Kimliğin ve Toplumun Eşiğinde “Arada Olmak”
Kelimelerle anlatmaya çalıştıkça biraz daha sessizleşen bir hâl vardır. Bir kimliği tam giymeye kalksan kolun kısa kalır, çıkarıp atsan üşürsün. O yüzden insan çoğu zaman ortada, yarım yamalak bir aidiyetle yürür. Belirsizlik, dünyayı iki uçta yaşayanlar için rahatsız edici; gri tonları görebilenler içinse hayatın tek gerçek rengidir.
Bu hâl, çağımızın kimlik krizini en iyi yansıtan deneyimlerden biridir. İnsan; ne geçmişin netliğine sığınabilir ne de geleceğin belirsizliğinden uzak durabilir. Böyle bir deneyimi yalnız bireysel bir ruh hâli değil, aynı zamanda toplumsal ve felsefi bir olgu olarak görmek daha doğru gibi. Örneğin, Sartre’ın varoluşçu felsefede kök salan, insanın hem özgürlüğünü hem de bu özgürlüğün getirdiği kaygıyı deneyimlediği bir hâl olarak okunabilir.
Toplum, netlikten beslenir. Kim olduğunu, nereden geldiğini, kime ait olduğunu hızla sormak ister. Çünkü bireyin belirsizliği, başkalarının kurulu düzenini sarsar. O yüzden kendini ortada bulan, çoğu zaman bir gölge gibi hisseder; varlığı belli belirsizdir. Halbuki o gölge, kimliğin en derin sorularını taşır: Kim belirler kimliğimizi? Doğduğumuz coğrafya mı, konuştuğumuz dil mi, tuttuğumuz eller mi? Yoksa hepsini aşan bir arayış mı?
Bu his; kökleri birden çok toprağa uzananların, farklı kültürlerin kavşağında büyüyenlerin, kimliğini tek kelimeye sığdıramayanların ortak kaderidir. Göç edenlerin bavulunda taşır kendini; başka bir ülkeye değil, başka bir benliğe yerleşmeye çalışırken. Bir yanda eski alışkanlıkların sıcaklığı, diğer yanda yeni bir kimliğe duyulan korkulu merak…
Bilen bilir ki kimlik yalnızca bireysel bir mesele olmaktan çok toplumsaldır. Kimliğini sen seçiyorsun sandığın anda bile başkalarının bakışları, toplumun kuralları, aileden miras alınan suskunluklar seçimlerini şekillendirir. Ve insan, bu şekillendirmelerle yüzleşmeye başladığında kendini ikilemde bulur: Kendini mi yaşayacak, başkalarının onayını mı arayacak?
Toplumsal düzeyde bu durum; cinsiyet rollerinin dar kalıplarına sığamayanlarda, inançla kuşku arasında salınanlarda, sınıfsal geçişlerin eşiğinde kendini bulanlarda görünür. Kimlik, yalnızca “ben kimim?” sorusu yerine, “toplum beni neye zorluyor?” sorusuyla da inşa edilir. Bu gerilim, bazen başkaldırmaya, bazen altında ezilmeye neden olur. Dolayısıyla; insanın, toplumsal kalıplar ve bireysel arzular arasında, kendi kimliğini yaratma ve yeniden yaratma çabasının kaçınılmaz sonucudur.
Farklı bir dille söylersek: Bu deneyim, iki dünya arasında gerili ince bir ipte yürümektir. Her adımda ip titrer, sen dengeni ararsın; rüzgâr toplumsal beklentilerden eser, yer çekimi kendi korkularındandır. Ama ipte yürüyen bilir: Düştüğünde bile, ayakta kalanlardan daha fazlasını görmüşsündür.
Başka bir açıdan da tek doğruya inanmamanın, sabit fikirlerin rahatlığına sığınmamanın işaretidir. Kendini ortada hisseden insan, farklı bakış açılarına açıktır; çoğu zaman çevresindekiler için huzursuz edici, kendisi için ise geliştirici bir süreç yaşar. Çünkü düşüncenin derinliği, kesinlik olmanın ötesinde, soruların ve ikilemlerin çokluğundan doğar.
Toplumsal kalıpların dışında kalmayı seçmek cesaret ister. Kalabalığın güvenli konforundan uzaklaşıp yalnızlıkla barışmayı; kendi kimliğini baştan yaratmak için eski kimliklerin küllerini göze almayı gerektirir. Ama belki de asıl özgürlük, hiçbir yere ait olmak zorunda hissetmediğinde başlar.
Ve insan şunu fark eder: Bu belirsizlik, kimliğin kırılganlığını baskılayıp; çeşitliliğini, potansiyelini gösterir. Her farklılık, her geçiş, her belirsizlik kimliği daha derin ve insani kılar. Toplumun kesin sınır çizgileri bulanıklaştıkça, kimliğin gerçek zenginliği ortaya çıkar. Çünkü kimlik, tek bir kökten değil; çeşitlenmiş binlerce dalın birleşmesinden doğar. Bireyin kimliğini sorgulamasına, kendini toplumsal normlardan bağımsız olarak anlamlandırmaya çalışmasına, farklılıkları ve geçişleri deneyimleyerek derinleşmesine neden olur. Bu nedenle, toplumsal belirsizliklerin ve bireysel çeşitliliklerin arttığı modern dünyada, arada kalmayı zayıflık olarak görmek yerine, kimliğin çoğul potansiyelini keşfetmenin bir yolu olarak görülmeliyiz.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.