Bu yazacaklarım VAAZ değil, ki zaten ben VAAZ vermesini hiç de bilen birisi değilim. Sadece 45 yaşını yarılamış ve hayatının bu zamanlarına kadar ki yaşanmışlıklarında şahit olmuş olduğu, tecrübe edinmiş olduğu ya da karşılaşıp gözlemlemiş olduğu bazı enstanteneleri kendi yetişme şartlarının ve sahip olmuş olduğu fıtrat karakterine göre kendince değerlendirip bazı sonuçlara ulaşan ve edinmiş olduğu doneleri de hayata bakış açısıyla yoğurup kalemini oynatan kendi halinde bir vatandaşım.
En son bir kaç gün içinde nahoş bir komedi trajedisi oldu, o olayı kendi değer yargılarımıza göre yorumlayıp geride bıraktık. Bu tip sevimsiz şeylerin üzerinde çok durmadan geçip gitmesini bilmek gerekir. Adam bir yanlış yapmış, cezasını bulmuş, söylemler eylemler; oldu bitti, dahasına gerek yok...
Bu yazıda ise çoğu zamandır hissedip içten içe rahatsız olduğum ama bugüne kadar hiç dillendirmediğim bir konuyu ele almak istedim:
ALLAH'ı anmak.
Tamam camilerde, vaazlarda, dini sohbetlerde; cenazelerde, bayramlarda-seyranlarda, cemiyetlerde ya da başka başka etkinliklerde ALLAH (c.c)'ı anıp hatırlaması ve hatırlatması gerekenler layıkıyla bu vazifelerini yerine getiriyorlar da sen, ben, biz ALLAH'ı ne kadar anıyoruz. Onunla gerçekten dost muyuz? Her yaşadığımız şeyde; iyide, kötüde, varlıkta yoklukta, buhranlarımızda ve kahkaha dolu anlarımızda O'nu yeterince hatırımıza getirip içsel ya da dışsal iletişimlerimizle muhabbet ediyor muyuz O'nunla?
Bu konudaki benim edindiğim tecrübeler şu çerçevede ( yanılıyor olabilirim ama ben sadece kendi gözlemlerimi dile getirmek istiyorum,) akademik çevrelerin argümanları olsun, sanat ve sanatçıların ürettikleri veya sundukları ürün ve hizmetler olsun, okumuş olduğum çoğu yazar ve şairin edebiyat ürünleri olsun ALLAH'a dair en ufak bir iz bulamıyorum. Dahası ALLAH ismini anmamak için ıkına sıkıla ortaya konan büyük bir çaba sezinliyorum.
Adam ya da hanımefendi yazıyor yazıyor, konuyu anlatıyor anlatıyor, uzatıyor uzatıyor ve " Hah şimdi işi ALLAH'a bağlayacak herhalde" diye bekliyorum ve bakıyorum ki yine yok...
İyi de neden?
Sanki ALLAHU TEALA, aforoz edilmiş bir varlıkmış da, O'nunla anıldığında, yan yana görüldüğünde ya da aynı cümlenin ya da paragrafın içerisinde birlikte bulunduğunda kirlenilecekmiş gibi bir tutum okuyorum ekstra çabalardan, ıkınmalardan, sıkılmalardan.
Yazdığın kitapta, şiirde; ürettiğin eserde ya da sunduğun akademik çalışmada böylesi bir çabaya tutuşmak neden?
Konuya ocular bucular şucular açısından yaklaşmıyorum, konuyu tamamen bireysel bazda ele alıp genel bir çerçeve oluşturmaya çalışıyorum. Bunu yaparkende herhangi bir kişiyi hedef almayı değil ortaya konuşmayı tercih ediyorum.
İyi de abicim ben Rabbimi anıyorum...
Tamam abicim sözüm zaten sana değil. Sözüm bu konuda kendi gözlemlerime düçar olan genel insanlarımıza.
Mesela bu konuda sahiden çabaya tutuşmuş bir tanıdığımı bulup onunla sohbet etmek isterim zamanı geldiği zaman, nasip olursa bunu bir gün yaparım inşallah.
Ama burada bazı şeyleri sorgulamak istiyorum;
Yazdığın şiirinde ALLAH demek neden zor?
Yazdığın, ürettiğin ya da çıkarttığın roman ya da diğer edebi eserlerinde ALLAH ismini zikretmek niçin mümkün değil ya da içinden gelmiyor.
Oysaki sen şairsin, yazarsın, sanatçısın ya da akademisyensin ve üstelik de hem çok maharetli hem de çok başarılısın da sunduğun o güzelim ürünlerinde ALLAH ismini dile getirmeyi niçin istemiyorsun?
Sana göre ALLAH, hiç bir şekilde anılmaması, dile getirilmemesi, zikredilmemesi ya da yanyana dahi durulup aynı yolda yürünülmemesi gereken bir varlık mı?
Eğer eserinde, ürününde, yazılarında ya da sanatında ALLAH'ı anarsan sosyal, siyasal ya da herhangi diğer yaşamsal konumlarında gözden mi düşersin, ilgi mi kaybedersin, popülarite eksikliğine mi uğrarsın?
ALLAH ile görülmek, ALLAH ile anılmak, ALLAH ile bilinmek sana uğursuzluk mu getirir?
Sana göre niçin bu kadar itici ALLAH ismi?
Sen derken aslında ben diyorum.
Sana derken aslında bana diyorum.
Sen, ben, biz; hepimiz...
E kardeşim ALLAH diyenlerin halini görüyoruz... ile başlayan ve uzayacak bir sürü karşı tez.
Onların ve dahasının hepsinin farkındayız ve ben onlardan dem vurmuyorum zaten. Senden, benden ve bizden bahsediyorum.
En az bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi kadar insanı seven ALLAHU TEALAYA bu denli sönük, donuk ve uzak durmak kocaman bir haksızlık değil mi?
Yediğini, içtiğini; soluduğunu ve tükettiğin her şeyi sana O veriyor.
Tırnaklarımla kazandım ben, buraya gelebilmek için ömrümü harcadım☺️ ALLAH vermese sana, sen neyi kazanabilirsin ki?
Hadi bir kez daha düşünelim. ALLAH ile barışalım. O'na el uzatalım.
Yazarken, çizerken, anlatırken O'na da kelimelerimizde, sanatımızda, eserlerimizde yer vermeye çalışalım.
ALLAH ile anılmak bize zul gelmesin aksine O'nunla yanyana durmaktan mutluluk duyalım, ferahlık hissedelim.
Ve en önemlisi BİZİ YARATAN ALLAHU TEALA'ya hakaret eden ya da O'nunla alay eden bir hadsiz olduğu zaman alkışlamayacak kadar dirayetli ve imanlı olalım.
Sonuçta hepimiz O'na döneceğiz.
O'na döndüğümüz zaman, O'na bakabilecek yüzümüz olsun.
Bu yazımla ilgili kırıp döktüğüm herhangi bir kalp varsa şimdiden özür diliyorum. Amacım insanları kırmak değil. Sadece uzun zamandır içimde saklanan bir gözlemi dile getirmek ve bu hepimiz için geçerli.
Saygılarımla





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.