Kibir.
Dünyanın en sessiz hastalığıdır.
İnsanı bir anda ele geçirmez. Önce kulağına fısıldar. Sonra gözlerini kirletir. En son da ruhunu çürütür. İşin en acı tarafı ise kibirli insan, çürüdüğünü hiçbir zaman fark etmez. Çünkü aynaya baktığında kendini değil, kafasında yarattığı putu görür.
Ben kibri tanırım.
İnsan okumayı severim. Gözlerini, sesini, kelimelerin arasındaki sessizliği... Biraz da yedi göbek falcı bir aileden geliyorum, belki ondandır. Bilmiyorum. Ama bir insanın gözlerinin içine baktığımda, kendinden kaçırmaya çalıştığı şeyi görebiliyorum.
Kibirli biri konuşurken dudaklarında dolaşan görünmez parazitleri görüyorum sanki. Nokta nokta... Kahverengimsi... Konuştukça çoğalıyorlar. Her cümlede biraz daha besleniyorlar. Gözlerini gereğinden fazla açmaları da boşuna değil. Çünkü kibir hep yakalanmaktan korkar. En büyük korkusu, karşısındaki birinin onun sandığı kadar büyük olmadığını anlamasıdır.
Benim gözlerim keskindir.
Baktığım yerde et kalmaz, karakter kalır. İnsanların söylediğine değil, söyleyemediklerine bakarım. O yüzden kibir beni sevmez. Üzerime saldığı bütün maskeleri parçalarım.
Anlamıyorum...
Bu tepeden bakmalar nereden geliyor?
Neyi başardınız?
Hangi savaştan çıktınız?
Kimin yükünü omuzladınız?
Kaç defa yere düşüp kendi kanınızı silerek ayağa kalktınız?
Neyi inşa ettiniz de kendinizi dağ sanıyorsunuz?
Birkaç alkış mı?
Üç beş para mı?
İki kişinin övgüsü mü?
İnsanlar sizi pohpohladı diye kendinizi evrenin merkezi mi sandınız?
Ne garip...
Hayatta gerçekten ağır yük taşımış insanların omuzları eğilir. Çünkü ağırlığın ne olduğunu bilirler. Hiç yük taşımayanlar ise dimdik yürür; omuzlarında sadece egolarını taşırlar.
En acısı da yabancılar değildir.
İnsan en büyük kibri, en çok değer verdiklerinde görür.
Dışarıda herkese karşı sert olursun ama sevdiklerine aynı sertliği göstermezsin. Çünkü sevgi, insanın zırhını çıkardığı yerdir. Tam da o anda kibirli insanlar seni av sanır.
Sessizliğini korkaklık...
Nezaketini güçsüzlük...
Sabrını çaresizlik...
Merhametini ise aptallık zannederler.
Sonra yavaş yavaş sınırlarını aşmaya başlarlar. Seslerini yükseltirler. Fikirlerine saldırırlar. Zevklerini küçümserler. Seni düzeltmeye kalkarlar. Çünkü kibir, kendinden emin değildir; başkasını küçülterek büyümeye çalışır.
Ama bir şeyi unuturlar.
Aslan, ceylanı küçümseyerek aslan olmaz.
Dağ, ovaya tepeden baktığı için yükselmez.
Gerçek güç, kendini ispat etmeye ihtiyaç duymaz.
Kibir ise her gün bağırmak zorundadır. Çünkü sustuğu an geriye sadece bomboş bir insan kalır.
Hayatta en çok güldüğüm insanlar, başkalarına yukarıdan bakanlardır. Çünkü biraz kazıyınca altından başarı değil, korku çıkar. Bilgelik değil, cehalet çıkar. Özgüven değil, aşağılık duygusu çıkar.
Kibir, güç değildir.
Kibir; korkunun makyaj yapmış hâlidir.
Ve bil ki, insanın sesi yükseldikçe değeri artmaz. Aksine, içindeki boşluk büyüdükçe sesi daha fazla yankılanır.
Ben kimseye tepeden bakmam.
Çünkü mezarlıklar, bir zamanlar kendini yenilmez sanan insanlarla doludur.
Toprak kimsenin unvanını hatırlamaz.
Kimin haklı olduğunu değil, kimin çürüdüğünü bilir.
O yüzden ne kadar yükseldiğini sandığın umurumda değil.
Önemli olan, düştüğünde karakterinden geriye ne kalacağıdır.
Çünkü kibirli insanlar hep aynı sonu yaşar.
Önce insanları kaybederler.
Sonra kendilerini.
En sonunda da, yıllarca korumaya çalıştıkları o sahte büyüklüğün altında ezilip giderler.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.