YazYorum
Şiir1 Tem 2026

bu. mümkün. değil.

“..hayallerini sabun yapıyorlar üstüne birde, geçer belki ellerinin kiri..” insanın kendi inşa ettiği zihinsel prangalardan kaçamayacağını sert bir tokat gibi yüzümüze vuran bu deneysel anlatı, gitmeyi bir kurtuluş sanan modern bireyin dramatik yıkımını konu alıyor.

Z. Güneş Ege|1 Temmuz 2026|2 dk okuma
163 görüntülenme|0 yorum

Bu.

Mümkün.

Değil.


bir çaresi var diyorsun; gitmek…

gitmek mi, gitmek ne demek, kaçacaksın!

bavuluna sığdırdığın o üç parça giysi mi kurtaracak seni hafızandan?

kaç kez terk ettin kendi fikirlerinden inşa ettiğin kumdan kalenin sınırlarını?

keskin yargılarından oluşan buzdan sarkıtları kaç kez sistemin dişleri sandın?

dikte edişlerin kaç kez sana diğerlerinin pis zihniyetleri olduğunu söyledi?

belki de dışarıda suçladığın o canavar, sıkıntıdan beslenen ve günden güne büyüyen lavranın ta kendisiydi.


şimdi peşinde, hadi kaç buralardan kaçabiliyorsan.

adım attığın her peronda kendine rastlayacaksın.

sana diyorum! duy beni. kendinle yüzleş.

bir farkın kalmayacak onlardan, kaçarsan bu sancılardan,

çünkü saatler artık zamanı değil, kendine olan nefretine kaç kaldığını gösteriyor.


bir sokak lambasıydın sokakta başıboş duran,

karanlığı aydınlatmaya gücün yetmezdi de dibini kör kuyulara çevirirdin.

serçeler, kargalar misafir olur telden ince bendine, çok kalmaz uçarlardı.

yalnızdın, parmak uçlarına kadar soğuk ve yalnız...

façadan öpücükleri, sen hakikat sandın.


dudakları jilettendir belki masumluğun dedin.

her yarayı güzelledin. düşünmedin bedelini. yenildin.

sırf biraz şefkat uğruna uzattığın boynundan büyük bir ısırık aldılar sonra.

fışkırdı şarap kırmızı, yüzlerinden sinelerine aktı.

düşünmedin bedelini. yenildin.


metalik bir tat ağzında,

yaladığından beri pas tutmuş sahtelikleri,

öptüğündendir o çelikten maskeleri,

seviştiğindendir yalan dolanla aç bir hayvan gibi.

sonra sen bir köle, kendini kral ilan etmiş soytarının gözünde;

sonra sen bir dilenci, açgözlünün saadeti aradığı yerde.

uyan ve gör

her yer pislik içinde;

is, hav, ter, döl.


bir çöl müsün susuz nidalar var gözlerinde?

bir göl müsün yoksa dört yanın yara bere, için akar gider?

yoksa bir okyanus mu uçsuz bucaksız her bir santimetrekaren?

oysa yeni açmış çiçektin, susuz bırakıp ışığını çaldılar;

soldun diye üstüne bir de dalından kopardılar.

biliyorum, sebepsiz değil bu sancıların.


soyun kontes soyun.

bugün cenazen var..

alacalı sarayların, ipek elbiselerin korumadı seni bu sokakların çamurundan.

kefen beyazını onlar kara gördü, temyize hacet gerekmedi çünkü pranga vurulmuş zihinlerdi o meşhur yargıtay.

suçunun günahı yoktur, bırak aksın irin kadavrandan.


kendinde değil canilerde ara nefretin kederini,

kendinde değil iblislerde ara nefretin nedenini.


bir holokost efsanesi sana senden gelen yakarış ve sitemler.

kesip çıkarılmış kanlı ve harap kalbin, iyiliğe tecavüz eden tüm insanoğluna duyduğu kin gibisin bugün.

hayallerini sabun yapıyorlar üstüne bir de geçer belki ellerinin kiri...

katillerin temizleniyor senin rüyalarınla, anlasana!

kendine ait bir dünya olduğunu sanarken,

o tren raylarının bittiği yerde,

inancını kahverenginin en koyusuna gömdüklerinde anladın kaçış olmadığını.

toprak sustu, gökyüzü kapandı üzerine.


bu.

mümkün.

değil.




### 

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar