Yağmur vardı o gece.
Şehrin bütün sokakları
eski bir yaranın içi gibi kokuyordu.
Kadın, pencerenin önünde oturmuş
gitmeyen şeyleri düşünüyordu.
Bazı insanlar giderdi çünkü,
ama sesleri kalırdı perdelerde.
Bir fincanın kenarında,
yarım kalan bir şarkıda,
gece tam uykuya dalacakken gelen o ağırlıkta.
Adam aylar önce
sadece “Bekle” demişti.
Ne zaman döneceğini söylemeden.
Ne de döneceğinden emin olarak.
Kadın önce kızmıştı buna.
Sonra kırılmış.
Sonra alışmış gibi yapmıştı.
Ama insan
alıştığı şeyi neden her gece düşünürdü?
Bir akşam
masanın üstündeki mum kendi kendine söndü.
Kadın bunu uğursuzluk saydı.
Çünkü o gün içinde sebepsiz bir taş vardı.
Sanki kalbi
olacak şeyi herkesten önce duymuştu.
Gece yarısına doğru
kapı çaldı.
Kadın önce kalkmadı.
Çünkü bazı sesler
insana geçmişini getirirdi.
Kapı ikinci kez çaldığında
elleri titredi.
Yavaşça yürüdü koridora.
Ve kapıyı açtı.
Adam oradaydı.
Saçlarında yağmur,
gözlerinde yorgun bir dönüş vardı.
Sanki bütün yollar onu eksiltmişti de
kadına gelince yeniden insan olmuştu.
Kadın hiçbir şey söylemedi.
Çünkü bazı kavuşmaların dili olmazdı.
Adam usulca baktı ona.
“Geç kaldım,” dedi yalnızca.
Kadın gülümsedi sonra.
Biraz kırgın,
biraz mucize gibi.
Ve o gece
şehirde ilk kez
iki yalnızlık aynı evde uyudu.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.