YazYorum
Deneme5 Tem 2026

Bir Göksel Nota: Pisagor

Bazı yolculuklar vardır; insan bir şehre değil, kendi içine gider… Ege’nin ortasında başlayan o deniz yolculuğunda, rüzgârın ve sessizliğin arasında Samos’a ulaştım. Pisagor’un heykelinin karşısında uzun süre durdum. Heykelde barınan bir sırrın ölümsüzlüğünü gördüm. Bu sır nedir? Peki...

Özgür SARI|5 Temmuz 2026|3 dk okuma
231 görüntülenme|0 yorum

Bir Göksel Nota: Pisagor

Pisagor ismini çoğumuz ders kitaplarında bir formül adı ve üçgen adı verilen geometrik bir şekil ile öğrendik.

Dilimize pelesenk olmuş bir formülle… Kısa kenarın kendi içinde çarpımı ile uzun kenarın kendi içinde çarpımının toplamının, hipotenüsün karesine eşit olduğu bilgisi dimağımıza kazındı.

Pisagor hakkında yazılan bilimsel metinleri okuduğumuzda, evreni sayılarla açıklamaya çalıştığı için onu yalnızca katı bir rasyonalist, hatta belki bir ateist olarak görenler de olabilir.

Oysa bana göre Pisagor’un formülü, göksel bir notaydı.

Şimdi Samos’ta, Pisagor heykelinin tam yanındayım. Bronz parmağı gökyüzünün mavisine, kadim bir sırra doğru uzanıyor. Ve heykelde fark ettiğim o meşhur detay tam karşımda duruyor.

Hipotenüs, dik kenarla birleşmemiş… Havada asılı, ucu açık bir sır gibi bırakılmış.

Uzun bir süre oradaki mistisizmi, geçmişin benimle konuşmasını bekledim. Elimi kalbimin üzerine koydum. O an, zamanın ve mekânın ötesinden gelen kadim bir bilgelik ruhuma dokundu sanki.

Bir şimşek çaktı, mistik bir sessizlik anında Samos'un rüzgarı kulağıma hakikati söyledi.

Pisagor, yalnızca bir matematikçi değildi. O, evrenin ruhunu sayıların harmonisinde arayan bir mistikti. Sayılar onun için ilahi olanın sonsuzlukla birlikte yeryüzündeki izleriydi.

Kısa kenar, uzun kenar, hipotenüs…

(a×a) + (b×b) = (c×c)

(Ahlak×Ahlak) + (Bir×Bir) = (Can×Can)

Ahlak: İçsel pusulamız, vicdanımız, bizi ayakta tutan ilk dik kenar.

Bir: İnsanın kendi özüyle, diğer insanlarla ve evrenle bütünleşme çabası; ikinci dik kenar.

Can: Bu iki erdemden doğan nihai hipotenüs… Ruhun en yüksek mertebesi… “Ben”den “biz”e yapılan yolculuktaki içten bir merhaba…

Belki de Pisagor, göğün kapısını bilerek açık bırakmıştı.

İnsana; hayat boyunca ahlakını ve birlik bilincini büyüterek kendi "Can"ını gökyüzüne doğru tamamlaması gerektiğini hatırlatmak için…

Elim hâlâ kalbimdeydi. Samos’un rüzgârı, kadim bir sır gibi kulağıma fısıldıyordu:

"İnsan, içindeki Ahlak’ı ve Bir’i büyüttükçe, Can’ı o göksel melodiye biraz daha yaklaşır." diyordu.

O ses; Ege’den doğup Akdeniz’i aşan, Anadolu’ya ulaşarak kıtaları birbirine bağlayan büyük insanlık köprüsüydü…

Sokrates’ti, Platon’du, Aristoteles’ti, Spinoza’ydı, Kant’tı, Nietzsche’ydi Laozi’ydi, Buda’ydı, Farabi’ydi, İbnü’l-Arabî’ydi, Mevlânâ’ydı, Kavafis’ti, Rilke’ydi, Goethe’ydi, Cibran’dı, Yaşar'dı, Karakoç’tu, Özel’di…

Ve belki onların arasında var olmaya çalışan kendi sesimdi.

“Peki,” dedim içimden, “Can kimdir?”

Bir sessizlik oldu.

Sonra o kadim ses yeniden konuştu:

“Can; sensin, onlar, biz ve siziz… Can, insanın içindeki vicdandır. İnsan, Can’dan uzaklaştıkça kendi ruhundan da uzaklaşır.”

İşte şimdi, bir düşünürden diğerine uzanan, Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan o görünmez köprü; tam da o ucu açık dik kenarın ve hipotenüsün boşluğunda, duruyor.

Can köprüsü, insanın hakikate yürüdüğü ince ve kadim bir yoldur.

Bu sır bugün yeniden açığa çıkıyorsa, 21. yüzyıldan sonsuzluğa yeniden bir "Can köprüsü" kurabilmemiz içindir. Belki de bütün mesele, insanın kendi içindeki eksik parçayı tamamlayabilmesidir. Çünkü insan, kendi içindeki eksik parçayı tamamlamak için kendine dokunmaya çalışan eksik bir çizgidir.

Belki evrim yalnızca bedenimizi değil, insan olma arayışımızı da bugüne taşıdı.

Kendime sorduğum asıl soru şu:

"Gerçekten İnsan olmayı öğrenebildim mi? Öğrenebildik mi?"


Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar