Bakmayın bir yerlerde suçlu aradığıma. Bu sonu bana kimse yazmadı. Kalemi de mürekkebi de benim elimdeydi. Kendime yaptığımı bana kimse yapamazdı. Beni ancak ben yok edebilirdim. Öyle de oldu.
Sekiz, dokuz yaşlarındaydım. Sigaraya özenmeseydim belki bugün bambaşka bir hayatım olurdu. "Abi" dediklerimizden sigara aldığımızı sanırken aslında başka şeyler alıyormuşuz. Duman değil; karakterimizi, çocukluğumuzu, vicdanımızı satıyormuşuz. Gözümü o tinercilerin, kırık camların, rutubet kokusunun ve duvarları grafitilerle kaplı eski alışveriş merkezinin içinde açmasaydım... Belki de o adam orada ölmezdi.
İnsan bazen tek bir hareketin ömrünü değiştirebileceğine inanmak istemiyor. Ama biliyorum... O uzatılan tek sigara, benim için sadece bir sigara değildi. Dudak tiryakisi olacak kadar içip, yerlerden izmarit toplarken uzatılan o koca dalı lüks sandım. Keşke yerdekileri içmeye devam etseydim diyecek kadar acı bir pişmanlığın içindeyim. Çünkü bazen insanı uçurumdan aşağı iten şey büyük felaketler değil, önemsiz sandığı küçücük seçimler oluyor.
İnsanın dönüm noktasını bilmesi ne kadar lanet bir şey. Geri dönmek istiyorsun ama sadece izleyebiliyorsun. O çocuğun omzuna dokunamıyorsun. "Yapma." diyemiyorsun. Elini tutup başka bir sokağa çeviremiyorsun. Binlerce karar verdim hayatım boyunca ama ilk yanlış kararın sesi, diğer bütün doğruların sesinden daha yüksek çıkıyor.
O gün başka bir karar verseydim, belki canavar gibi yetiştirilmezdim. Temelim karanlıkla atılmazdı. Belki savcı olurdum. Belki adalet dağıtırdım. Dokuz köyü yakmayı değil, dokuz köyü korumayı isterdim. Babamı dövmek istemezdim. Yüzlerce ilişki yaşayarak hiçbirine ait olamayan biri olmazdım. Yıllarca göçebe gibi şehir şehir dolaşmazdım. Bir elim tetikte uyumayı öğrenmezdim. Girdiğim her kafede, meyhanede, sinemada sırtımı duvara yaslama ihtiyacı hissetmezdim. İnsanlara ilk baktığımda kaçış yollarını değil, gözlerini incelerdim.
Belki annem gözlerimin içine, çocuğunu kaybetmiş gibi bakmazdı. Belki bana dokunurken korkmazdı. Belki ben de saf, salak, sıradan bir adam olurdum. Ve şimdi anlıyorum... Sıradan olmak, sandığım kadar kötü bir şey değilmiş. Hatta bazen insanın sahip olabileceği en büyük lüksmüş.
İnsan geçmişiyle yaşayamıyor. Çünkü geçmiş, geçmişte kalmıyor. Attığın her adımın altında eziliyor. Her aynada sana yeniden bakıyor. Sokak lambalarının altında karanlığın sessizliği akıyor. Herkes hayatına devam ediyor ama sen olduğun yerde kalıyorsun. Ne kadar ileri yürürsen yürü, içindeki çocuk hep geriye doğru koşuyor. Dünyanın tepesine de çıksan, her şeye sahip olduğunu da sansan, içinde hep eksik kalan bir oda oluyor. Ve o odanın kapısı hiçbir zaman kapanmıyor.
İnsan kötülüğün içinde büyüyünce kendini çok iyi tanıyor. Zaaflarını tek tek buluyor. Sonra en acımasız düşmanı gibi onların üzerine yürüyor. Kimse seni parçalamadan önce sen kendini parçalayıp işi bitiriyorsun. Çünkü insan, başkasının elinde ölmekten çok kendi ellerinde yok olmayı öğreniyor.
Dövüşçüler bir ağaca yüzlerce tekme atar. Önce ayakları kırılır, sonra kemikleri sertleşir. Biz de öyle sandık. Her darbede güçlendiğimizi düşündük. Oysa kemikler iyileşir ama ruhun kırıkları kaynamaz. Bir gün geliyor, acı hissetmemeye başlıyorsun. İşte en büyük felaket de bu. Acının bitmesi değil; acıyı hissedemeyecek kadar ölmüş olmak.
Kötüler böyledir. Ben de böyleydim. Acı duyabileceğimiz her yeri önceden kırık bırakırız. Yakıp yıktığımız insanların gözyaşları vicdanımızı tetiklemesin diye kalbimizin bütün kapılarını tuğlayla öreriz. Çünkü vicdan yaşayanların yüküdür. Biz ise yaşamakla hayatta kalmayı birbirine karıştırmış insanlarız.
Ama insanın en büyük cezası mahkeme salonlarında verilmez. Kelepçeyle de gelmez. En büyük ceza, geceleri kendi sesiyle baş başa kalmaktır. Sessizlik konuşmaya başladığında kaçacak hiçbir yer bulamamaktır. Gözlerini kapattığında karanlığı değil, kendini görmektir.
Belki de cehennem öldükten sonra gidilen bir yer değildir. Belki cehennem, yanlış bir kararın içinde yıllarca yaşamaktır. Her sabah aynı pişmanlıkla uyanıp, her gece aynı çocukla göz göze gelmektir. Ve bilmek... En çok da bilmek. Her şeyin nerede başladığını bilmek ama artık hiçbir şeyi değiştirememek.
İnsan bazen affedilmeyi istemiyor. Çünkü bazı günahların affı yoktur sanıyor. Ama yine de yaşamaya devam ediyor. Nefes almak istediği için değil; cezası henüz bitmediği için.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
O çocuk çocuk olamadı… suçu çocukta arama… ama geçmişteki yaşananları şimdi fark edip bir ders çıkartmak da bir erdemdir🌻
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
🙏🙏🙏
👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
🙏🙏🙏