 Haziran 2026|2 dk okuma
329 görüntülenme|0 yorum

Oscar Wilde’ın o sarsıcı tespitiyle başlamak gerekir:

“İnsan en az kendisi olduğunda kendisidir. Ona bir maske verin, size hakikati söylesin.”

Bu mekanik düzende maskesiz kaldığımız tek anın, kimsenin bizi izlemediği tenha saatler olduğu düşünülür hep. “Kimse yokken sen kimsin?” sorusu, ilk bakışta insanın özüne çıkan gizli bir kapı gibi görünür. Oysa Wilde’ın işaret ettiği yer tam tersidir. Bazen kalabalıkların önünde büründüğün o rol, senden saklanan hakikatin ta kendisidir.

Çünkü insan; bastırdığı arzuları, yarım bıraktığı ihtimalleri ve içinde ukde olmuş taraflarını çoğu zaman doğrudan yaşayamaz. Onları bir karakterin içine saklar. Bir maskenin ardına iliştirir. Ve tam da o anda, kendinden kaçıyor gibi görünürken, hiç olmadığı kadar kendine yaklaşır.

Belki de bu yüzden insan, sahnede oynadığı karaktere bazen gerçek hayatından daha çok inanır.

Buradan sayısız anlam çıkarmak mümkün: Gölge taraftan uzaklaşırken özüne çarpmak, maskesiz hâline koşarken kurguladığın başka bir gerçekliğe toslamak ya da hüzünden kaçarken içinde saklı duran neşeyi bulmak gibi…

Geceyle gündüzün birbirine mecbur oluşu gibiyizdir biraz. Bedenden sıyrılmak isterken ruha kavuşuruz; ruh özgürleşmek istediğinde ise bu kez beden bizi sınırlandırır. Evren, zıtlıkların kusursuz dengesiyle ayakta dururken insanın kendi içindeki tezatlarla kavga etmesi ne tuhaf.

Bu sebeple yalnızlıktaki hâlimizle yüzleşmek hayati bir eşiktir. Çünkü o tenhalıkta karşına çıkan çehre seni huzursuz ediyorsa, belki de mesele maskelerin sahte olması değildir. Belki yalnızca, bugüne dek hiç konuşma fırsatı bulamamış taraflarının sesidir onlar.

Şayet bu iki uç arasında derin uçurumlar varsa, onları keskin çizgilerle birbirinden ayırmamak gerekir. Psikolojideki bölünme hissi ve insanın kendine yabancılaşması, zamanla sancılı varoluşlara dönüşebilir. Oysa insan, tüm personalarıyla birlikte bütündür. Tek parçalı bir hakikatten söz etmek çoğu zaman mümkün değildir.

Kimse yokken büründüğün o çıplaklık da gerçektir. Kalabalıklara sunduğun yüz de.

Hatta gerçek hayatta cesaret edemediğin bir hayatı, bir tiyatro sahnesinde birkaç saatliğine yaşayabiliyorsan; Wilde’ın dediği gibi belki de en gerçek olduğun an tam olarak odur. Çünkü insan bazen ancak başka biri olurken içindeki saklı iradeye dokunabilir.

Ama sonra eve dönersin.

Yatağına uzanır, tavana bakarsın. İçini kemiren o tanıdık cümleler belirir yeniden:
“Keşke böyle yapsaydım.”
“Neden öyle davranamadım?”

İşte o sessiz hesaplaşma da senden ayrı değildir.

İnsan kendinden uzaklaşmak istediğinde dönüp dolaşıp yine kendi kollarına sığınıyorsa, belki de doğru yoldadır. Çünkü biz biraz da kendi kuyruğunu ısıran o kadim yılan, Ouroboros gibiyizdir. Sürekli tamamlanan, sürekli yeniden başlayan bir döngü.

Her maskede başka bir katmanını, her yalnızlıkta başka bir boşluğunu keşfederek kendine yürümektir asıl hakikat.

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Eleştiri19 Haz 2026

Monolog

"Sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmeli mi bilmiyorum ama sevebilme ihtimalini tasarlamalıdır çekirdeklerinde."

Gülşah Ayhan·4 dk·8·268