Kavak Ağacı Denizi Seyrederken
Rüzgârı başka eser.
Kuşları başkadır.
Gökyüzü bile ona farklı görünür.
Ama o yine de kavaktır.
Kavağı hep İç Anadolu'nun, Doğu Anadolu'nun ve Güneydoğu Anadolu'nun bozkırlarında görmeye alışığım. Onu denizin kıyısında görmek, zihnimde sessiz bir şaşkınlık uyandırdı.
Bir ağacın evi değiştiğinde yalnızca manzarası mı değişir, yoksa ona yüklediğimiz anlamda değişir miydi?
Kendisi bu coğrafyadaki tek kıymetlimdir. Manolyaların, zakkumların, palmiyelerin, mabed ağaçlarının ve çamların arasında tek başına yükselir. Sanki ait olduğu yerden çok uzağa göç etmiş bir gurbetçi gibi...
Boğaziçi'nin mehtabını, göğsünü gökyüzüne doğru uzatarak seyreder.
Deniz önündedir; gökyüzü üzerindedir. O ise ikisinin arasında sessizce bekler.
Yağmurun ve karın suyunu üzerinde tutmaz. Belki de bu yüzden insana benzer. Yaşadıklarını üzerinde taşımaz; en derinine gömer.
Beni en çok etkileyen, bozkırın hafızasını içinde taşıyan bir ağacın denizin karşısında dimdik durabilmesidir. Belki de denizi seyreden kavak değildir. Belki deniz, bozkırdan çıkıp gelmiş bu yalnız ağacı seyrediyordur. Doğa, insanların çizdiği sınırları umursamaz.
Toprak değişir, ufuk değişir, iklim değişir, fakat kök kendini unutmaz. İnsan da biraz böyledir. Kader bizi bambaşka coğrafyalara savurabilir. Şehirler değişir, evler değişir, hatta aynadaki yüzümüz bile zamanla değişir. Ama insanı ayakta tutan şey, baktığı manzara değil beslendiği köklerdir.
Peki, bir ağacın hikâyesini gerçekten yaşadığı coğrafya mı değiştirir? Yoksa yüzyıllardır belleğimize ördüğümüz mitler mi?
Bu sorunun cevabını çocukluğumda saklı bir hatıra verdi.
Köydeki evimizin girişinde altı kavak ağacı vardı. Dedem vefat ettikten yıllar sonra onlardan biri kurudu. Aradan zaman geçti ve aynı yerden yeni bir kavak büyüdü.
Bir ağacın kuruyup aynı yerden yeniden filiz vermesi bana hep tabiatın sessiz bir sırrı gibi geldi.
Bu işin bir sırrı olmalıydı.
Bu sorunun peşinden çıktığım yol beni çok uzaklara değil, Orta Asya'nın kültürel hafızasına, Azerbaycan'a götürdü.
Orada kavak ağacının "Bay Terek" adıyla anıldığını öğrendim. "Direk" kelimesinin kökeniyle ilişkilendirilen bu ad, yalnızca bir ağacı değil; ayakta durmayı, gökle yer arasında kurulan bağı da simgeliyordu. Belki de bugün hâlâ kullandığımız "evin direği" sözü, o kadim hafızanın yaşayan bir iziydi.
Anadolu kültüründe kavak yalnızca bir ağaç değildir. Kökleri toprağa, gövdesi insana, dalları göğe uzanan kadim bir simgedir. Yaşamı, bağımsızlığı ve yeniden doğuşu temsil eder. Kuruduğunda kaybı, yeniden yeşerdiğinde ise umudu anlatır. Her bahar, hayatın tek bir mevsimden ibaret olmadığını hatırlatır.
Bu yüzden Boğaziçi'ne her gelişimde önce onu selamlıyorum.
Çünkü artık yalnızca denizi seyreden bir kavak görmüyorum.
Bozkırın hafızasını görüyorum. Çocukluğumu görüyorum. Ve köklerini unutmayan İnsan görüyorum.
Belki de bazı ağaçlar gölge vermek için değil, insana nereden geldiğini unutturmamak için büyüyordu.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Soruların cevaplarını bulduğumuz yazı :) Ama soruları daha çok sevdim desem yeridir :) Bir ağacın evi değiştiğinde yalnızca manzarası mı değişir, yoksa ona yüklediğimiz anlamda değişir miydi?
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
İlginize teşekkür ederim 💐🧿
O kavak ağacına benden selam olsun… bulunduğu toprak onun için fark etmiyor o yine kök salıyor yine dimdik duruyor🪬🌿
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
İlginize teşekkür ederim. 👏🍀