YazYorum
Deneme5 Haz 2026

Azazil II: Yükseklerin Hazzı

Yükselmek, yüreği ele geçiren sonsuz bir haz deneyimidir belkide

Sefer Eroğlu|5 Haziran 2026|2 dk okuma
129 görüntülenme|0 yorum

Bir çocuk neden ağlar?

Ve ağlarken niçin kendisini kucağına almış kuytu bir köşe kenarının kollarına hiç ayrılmamacasına sokulur?

Çünkü korkar!

Atalarının başına gelenleri gördüğü için, ölümün kas titreten tehditlerine muhatap olduğu için korkar.

Canavarın ya da canavarların hemen yamaçlarında dolaştıklarını görüp, o senaryodan kurtulamayacağını hissettiği için ağlar.

Ama hiç de beklediği gibi olmamıştı hiç bir şey.

Evet, ataları tarihin görüp görebileceği en vahşi şekillerde yok edilmişti belki ama atalarını yok edenler kendilerinden değildiler.

Kendisi ve ataları ateşten, atalarını yok edenler ise nurdan yaratılmışlardı.

Hem atalarında olmayan merhamet duygusu, kendisini kucaklarına alıp gökyüzünün en yüksek semalarına çıkartanlarda sınırsızca vardı.

O yüzden yükseklere çıkartılıyordu kendisi nurlar eşliğinde. O yüzden alemlere en yükseklerden bakabilmesi için imkan tanıyorlardı kendisine.

Çocuk olmanın hasleti olmamış olsaydı bu imkanlara kavuşabilecek miydi?

Mümkünatı yok!

Emir verilmişti bir kere; yerde, gökte, denizde ve her nerede olursa olsun bütün hepsi itinayla yok edilecekti.

Ama çocuk olmak, çocuk olmanın yanında korkmuş olmak ve korkuyla birlikte ağlıyor olmak...kendisini kurtaran merhamete sebep teşkil eden şeylerdi büsbütün.

Binlerce yıl, belki onbinlerce...

Nurların arasında itinayla yetiştirildi.

Bir melek nasıl gelişim gösteriyorsa o da aynı gelişimleri gösterdi.

Okudu, okutturuldu.

Dinledi, sorular sordu ve öğrenmesi gereken tüm her şeyi öğrendi.

Yükseklere ilk defa çıkartılmadan evvel kendisini ağlatıp sızlatan korkulardan eser kalmamıştı ruhunda.

Her şeyden emin, her şeye sahip ve fırsat buldukça yükseklikler arasında uçup uçup dolaşmaya çıkardı kainatın tüm noktalarında.

Melekler, Azazil ismiyle seslenirlerdi ona.

Ve o Azazil dedikleri arkadaşları, sıradan bir varlık değildi.

Hangi ortama giriyorsa en üstün hasletleri gösteriyor, hangi sohbetleri dinliyorsa almış olduğu derslerde en üstün performansları gösteriyordu.

Sadece fiziken yükselmek kesmiyordu onu çünkü. O, makamca, konumca ve anlamca erişebileceği en yüksek hedefleri kendisine amaç edinmişti.

Ve başarmıştı da...

Artık, ders dinleyen değil, ders anlatan olmuştu Meleklerin arasında.

Melekler, ondan dersler alıyor, o çıkabileceği en yüksek noktalara ulaşmıştı nurların arasında.

Meleklerin hocası!

O kadar memnundu ki halinden, yükseklerden yeryüzüne inip atalarının yaşadığı diyarlarda secdelere kapanıp sıklıkla şükürler ediyordu kendisini yaratan ALLAH'a.

Cennetin kapılarında nöbet bile tutmuştu...

O kadar huşu içerisinde seyrediyordu ki hayatı, şükretmek için alnını değdirmediği tek bir nokta bile bırakmamıştı yeryüzünde.

Taki edinmiş olduğu kazanımların elinden alınacağını hissettiği ana kadar...

Üstünlüğüne tehdit savuran bir yabancıyla karşılaşana kadar...

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Deneme24 Haz 2026

Ağır Gelen

"​Öfkenin ve kinin tamamen sebepsiz olmadığı, aslında bu duyguların çoğu zaman insanın kendisini koruma biçimi olduğu unutulmamalı."

Aybike Kazak·2 dk·4·57