Bugün yani 05 Ekim 2026 Pazartesi günü Kocaeli Kongre Merkezi'nde 03 Ekim Cumartesi günü başlamış olan ve 11 Ekim Pazar günü son bulacak olan KOCAELİ 16'ncı Kitap Fuarının havasını teneffüs etmek üzere kalkıp söz konusu olan fuar alanına doğru yola çıktım öğlen saatlerinin ortalarında.
Hedefimde fuara katılmış olan değişik çaptaki yayınevlerinin kapısını çalıp irtibat kurmak ve mümkünse de muhabbet edip sektörün nabzını tutabilmekti.
Gittim...
Ben fuar alanına girdikten sonra sanki bütün yayınevleri beni tanıyorlarmış gibi suratlarından akan " Gelme! Gelmeeeee! " nidalarını okudum hepsinden peşinsıra.
Hiç kimsenin hiç kimse ile diyaloğu yok ve stantların içerisindeki herkeslerin tek amacı olabildiğince kitap satmak.
Dolayısıyla senin o sahanın içerisindeki ederin kitap alma ihtimalinin azlığı ya da çokluğu ile doğru orantılı olarak yükselen ya da azalan skalalarla ifade ediyor kendisini yayınevlerine.
Büyük, orta ya da küçük kalibreli yayınevlerinden birisinin standının önünde es kaza birazcık fazla zaman geçiriverdiğin zaman stant içerisindeki kişilerin " Üfff buda ne ya! Hem kitap alacağı yok hemde dükkanın önünü kapatıyor şu adam. Çekilsene hacı, başkaları da gelsin," yakınmalarını gayet net hissediyorsun davranışların dilinden ve yüzün saklayamadığı mimiklerin ifadelerinden.
Bir insan kitap fuarına niçin gider?
Sadece kuru kuruya bir ya da bir kaç tane çaplı-çapsız kitaplardan satın almak için mi?
Eğer dert sadece kitap satın almaksa onun için bunca cürcunaya ne gerek var?
Günümüzün dünyasında kitap satın almanın türlü türlü yolları var.
Verirsin siparişini çok değil ertesi gün kitap kapında, belki de aynı gün!
Dolayısıyla bu fuarların tek amacı birilerine kitap kakalamak olmamalı.
Muhabbet de bulabilmeli insanlar.
Tatlı söz de işitebilmeliler.
Ve dahası insanın içini ısıtan yürekten bir tebessüm de görebilmeliler değil mi?
Her şeyi otomatiğe bağlayıp, kapitalist dünyanın değişmeyen argümanlarıyla hareket ettiğin zaman, rafında suskun ve küskün kitapların iniltilerine rastlar insanlar ve yanından geçen bazı insanların bazı tespitleri ısırır seni " Aman haa! " diyerek.
O da şu:
" Ben neyi tespit ettim biliyor musun? Buradaki fiyatlar normalden daha pahalı."
Evet, bunları söylüyordu yanımdan geçen 18-20 yaşlarındaki genç bir kitap kurdu.
Belli ki o da bazı şeylerden hiç memnun değil.
Sonra salonların ortasında ki alana kurulmuş devasa ekrandan CNN TÜRK kanalı haber yorumcularından Zafer ŞAHİN'in konferansını dinlerken buluyorum kendimi biraz yorulmuş olarak.
Eee kolay değil, biz eskinin dinç insanlarından değiliz artık.
Yaşlandık!
Birazcık soluklandıktan sonra aradığını bulamamış insanlardan biri olarak insan ısıran yayınevlerinin arasına salıyorum kendimi tekrar soluksuz bir şekilde.
Ve görüyorum ki kendini büyük görenler küçülmüş, küçük olduklarını kabul etmek istemeyenler de ekonomik şartların olumsuzluğundan olsa gerek mütevazi davranmak mecburiyetinde bırakmışlar kendilerini.
Sonra tekrar aynı açık alanda aynı devasa ekranı uzaktan net görebilecek şekilde konumlandırırken kendimi, ismini bilemediğim tatlı bir engelli yazarın sözcüklerine kabartıyorum kulaklarımı biraz.
Şöyle söylüyor üstad:
Ben hayallerin peşinden gitmeyi seviyorum.
Önce hacca gitmeyi hayal ettim ve onu başardım. Ardından da Peygamber Efendimizi ( s.a.v) ziyaret etmek istedim, onu da başardım.
Engelinden dolayı konuşmakta zorluk çeken genç arkadaşımıza yoldaşlık yapan tanımadığım saygıdeğer üstadın ses tonundan da, yüreğinden konuştuğu herhalinden belli olan genç arkadaşımızın da samimi cümleleri uzun süredir gülmeyen yüzümüzü tebessüm ettirmeye yetiyor ve gizlice duaya sevk ettiriyordu bizi kendileri için.
Son bir kez daha savaş alanına dalıp aradığım muhabbeti bulma ümidiyle gözü kapalı harekete geçmeye karar verince aniden Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın'ın ve etrafındaki üç beş kişinin salonun kenarından hızlıca yürüdüklerini fark edince hafifçe içeriye çekilip göz göze geliyorum Tahir Bey'le.
Koca salon içerisinde kasket takan tek kişi ben olduğum için dikkatini çekmiş olmalıyım ki Tahir Bey'le birbirimizin gözlerinin içine bakıp kafa selamlaşmasını gerçekleştirdikten sonra kararlı adımlarına devam edip hizamdan uzaklaşıp gidiyor ekibiyle birlikte başkan.
O an aklıma hemen rahmetli İlber ORTAYLI geliyor. Yaklaşık 10-11 yıl önceki kitap fuarında aynı rüzgara şahit olmuştum kendisinde ve arkasındaki kalabalıkta. Yalnız İlber ORTAYLI'nın arkasında en az 30-35 kişi vardı o sıralarda...
Tam ümidimi kaybetmiş, fuar alanını terk etmeye karar vermişken tatlı bakışlı bir beyfendi yakalıyor beni tatlı muhabbetiyle.
Tokalaşıyoruz ve eşinin yazdığı romanları anlatıyor bana hemen.
O kadar sahici, tatlı sesli ve yürekten konuşuyor ki beyfendi, onu kırıp da oradan ayrılmayı kendime yediremiyorum ve anlattığı iki kitaptan birini alıyorum kendisinden:
YALNIZ UÇAN SERÇE
Yazarı: Ayşe ÇETİN GÖNEN
Şu anda masamda duruyor bu kitap. Eminim ki harika bir romandır. Birazdan okumaya başlayacağım inşallah.
Ve sonunda aradığımı bulmuş bir şekilde fuar alanından uzaklaşırken Alptekin Bey'e rastlayıp standına uğruyorum kısa bir süreliğine.
Hal hatır, tatlı muhabbet derken yazmış olduğum PEMBE ATKI romanımın akıbetini soruyor bana.
Acelemin olmadığını, kitap üzerinde çalışmalarımın sürdüğünü anlatırken ondan da kendi projelerini dinliyorum aynı zamanda.
Baya bir yol almış Alptekin Bey. Ve o aldığı yolda başarıya ulaşacağına dair sinyalleri fazlasıyla aldım kendisinden.
Romanımın basım şartlarını da kendisiyle konuşup uzlaştıktan sonra, kınımdaki romanım ve romanıma can veren PEMBE ATKIM ile ayrılıp gidiyorum evime doğru yavaş adımlarımla.
Hiç kimse fark etmedi belki ama bugün yel değirmenleriyle savaştım orada ben.
Kim mi galip geldi?
Cevap:
Donkişot!
Zor da olsa aradığımı buldum ve kurumsallaşmamış bağımsız bir yazarın sıcak tebessümü ile amacıma varmış oldum günün sonunda.
Kurumsallarda olmayan samimiyetti beni ona iten.
Ve onu da buldum.
Saygılarımla





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.