Aşka hudut çizenlerden misiniz? Yoksa aşka “ölümsüz” diyenlerden mi? Belki de aşkı erişilmez görenlerdensiniz. Ha, bir de aşka inanmayıp aşksız kalamayanlar var.
Bir çırpıda söylendiğine bakmayın, o üç harfli, pek kudretli sözcük üzerine kafa yormayan var mıdır? Romanlar, şiirler, destanlar, masallar, kalplere ve zihinlere aşkın varlığını sorgulatıp durmuş. Sevip kavuşamayanlar, aşkı yanlış hedefte aradığının farkına varanlar, hedefi tutturamadığını kırk yıl geçse de fark edemeyecek olanlar, aşkı için yaşadığı coğrafyaya kafa tutanlar… yüzyıllardır anlatılıp durdu hep. Peki, kim haklı? Hayatı aşksız düşünemeyenler mi, aşka hayat hakkı tanımayanlar mı?
Şurası apaçık bir gerçek ki, günümüz insan ilişkilerinde, birçok kavramda olduğu gibi aşkın anlam ve niteliğinde de değer kaybı söz konusu. Çok ve sık kullanıldığı doğru ama belki de özensizce ve ağız alışkanlığından.. Fazlaca kullanmanın, değerini hakkıyla ifade edemediğinin ya da artırmadığının güzel örneklerinden biridir bu yoğun sevgi ve bağlılık duygusu.
Genelde karşı cinse duyulan aşırı sevgidir aşk deyince anladığımız ve bu duyguyu, ruhuyla, bedeniyle bir bütün olarak somut bir varlığa yönlendiririz. Onsuzluğu düşünemediğimiz kişiyi yüreğimizde sonsuzluğa layık görürüz.
Kimileri de ilahi aşka kaptırmıştır kendini. “Bana seni gerek seni”, “Gel gör beni aşk n’eyledi” diyenler bu ummana açılmışlardır. Bu konuda en güzel sözlerden biri için Mevlana hazretlerine bırakalım şimdilik son sözü: “Aşkın en büyük mucizesi, varlığına hepimizi inandırmasıdır.”
19 Mart 2021





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.