Sadece bir tanesini elinin üzerine alıp dikkatle kendisini incelediğinde aslında hiç de korkutucu olmayan, aksine uğur böceğinin sadece 5 ila 10 katı boyutlarında olan ve belki de hiç kimseye ya da hiç bir canlıya zarar verme içgüdüsü taşımayan, kendi halinde yaşayıp ömrünün her anının tadını çıkartmaya çalışan masum canlılardan biri izlenimine kapılınması son derece olası bir böceğe denk geldim 35-40 gün boyunca memleketim Trabzon'da.
Ve bu canlı sadece son üç yıl boyunca değil, ben kendimi bildim bileli her fındık sezonunda fındık dalları ile fındık yaprakları aralarında kendilerine yaşam habitatları kurmuş, özünde tatlı denilebilecek özelliksiz bir canlı idi mutasyonlara uğratılmadan önceki hallerinde.
Ve hangi zamanda olursa olsun karşımıza çıkmaktan asla imtina etmeyen ve ismini almış olduğu gaz çıkarma eylemini yapsa bile çıkartmış olduğu gazı ile kötü kokusuna maruz kalmış olmanın dışında hiç bir zararlı etkiye sebep olmayan, doğanın normal gidişatı içerisinde varlığını sürdüren sıradan bir böcek idi sadece.
Taki son üç yıl öncesine kadar...
Son üç yıl öncesinden bu zamanlarda ise maruz kalmış olduğumuz şey görünüşte aynı masumiyeti barındırıyor olsa bile bizatihi biyolojik savaşlardan bir çeşidinin tam olarak kendisidir denilebilir başlı başına.
Şöyle ki;
Neredeyse koca Karadeniz Bölgesi sadece kendisinden ibaretmiş gibi popülasyonu çok ama çok aşırı şekilde artmış olan bu böcek, tek başına bu devasa miktarlara ulaşmış olamaz.
Yani bu işe dışarıdan müdahale kesinlikle var.
Tek seferde 28 yumurta ürettiği bilinen normal kokarcanın aksine mutasyona uğramış kokarcaların bırakabileceği yumurta sayısı 28 sayısından ibaret midir?
Öyle olmasa gerek ki elini salladığın yerde kokarcalar kaynıyor.
Yani bu sayı hatırı sayılır miktarlarda ( 300-400 gibi ) arttırılmış olmalı.
Belirli bölgeye ( ki orası Karadeniz Bölgesi oluyor) milyarlarca ya da trilyarlarca mutasyonlu kokarcalar bırakıp, bölgenin zararsız mevcut popülasyonu ile çiftleşip mutasyonlu yavruların türemesi sağlanmışsa, zararsızların tez zamanda yok edildiği; bölgenin çok kısa zamanda tamamen mutasyonluların habitatine dönüştürüldüğü bir senaryoda şöyle bir sonuç çıkartılabilir belki de:
Bill Gates'in sivrisinek fabrikalarında biyolojik silah olarak sadece mutasyonlu sivrisinekler üretilmiyor. Onlarla beraber kontrolden çıktıklarında doğayı ve insanlığı yok etme kapasitesine sahip başka başka böcek ve canlılar da üretiliyor. Mesela kokarca gibi...
Ayrıca, böceğe adını veren yellenme eylemi sebebiyle doğaya salmış olduğu içerik, normal zamanlardan bambaşka bir hüviyet kazanmış. Eskiden sadece böceğe ait olan karakteristik kötü kokusundan farklı olarak bu sefer ortalıkta koku namına hiç bir şey yok ancak salmış olduğu gaz, irrite edici ve ciltte önemli bir tahriş ve iç organları bile etkileyebilecek önemli bir yangı kaynağı içeriyor. Yani böceğin saldığı gaz vücudun hangi uzvuna salınmışsa o uzvu derinlemesine etkileyen bir etki gücüne sahip. Deri üzerinde metalik 1 TL lik para boyutundan, kestane ve ceviz boyutlarına ulaşan 3. derece yanık izleri oluşturuyorlarken esas etkiyi güçlü bir yangı hissiyle ele aldıkları yakın doku ve organlara veriyor. Eğer sözkonusu yara ve etkilenen bölgeye geniş kapsamlı İyot ( tendürdiyot, baticon vb) uygulamasını yapmazsan hatırı sayılır bir zaman ( bir hafta- on gün ) maruz kaldığın asidik içeriğin sebep olduğu yıkımsal yangının etkilerine maruz kalarak yaşamak zorunda kalıyorsun. Eğer hemen iyot uygulaması ile olaya kendi yorumunu ilave etmeye kalkarsan da mucizevi bir şekilde iyileşme ve düzelme ile karşı karşıya kalıyorsun.
İnsan vücudundaki yıkımsal etkileri bu şekilde olan böceğin özellikle fındık meyvesi başta olmak üzere diğer bütün meyve ve sebzelere olan etkisi ise tamamen yıkımsal ve yok etme üzerine kurulu bir mahiyet içermekte.
Özellikle doğu Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere fındık üretiminin yapıldığı Doğu Marmara( Kocaeli, Adapazarı, Düzce)'dan tüm Karadeniz Bölgesi boyunca fındık verimimin en az yüzde elli hatta yüzde 70' lere varan düşümüne sebep olmakla birlikte diğer sebze ve meyvelerde ise yüzde yüze yaklaşan verimsizliğe sebep olduklarını birebir gözlemleme fırsatları buldum kendi arazilerimiz üzerinde.
Eskiden fazlasıyla faydalandığımız, arazimiz üzerindeki bazı meyve ağaçlarının ( erik, elma, armut, incir, üzüm, ceviz gibi ) bazıları ya hiç vermemiş, diğer bazıları ise verse bile eski fiziksel çap ve lezzetlerine ulaşamamış görünüm ve içeriklerle varlık aleminde kendilerine düşen payları olduğu kadar doldurabilmenin çabalarına salmışlar kendilerini hastalıklı bedenleriyle.
Eskiye dönük verimleri en az yüzde elli ile yüzde 70-80 oranında düşmüş olan fındık meyvesinin içeriğine baktığım zaman ise şunları söylemem gerekiyor. Kokarcanın sebebiyet verdiği verimsizlik sadece miktar bazında değil, ürünün içeriği olarak da çok büyük bir kayıp söz konusu.
Rekolte ya da randıman olarak söz edilen değeri eskiden 49-50 hatta 55-56 seviyelerinde iken şimdilerde ise bu değerler 32-38 değerleri arasında geziniyor.
Fındık kabuğunun içerisindeki meyvenin ise çoğu çürük, büzük, acı ve oldukça küçük boyutlarda olduğuyla karşılaşıyoruz genellikle.
Son üç yıldır söz konusu olan bu durum görünüşe göre en az bu şekilde seyreylemeye devam edecek ve malesef ki ülkemiz ve tüm dünya hatırı sayılır bir kıtlık dönemini en şiddetli halleriyle yaşayacak malesef.
Mutasyona uğramış o kokarca böceklerini Karadeniz bölgesine kim saldı?
Her türlü uğraşıya rağmen bu böcekler niçin yok edilemiyor?
Irak, Suriye, Afganistan, Filistin, Gazze, Myanmar, Doğu Türkistan ve şimdilerde de İran mezalim ve soykırımlarına karşı insanlık namına üzerimize düşen duruş ve tavırları sergileyemememizin bu kıtlık dönemine girişimiz ile ilgili bir bağı var mı?
Kuran ı Kerim de ALLAHU TEALA, insanlardan intikam alacağını söylüyor. NEPAL'de müslümanları katleden putperestleden hemen intikam alan ALLAHU TEALA, bizden intikamını bu şekikde mi alıyor?
Sözün özü iyiye gitmiyoruz ve özümüze dönmeyi başaramazsak bizleri bekleyen musibetlerden korunabilecek miyiz bilemiyorum.
Suriye savaşında bundan yaklaşık on kadar yıl önce 1 kg pirinci o zamanki Türk parasının sahip olmuş olduğu değeri ile 60- 80 bin Türk Lirasına satın alabilen Suriyeli garibanların yaşadıklarını hayal edebiliyor muyuz şimdi?
Ve sanırım tüm küre için gidişat o yönde...
Kurtuluşun tek bir yolu var:
Öze dönmek ve ahlaklı olmak.
Bunu başaramayacaksak Rabbim yardımcımız olsun.
Amin!
Saygılarımla




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.