Özet
Bu çalışmada alan yazın taraması yapılarak anlaşmazlık ve müzakere gibi kavramların tanımı yapılmış, aile içinde çıkan anlaşmazlıkları yapısı ve nedenleri incelenmiş, alan yazında incelenen anlaşmazlık çözüm ve yönetim stratejileri ile müzakere prensipleri ve yaklaşımları üzerinde durulmuş, aile içi anlaşmazlıkların çözümünde ve yönetiminde kullanılması gereken stratejiler ve müzakere prensipleri açıklanmış, hangi stratejilerin ve müzakere prensiplerinin boşanma öncesinde, boşanma sırasında ve boşanma sonrasında etkili olacağı belirtilmiş, gereken stratejilerin ve müzakere prensiplerinin kullanılması ya da kullanılmaması durumunda ortaya çıkacak sonuçlar vurgulanmıştır.
Giriş
Anlaşmazlık her toplumda ve her kültürde görülebilen yaşamın doğal bir parçasıdır. Peki anlaşmazlık nedir? Anlaşmazlık iki veya daha fazla tarafın istekleri ve çıkarları konusunda fikir ayrılığına düşmesidir (Yıldız Göğebakan, 2016). Anlaşmazlık kurumlar arasında, kişilerarası ilişkilerde, devletler arasında görüldüğü gibi aile içinde de görülebilir. İnsanlık tarihi boyunca insanlar bir arada yaşama isteği ve ihtiyacı duymuş, bu ihtiyaçları giderebilmek için aile olgusunu geliştirmiştir. Aile, toplumun en temel ve en önemli kurumu haline gelmiştir (Şen, 2013). Sağlıklı toplum sağlıklı aileler gerektirir. Aile içinde çıkan anlaşmazlıkların çözümü bu bağlamda çok önemlidir. Çözülemeyen her anlaşmazlıkla birlikte aileler sağlıksız bir hale gelmekle birlikte yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır (Börü, 2019). Aile içerisinde görülen bu anlaşmazlıkların çözümünde ve yönetiminde müzakere çok önemli bir yere sahiptir. Müzakere hayatın doğal bir parçası olan anlaşmazlıkların yapıcı bir şekilde çözülmesini sağlayan, sağlıklı fikir alışverişleri olan bir iletişim şeklidir (Kaya & Yılmaz , 2015).
Tartışma
Anlaşmazlıklar sağlıklı bir şekilde yönetilmediği ve çözülmediği taktirde evlilikler sağlıksız bir hale gelmekte, aileler yıkılmaktadır. Araştırmalara göre Türkiye’de boşanma oranları batı ülkelerine göre daha düşük seviyede olsa da yıllar geçtikçe oran hızla artmaktadır. Türkiye’de 2015 yılında her 100 evlilikten 21’i boşanmayla sonuçlanmıştır (Çil, 2019). Boşanmaların sebeplerin odaklanıldığında bütün problemlerin altında anlaşmazlıkların sağlıklı bir şekilde yönetilemediği ortaya çıkar.
Anlaşmazlıkların sebeplerini araştırmak bu bağlamda çok önemlidir. Peki aile içi anlaşmazlıkların sebepleri nelerdir? Yapılan araştırmalardan birine göre maddi durum, çocuk bakımı ve yetiştirilmesi, kıskançlık, akrabalarla ilişkiler, ev işlerinin aksaması, hastalık, cinsel yaşam, alkol ve şiddet gibi konular anlaşmazlık konuları olarak ele alınabilir (Aktaş Akoğlu & Küçükkaragöz, 2018). Yapılan başka bir araştırmaya göre daha önceden belirtilen anlaşmazlık konularına ek olarak iletişimin olmaması, giderilmemiş duygusal gereksinimler, sadakatsizlik, otoriter eş ve şüpheci eş gibi faktörlerin anlaşmazlığa sebep olduğu söylenebilir (Şengül Öner, 2013).
Belirtilen anlaşmazlık tanımına ve verilen sebeplere paralel bir biçimde Krishnakumar ve Buehler (Karagözoğlu, 2017) tekrar sayısı, kroniklik veya süreklilik, ifade edilme şekli, çözüm derecesi ve yoğunluk gibi boyutlarla aile içi anlaşmazlıkları çok boyutlu bir yapı olarak değerlendirmişlerdir. Bu yapıya benzerlik gösteren farklı bir görüşe göre Weingarten ve Leas (Karagözoğlu, 2017) beş farklı düzeyle anlaşmazlık durumunu ortaya koymuşlardır. Buna göre sorun çözümü olarak da adlandırılan düzey 1’de anlaşmazlıklar belirli konular üzerinde çıkan fikir ayrılıklarıyla ortaya çıkan ve geçici öfkeyle tanımlanabilecek anlaşmazlıklardır. Bu düzeyde duygusal ortam olumludur. Uyuşmazlıklar olarak adlandırılan düzey 2’de anlaşmazlıklar güven düşüşü ile ortaya çıkar ancak eşler birbirine düşman değillerdir. Bu düzeyde ilişkinin sorunlu olduğu düşüncesiyle genelde eşler soruna çözüm arayışındadırlar. Yarışma olarak adlandırılan düzey 3’te taraflar haklı çıkmak için tartışmakta ve sorunun kaynağının karşı taraf olduğu düşüncesine hakimdirler. Bu düzeyde duygusal ortama öfke ve kin duyguları hakimdir. Kavga/kaçış olarak adlandırılan düzey 4’te ise taraflar birbirini suçlamaktadır ve duygusal dalgalanmalar görülmektedir. Bu düzeyde anlaşmazlıkların odak noktası konular değil kişilerdir. Savaş düzeyi olan düzey 5’te ise umutsuzluk, öfke ve intikam duygularıyla hareket edilir. Düşmanlık ön plandadır ve anlaşmazlığa dahil olan kişiler artmaktadır.
Aile içi anlaşmazlık yönetimi ve çözümlerinde çiftlerin farklı tarzlarda yöntemleri vardır. Bazı insanlar kavgadan kaçar, bazı insanlar anlaşmazlıkların üst seviye çıkmasına göz yumar, bazı insanlar ise farklılıkları göz önüne alarak sağlıklı bir şekilde iletişim kurup sorunlarını çözebilir veya anlaşmazlıkları yönetebilirler (Şengül Öner, 2013). Prado ve Markman’a (Çakmak Tolan, 2015) göre aile içi anlaşmazlıklarla ilgili olarak önemli olan yaşanan problemlerin sayısı, tekrarı veya niteliği değil, anlaşmazlıkların nasıl yönetildiği ile ilgilidir.
Alanyazında anlaşmazlık yönetimi ve çözümü ile ilgili olarak en çok üç temel strateji ele alınmaktadır. Bu stratejiler “iş birliğine yönelik, yapıcı stratejiler”, “hükmedici stratejiler” ve “kaçınma stratejileri” olarak isimlendirilmektedir. İş birliğine yönelik anlaşmazlık yönetimi ve çözümü stratejisinde taraflar güven duygusu içerisinde karşılıklı olarak iş birliğine yönelme, anlaşma seçeneklerini değerlendirme, ortak bir karara ulaşmak için çözüm arama, empati geliştirme gibi yapıcı stratejiler kullanmaktadırlar. Hükmedici stratejiler yıkıcı stratejiler olarak da adlandırılabilir. Bu stratejide taraflar birbirlerine zarar verecek şekilde psikolojik, duygusal ve fiziksel şiddet göstererek çözüme ulaşmaya çalışırlar. Kaçınma stratejilerinde ise taraflar sorunu görmezden gelmeye çalışırlar. Çatışmayla uğraşmak yerine ertelemelerle sorunlardan ve birbirlerinden kaçarlar (Çakmak Tolan, 2015). Bu stratejilerden en sağlıklısı kesinlikle iş birliğine dayanan yapıcı stratejilerdir. Diğer stratejiler de taraflar sağlıklı bir çözüme ulaşamadıkları için anlaşmazlıklar stres faktörü olarak kalarak taraflara zarar verebilir ve aileler bu bağlamda yıkılabilir.
Alanyazında anlaşmazlık yönetimi ve çözümü ile ilgili olarak Thomas (Şengül Öner, 2013) girişkenlik ve işbirlikçilik olarak isimlendirilen iki farklı boyut temelinde beş farklı anlaşmazlık yönetim şeklini dile getirmiştir. Bu anlaşmazlık yönetim şekilleri rekabet etme, ortak hareket etme, uzlaşma, kaçınma ve uyum sağlama olarak isimlendirilebilir. Girişkenlik, kişinin kendi çıkarlarını düşünmesi ve koruması olarak tanımlanırken, işbirlikçilik karşı tarafın da çıkarlarını düşünmesi olarak açıklanabilir. Bu anlaşmazlık yönetimi şekillerinden birisi olan rekabet etme, girişkenliğin olduğu ancak iş birliğinin olmadığı stildir. Özellikle evli bireylerde eşler diğerine kendi isteklerini zorla kabul ettirme çabasına girmektedir. Eşlerden biri diğerinden daha güçlüyse kazan-kaybet sonucu için çabalar. Ortak hareket etme, davranışların hem işbirlikçi hem de girişken olduğu anlaşmazlık yönetim şeklidir. Anlaşmazlıklarla yüzleşme ve problemle ilgili ortak bir çözüm yolu bulma çabası vardır. Diğer bir anlaşmazlık yönetim şekli olan uzlaşmada hem işbirlikçi hem de girişken olan davranışlar söz konusudur. Ortak bir noktada buluşma amaçlanmıştır. Özellikle aile içi anlaşmazlıklarda evli bireyler karşı tarafın isteklerinin bir kısmını, kendi isteklerinin bir kısmından vazgeçerek karşılamak isterler. Taraflar eşit güce sahipse ve kendi isteklerini karşı tarafa kabul ettiremiyorsa çoğunlukla bu yönetim şekli kullanılmaktadır. Diğer bir anlaşmazlık yönetim şekli olan kaçınma, davranışların hem girişken hem de işbirlikçi olmadığı anlaşmazlık yönetim şeklidir. Anlaşmazlıklarda geri çekilme, sorunlardan kaçma ve pozisyon almama gibi durumlar gözlemlenir. Anlaşmazlıklardan kaçınma isteklerin karşılanması için olumlu veya olumsuz olabilir. Uyum sağlama ise işbirlikçi olan ancak girişken olmayan davranışların olduğu anlaşmazlık yönetim şeklidir. Amaç dengeyi sağlamak, olumlu bir ilişki sürdürmek ve diğer kişiyi yatıştırmaktır. Özellikle aile içi anlaşmazlıklarda eşlerden biri bu amaçlar doğrultusunda kendi isteklerinden vazgeçerek sadece diğer eşin çıkarlarını gözetir.
Anlaşmanın mümkün olmadığı durumlar vardır. Bu gibi durumlarda müzakere yaklaşımının kullanılması anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasında yapıcı bir güç olarak ortaya çıkmaktadır (Sarıçay, 2019). Alanyazında ayrıştırıcı müzakere ve bütünleştirici müzakere olmak üzere iki tür müzakereden bahsedilmektedir. Ayrıştırıcı müzakerede taraflar tamamen rekabetçidir hatta bazı zamanlarda bu rekabet düşmanlığa kadar gidebilir. Tarafların amacı ortada olan çıkarın tamamen veya büyük bölümünün kazanılmasıdır. Karşı tarafın ne elde ettiği veya ne kaybettiği düşünülmez. Ayrıştırıcı müzakere aynı zamanda kazan-kaybet müzakeresi olarak da isimlendirilir. Bir tarafın kazancı diğer tarafın zararı demektir. Bu müzakere sonucunda ya iki taraftan birisi kaybeder ya da iki taraf da kaybeder (Poyraz & Kuruoğlu, 2016).
Diğer bir tür olan bütünleştirici müzakere ise kazan-kazan müzakeresidir. Taraflar kendilerini ve karşı tarafı düşünerek hareket ederler. Taraflar hem kendi çıkarlarını hem de karşı tarafın çıkarlarını iyi bir şekilde anlaması gerekir. Sorunun çözülmesinde işbirlikçi bir yaklaşım vardır. Mevcut kaynakların eşit bir şekilde paylaşılmasından çok yeni kaynakların ve değerlerin üretilmesi görülür. Tarafların amaçlarını yerine getirmesi için müzakere edilmesiyle mevcut olan durumdan daha iyi bir duruma geçilmesi söz konusudur. Taraflar iletişime açıktır ve bilgi paylaşımında bulunurlar. Peki bütünleştirici müzakerede hangi teknikler kullanılır? İlk ve en zor adım problemlerin tanımlanmasıdır. Problemlerin insanlardan ayrı tutulması gerekir. Taraflar problemi tanımlarken farklı değerlerin, isteklerin, beklentilerin ve ihtiyaçların olduğunu ve asıl problemin bu değişkenler sebebiyle ortaya çıktığını unutmaması gerekmektedir. İkinci adım ise alternatif çözümlerin üretilmesidir. Taraflar problemi ve karşı tarafın isteklerini, ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve beklentilerini çok iyi bir şekilde anlamıştır. Çözümler üretilirken odak noktası tarafların istek ve amaçlarından daha çok gereksinimleri üzerine olsa da üretilen çözümler iki taraf için de bir kazancın söz konusu olduğu çözümlerdir. Üçüncü adım ise alternatif çözümlerin değerlendirilmesi ve seçim yapılmasıdır. Bu aşamada taraflar üretilen çözüm seçeneklerini, kendi ve karşı tarafın çıkarlarına ne kadar uyup uymadığı konusunda dikkatli bir şekilde değerlendirmede bulunur. Çözüm seçeneklerinin en uygunu olanı seçilir ve anlaşmaya varılır (Ünal, 2009). Ancak müzakerede sadece bu tekniklerin uygulanması yeterli olmayabilir. Müzakere öncesi ve sürecinde yapılması gereken şeyler vardır. Öncellikle taraflar arasında güven ortamı geliştirilir. Müzakere öncesinde dürüstlük ilkesiyle hareket edileceği dile getirilebilir. Anlaşmanın belgelenmesi istenilebilir ve bu anlaşmaya uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar da bu belgeye eklenebilir. Diğer bir önemli nokta ise diyalog kurulmasıdır. Sağlıklı bir iletişim olmazsa sağlıklı bir müzakere de söz konusu olamaz. Empati ve dinleme de önemli faktörlerdir. Taraflar birbirlerini dinlemez ve kendilerini diğerinin yerine koyamazsa daha önce belirtilen tekniklerin uygulanması söz konusu bile olamaz. Duyguların kontrol altında tutulması da çok önemlidir. Müzakere sürecinde farklı duygular yaşanılabilir ancak taraflar kendi duygularını kontrol altında tutarlarsa daha dürüst, daha tutarlı ve daha nesnel davranabilirler. Yeni fikirlere ve yeni çözümlere açık olmak için duyguların kontrol altında tutulması gerekebilir (Poyraz & Kuruoğlu, 2016).
Alan yazında yaklaşım olarak sert müzakere yaklaşımı ve yumuşak müzakere yaklaşımı olarak iki farklı türde müzakereden bahsedilmektedir. Sert müzakere yaklaşımında özellikler dağıtımcı müzakereye benzerlik gösterir. Taraflar rekabetçidir, müzakerenin tek amacı kazanmaktır. Müzakere kazan-kaybet mantığı etrafında şekillenir. Taraflar kazanmak için kaynaklarını ve güçlerini sonuna kadar kullanma eğilimindedirler. Diğer bir yaklaşım olan yumuşak müzakere yaklaşımında ise tarafların birbirlerine teklifler götürdüğü, gerektiğinde ödün verildiği, tarafların birbirine güvenildiği ve kazan-kazan mantığıyla hareket edildiği görülür (Ateş, 2020).
Peki anlatılan bütün bu müzakere prensipleri ve anlaşmazlık çözüm ve yönetim stratejilerinden hangilerinin aile içi anlaşmazlıklarda kullanılması gerekmektedir? Evli bireylerin anlaşmazlıkları çözülemez veya yönetilmezse bireylerin mutsuzluğu ve evliliğin sonlanması kaçınılmazdır. Özellikle boşanma öncesindeki anlaşmazlıkların çözümünde ilk olarak alan yazında yer alan stratejilerden işbirlikçi, yapıcı stratejilerin kullanılması gerekmektedir. Bu stratejinin kullanılmasıyla ortaya çıkan anlaşmazlıkların yönetimi ve çözümü sonucunda uyumlu ve uzun bir birlikteliğin sağlanması söz konusudur. Thomas’ın anlaşmazlık yönetim modelindeki ortak hareket etme ve uzlaşma stratejilerinin kullanılmasıyla evli bireylerin çıkan anlaşmazlıkları yönetebildiği ve çözebildiği söylenebilir. Bu stratejiler sonucunda her iki taraf da kazanır ve birliktelik uyumlu ve uzun bir şekilde devam edebilir. Anlaşmazlıkların çözümünün kolay olmadığı bazı durumlar vardır. Bireyler boşanma sırasında olabilir veya boşanmış ancak anlaşmazlığın devam ettiği durumlar gözükebilir. Bu durumda müzakere prensiplerinin kullanılması her iki taraf için de oldukça faydalı olacaktır. Özellikle bütünleştirici müzakerenin kullanılması durumunda bireylerin kaybetmesi söz konusu olmaz. Taraflar ihtiyaçlarını karşı tarafa zarar vermeden giderebilir. Ayrıca yumuşak müzakere yaklaşımlarının etkisi de büyüktür. Bireyler müzakere de sert yaklaşımda bulunurlarsa anlaşmazlıklar çözülmeyebilir ve yeni anlaşmazlıklar doğabilir. Boşanma sırasında olan bireylerin yumuşak yaklaşımla bütünleştirici müzakerede bulunması durumunda boşanmadan vazgeçilebilir ve evlilik devam edebilir. Bunun yanı sıra bireyler boşansa bile anlaşma sağlandığı için bireylerin hayatlarına devam etmesini sağlayacak motivasyon kaynaklarını sağladığı söylenebilir. Boşanma sonrasındaki bireylerin de anlaşmazlıklarının çözülmesi ve yönetilmesi için yumuşak yaklaşımlı müzakere ve bütünleştirici müzakere kullanımı her iki taraf için de olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bu müzakere prensiplerinin sadece boşanma sırasında veya boşanma sonrası bireyler için değil boşanma öncesinde olan bireyler için de kullanımı ve kullanılmasından fayda sağlaması mümkündür. Aynı şekilde anlaşmazlık çözüm ve yönetim stratejilerinin de boşanma sırasında ve sonrasında kullanılması durumunda fayda görülmesi kaçınılmazdır.
Sonuç
İnsan sosyal bir varlıktır. İnsanların diğer insanlarla ilişki kurması ve anlaşmazlık yaşamaları kaçınılmazdır. Özellikle aile içi anlaşmazlıklarda evli bireylerin farklı şekillerde anlaşmazlık çözüm ve yönetim stilleri olabilmektedir. Ancak bireyler rekabetçi olur, sadece kendi menfaatlerini ve isteklerini düşünür, anlaşmazlık çözümü ve yönetiminde yıkıcı bir tavır sergilerlerse veya kaçınmacı bir şekilde iletişim kurmaktan, sorunlardan ve karşı taraftan uzak durmaya çalışırlarsa, birliktelikler kavgalı, stres dolu ve kısa süreli olabilmektedir. Bu bağlamda aile içinde çıkan anlaşmazlıklarda kazan-kazan mantığıyla yapılan anlaşmazlık çözüm ve yönetim stratejileri ile müzakere prensiplerinin yapıcı bir rol oynayacağı, koruyucu bir faktör olacağı ve birlikteliklerin uyumlu ve daha uzun süreli olmasında önemli bir faktör olacağı aşikardır.
Kaynakça
Aktaş Akoğlu, Ö., & Küçükkaragöz, H. (2018). Boşanma Nedenleri ve Boşanma Sonrasında Karşılaşılan Güçlüklere İlşkin Bir Araştırma: İzmir İli Örneği. Toplum ve Sosyal Hizmet Dergisi, 29(1), 153-172.
Ateş, A. (2020). Müzakere Yaklaşımları Bağlamında Sert, Yumuşak ve Prensipli Müzakerelerin Analizi. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi 24(1), 111-126.
Börü, L. (2019). Aile Arabulucuğu Konusunda Güncel Gelişmeler. II. ULUSLARARASI KADIN VE HUKUK SEMPOZYUMU, 1043-1061.
Çakmak Tolan, Ö. (2015). Evlilik Uyumunun Kişilik Özellikleri, İlişkiye Dair İnançlar ve Çatışma Çözümü Stilleri Bağlamında Yordanması . Malatya: İnönü Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi.
Çil, G. (2019). Türkiye'de Boşanan ve Boşanamayan Kadınların Yapabilirliklerinin Boşanma Eylemine Geçiş Veya Geçemeyişleri Üzerine Olan Etkisi. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yükseklisans Tezi.
Karagözoğlu, N. (2017). Aile Uyuşmazlıklarında Arabuluculuğa Elverişlilik . Ankara: Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek lisans Tezi.
Kaya , A., & Yılmaz , S. (2015). Çatışmayı Yönetme Stilleri ile Müzakere Becerileri Arasındaki İlişki. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 16(2), 145-160.
Poyraz, E., & Kuruoğlu, K. (2016). İletişim Çatışmalarının Çözümü İçin Bir Araç: Birleştirici Bİr Güç Olarak Müzakere. Intermedia International e-Journal, 3(1), 162-177.
Sarıçay, S. (2019). Okul Yöneticilerinin Müzakere Becerileri ile Öğretmenlerin Muhalif Davranışları Arasındaki İlişki. Denizli: Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Bİlimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.
Şen, B. (2013). Boşanma Süreci ve Arabuluculuğu. Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi.
Şengül Öner, D. (2013). Evli Bireylerin Evlilik Çatışması, Çatışma Çözüm Stilleri ve Evlilik Uyumlarının İncelenmesi. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.
Ünal, A. F. (2009). Müzakerelerde Güç ve Çerçevelemenin Etkileri ve Bir Araştırma . Bursa: Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.
Yıldız Göğebakan, D. (2016). Ortaokul Düzeyinde Uygulanan Anlaşmazlık Çözümü ve Akran Arabuluculuk Eğitim Programının Etkililiği (Boylamsal Bir Çalışma). E-Uluslararasi Eğitim Araştırmaları Dergisi, 7(1), 36-55.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.