YazYorum

Kendine gel

Bu yazı, "Ben kimim?" sorusunun yetersizliğini vurgular, insanın içe dönüş sürecinde geçtiği yollara ve varacağı yere ışık tutar.

Leyla cilasun aksoy|30 Nisan 2026|3 dk okuma
17 görüntülenme|3 beğeni|0 yorum

KENDİNE GEL!!!!


İnsan kendine “Ben kimim?” diye sormaya başladığında çoğu zaman cevabı bulmaya değil, aslında yıllardır taşıdığı hazır cevapları tekrar etmeye yaklaşır. Çünkü bu soru, yüzeyde basit görünse de içinde sayısız alışkanlığı, rolü ve kabullenilmiş tanımı barındırır. Bu yüzden gerçek bir arayış, çoğu zaman bu soruyla değil, onun öncesinde gelen daha sarsıcı bir sorgulamayla başlar: “Ben kim değilim?”


Bu ikinci soru, insanı doğrudan cevap vermeye değil, eleme yapmaya zorlar. Üzerine yapışmış, zamanla içselleştirdiğini sandığı ama aslında kendisine ait olmayan kimlikleri fark etmeye başlar. Bir süre sonra anlar ki, kendisi sandığı birçok şey aslında başkalarının ona söylediği, toplumun ona biçtiği ya da zamanın onu içine ittiği kalıplardan ibarettir. Ailesinin beklentileri, çevresinin yargıları, geçmişte yaşadığı olayların bıraktığı izler… Bunların hepsi bir “ben” hikâyesi oluşturur ama o hikâye her zaman hakikatin kendisi değildir.


İnsan bu noktada yavaş yavaş şunu ayırt etmeye başlar: O, yalnızca yaptığı hatalar değildir; çünkü hatalar gelip geçer. Sadece başarıları da değildir; çünkü onlar da zamanla anlamını yitirir. Başkalarının gözünde oluşan imajı hiç değildir; çünkü o imaj sürekli değişir ve çoğu zaman eksik ya da çarpıtılmıştır. Hatta kendi zihninin ona anlattığı hikâyeler bile tam anlamıyla güvenilir değildir. Zihin, korumak için, anlamlandırmak için ya da bazen kaçmak için sürekli yeni anlatılar üretir.


Bu eleme süreci kolay değildir. Çünkü insan, kendine ait sandığı şeyleri bıraktıkça bir boşluk hissiyle karşılaşır. Sanki kimliği parçalanıyormuş gibi gelir. Oysa bu bir kayıp değil, bir açılmadır. Yıllarca üst üste birikmiş katmanlar kalktıkça, altta daha sade, daha doğrudan bir varoluş hali belirir. Bu noktada insan, kendini tanımlamak yerine kendini gözlemlemeyi öğrenir. Duygularını, düşüncelerini, tepkilerini… Ama onlarla tamamen özdeşleşmeden.


Zamanla şu fark edilir: “Ben” dediğimiz şey, sabit ve değişmez bir tanım değil, sürekli oluşan bir süreçtir. Dün olduğumuz kişiyle bugün aynı değiliz, yarın da olmayacağız. Buna rağmen içimizde değişmeyen bir şey vardır; tüm bu değişimleri fark eden, tanık olan bir bilinç hali. Belki de insanın en derin sorusu, bir tanım bulmaktan çok bu tanıklığı fark etmekle ilgilidir.


“Ben kim değilim?” diye sorarak başlayan bu yolculuk, insanı kesin bir cevaba götürmek zorunda değildir. Aksine, onu daha sahici bir belirsizliğe, daha dürüst bir farkındalığa götürür. Bu farkındalıkta insan, kendini bir kalıba sıkıştırmak yerine, değişimine izin verir. Kendini tanımlamak için acele etmez; çünkü bilir ki her tanım, bir yönü aydınlatırken başka bir yönü gölgede bırakır.


Sonunda belki de en sade yere varılır: İnsan, ne yalnızca geçmişidir, ne sadece düşünceleridir, ne de başkalarının ona biçtiği roldür. İnsan, bütün bunların içinden geçen, onları deneyimleyen ve her an yeniden şekillenen bir varoluştur. Ve belki de bu yüzden, kendini bulmak bir varış noktası değil; sürekli devam eden bir fark ediş halidir.


Soruların içinde saklıdır cevaplar, kafa karışıklığının içinden yükselir hakikatler, sıkıntı halinden filizlenir ferahlıklar… Teslim et sen olmayan benliklerini, teslim et sana ait olmayan bütün yüklerini, teslim et yalnızlığını, çaresizliğini, kimsesizliğini… Teslim et ki yaşamın tadına var. Yaşamın tadı gerçek zannettiğin her şeyden özgürleşip, kalbine koyduğun hayal sevgilerden geçip, kalbinde zaten var olan gerçeğe dön yüzünü…


Çünkü insanın ,dışarda aradığı, mutluluk, huzur, güven, ne dışarda, ne başka bir surette, ne malda mülkte, ne geçmişte, ne gelecekte, tam şuan, şimdi kalbinin orta yerinde. O’nun önüne koyduğun perdeler hissetmene engel olan. Ne yarın, ne sonra , zaman koyan zihne bir dur de artık hadi yırt o perdelerini… Yırt ki aşk neymiş o zaman gör. Mutluluk, huzur, güven neymiş o zaman yaşa…


Kendine iyi bak ki sana senden daha yakın olana şahit ol… Kendine Gel….

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

İnsan OL’mak

İnsanın sahte benliğinden ve yüklerinden sıyrılıp kontrolü bırakarak; teslimiyetle hakiki özüne ve birliğe uyanışının derin yolculuğu üstüne çarpıcı bir yazı.

Leyla cilasun aksoy·4 dk·7·4·24