YazYorum
Roman23 May 2026

Kür ve Lumix Gizli Köken İlk Bölüm

Kür ve Lumix Gizli Köken Serisi bilinç temelli çok katmanlı doğrusal olmayan bir yapıdır.

Samet KARA|23 Mayıs 2026|6 dk okuma
195 görüntülenme|0 yorum

BÖLÜM 1

ELLEN KARANLIK LUMİX


Karanlık…Sanki ışığın hiç var olmadığı varlığın ilk hatasından doğmuş bir distopik evren. Zaman burada akmıyor; kırılıyor Mekân burada durmuyor, çarpılıyor. Sanki görünmeyen duvarların arasından her an bilinmeyen bir varlık fırlayacakmış gibi tüm atmosferin üzerinde gizlenmiş bir baskı vardı. Ellen hâlâ uyanmamıştı.

Sonra… o kargaşanın içinde açtı gözlerini Bir rüyanın içindeymiş gibi davranmaya çalışıyordu ama ritim tutmuyordu; gördükleri rüya değildi bu. Atmosferin derinliklerinde bir şey onun karanlık korkularını yüzeye itiyordu. Ellen gözleri dolu dolu ,nefesi kesik kesik bir koşuya başladı. —Nereden çıktığı belli olmayan kapılar aradı. Bir çıkış bir ışık… herhangi bir şey ama beklenen oldu.

Sert bir şekilde yere düştü. Çünkü onu tutan bir şey vardı. Görünmeyen biçimsiz ama kesinlikle gerçek olan bir şey. Ellen artık bunun rüya olmadığına inanmıştı. Ağlıyordu... ve o anda…karanlığın içinden bir cızırtı duyuldu. Bir frekans mıydı bu? Ardından kutsal bir titreşim geldi. “Beni duyuyor musun Ellen Wootny?” Sesin nereden geldiği belli değildi; karanlığın kendisinden yankılanıyor gibiydi.

Zaman burada akmıyor bükülüyor kırılıyordu. Ellen’ in etrafında boşluklar açıp kapanıyordu. Bir işaret görür gibi oldu ama karanlık onu hemen yuttu. İç sesi bu nasıl mümkün olabilirdi? Bu yer… düşündüğümden çok daha ötesiydi diyerek kendisini koruma altına almaya çalışıyordu. “Lütfen…” dedi “Lütfen bir işaret… ipucu… bir şey…”

Beklediği işaret geldi. Yerde dizlerinin üzerinde ağlarken bir şey hissetti. Öyle büyük öyle yakıcı bir şeydi ki bu. Nefesi kesildi. Ellen’in karşısında duran bir ayna görünür oldu, ama yansıması değildi. Bu kendisinin içindeki kendiydi. Onun belki de ’Lumix katmanındaki izdüşümüydü.’’ Ayağa kalkmaya çalıştı ama yine düştü. Çünkü onu tutan karanlık sadece mekân değildi — geçmişiydi.

Geçmişinin yankısından; Bir ses daha duydu: “Ellen… ben LU…” “Bırak kendini. Geçmişinle yüzleş.” Ellen ’in en büyük kusuru buydu. Karanlığa değil; geçmişine bakmaktan korkuyordu. Ya şimdi hayatında ilk kez cesur olup o karanlığın üstüne yürüyecekti… Ya da ayaklarını bağlayan şey—adı olmayan o şey—onu sonsuza kadar bu boşlukta tutacaktı. Nefesi titriyordu.

İçine dolan korku ciğerlerinin içini yanaklarına kadar doldurdu. Sonra bağırdı:

“Tamam! Kes artık şu lanet şeyi! Bırak beni! Ne istiyorsan yapacağım!” O anda… Uzaktan gelen siluet yaklaştı. İnsan biçimindeydi — ama içi tamamen simgeydi. Aynanın içinde durdu;

“Gel kızım…”

Cümlesi, Ellenin şakaklarına akarken, sürünerek işittiği seslere doğru ilerlemeye başladı. Zemin soğuktu buz gibi; ‘’soğuk kemiklerine kadar ilmek, ilmek işledi’’. Kemikleri çatırdıyordu çünkü karanlık sadece mekân değil ağırlıktı. Ellen; İlerledi…İlerledi…Ve bir anda durdu. Çünkü bir şey gördü. Gerçek olamayacak kadar gerçek bir şey. Annesi...

Ellen’ in annesi aynanın içindeydi. ‘’Şaşkınlık, mutluluk, korku,’’ nabız atışı… hepsi aynı anda ‘’vücudunda çarpıştı.’’ Ellerini uzattı. Parmak uçları kese kağıdı gibi yumuşamıştı.

Annesi Ellen’in hayattaki en büyük kırılma noktasıydı. Onu kaybedişi dramatikti

— ‘’o gün o şehir o lanetli an...” 3 partikül biçimde Ellen’in bilincine kapılıyordu. Onun zihni parçalanırken geçmiş bir anda açıldı:

‘‘Ailesiyle birlikte kimsenin girmeye cesaret edemediği bir zamanlar dünyanın merkez ritmi olarak kabul edilen ‘İswayhout’ şehrine gidiyorlardı.’’ Yolculuk sırasında Ellen camdan dışarıya bakıyor. Havanın temiz kokusunu içine çekerken, başını camdan dışarıya saldığında rüzgarın hangi boylamdan geldiğini hissetti.

Kısa süreli tadımdan sonra bir ses duydu. Duyduğu ses şimdiki sesin aynısıydı:

‘’Her şey değişecek.’’ Üç kelime çok şey ifade ediyordu. Fakat Ellen’in yaşı küçüktü. Henüz anlayabilecek kadar yetisi gelişmemişti. Şehrin girişine yaklaşırken; Ellen bir şey fark etti:

Şehir eski şehir değildi. Ona bir şey gönderilmişti Mesaj iletilmişti, frekans üzerinden mesaj yerine ulaşmıştı. Titreşimlerin etkisiyle havanın atmosferi aniden değişmişti. Rüzgâr’ bir anda ‘’18–25 km/saat hızla yükseldi.’’ Kum fırtınası oluştu. ‘’Aracın kapıları titredi otomatik kapı kendi kendine açıldı.’’

Ellen henüz çocuktu; uyarıyı anlayamazdı. Bu onun suçu değildi.

Olayların içinde ‘’zamanın kasvetini’’ değiştirmek geç kalınmış, bir harabe gibiydi. Bu yükü bir çocuğun iradesine nakletmek ise, adil olmayan düzeni gasp etmek anlamına geliyordu. Şehrin o mayhoş havası; nahoşluğa çevriliyordu.

İswayhout’ un büyüsü onları şehrin içine çekmişti. ‘’Beşinci kilometreden sonra şehrin üzerini kasvetli bulutlar sardı.’’ Mega kentin yerini ‘’tozlar... Sisler...’’ ve anomali aldı. Araçlar trafikte sıkışarak, kornalar görünmeyen bir elde mühürlendi.’’ görüş mesafesi neredeyse sıfırdı. Zıtlığın ortasında; Ailesi geri dönmeye karar verdi. Ama Ellen panikle kıkırdayan sesiyle gerim gerim bağırdı:

“Geri dönüş yok!”

Ellen: Sözlerini öyle bir söyledi ki ağzından çıkan her harf aracın pencerelerinin, dışarının kasvetli havasıyla birlikte boğuklaştığı sırada, onu anlayan şeyin soy isminde saklı kalan harfler olduğunu sanki biliyormuş gibiydi.”

Arabanın içi iki bilinmeyenli denklem gibi acziyet bir hal almışken. Ellen’in annesi... Şaşkınlıkla ne diyeceğini bilemeden ilk akla gelen sıkça kullanılan o cümlelere sığınarak o cümleleri söyledi: ‘‘Nasıl kızım? Ne diyorsun sen? İyi misin?’’

Ellen’in elleri kendinden habersiz şekilde kontrolsüzce titriyordu. Onun için titreyiş tutunma ihtiyacının elinden alışıydı. Üstüne bindirilen yükler vücudunda haddinden fazla elektrolit üretimi yaratılmasını sağlıyordu.

‘’Anne… az önce bir şey oldu. Bilmiyorum. Açıklayamıyorum ama buraya gelmemeliydik…” Babası bu sözleri duymak istemiyordu. Direksiyonu sinirli bir şekilde kavradı vitesi boşa çekti, gazı bıraktı ve dönüş yoluna doğru rotasını çevirdi. Ellen arka koltukta gözlerini kapadı; içten içe ağlıyor ciğerlerinin içindeki korkuyu yutmaya çalışıyor, ona frekanslarla seslenen o varlığa—adı neyse kimse—yalvarıyordu.

Ellen her ne kadar haklı çıkmak istemese de. Şehrin çıkışına sadece yüz metre kala ‘’asfalt zeminden; yarıklar oluşmaya başlamıştı. ’’

Yüzlerce kilometre boyunca uzanan dev çatlaklar tüm yolu’’ kendi boşluğuna çekmişti. Az önce ‘’10’’ derece olan hava saniyeler içinde bir anda 15 dereceye kadar düşmüştü. Her şeyin durduğu karmaşıklık ‘İswayhout’ şehrine neden bir daha gidilemeyeceğinin işaretiydi. Özellikle şehrin ‘en tepesinde bulunan, Neotriz bölgesi...’’

Annesi… babası… kız kardeşi… hepsi; Ellen’e dönüp hayretler içerisinde donuk gözlerle baktı. Sanki birisi gerçeği onların yüzüne çarpmıştı.

Sonra o kötü bilinç geldi. Hissediliyordu. Fakat; duyulmuyordu. ‘’İnsanlar’’ bir şeyden kaçıyordu. Ama ne olduğunu ‘’kimse bilmiyordu.’’ Koşuyorlar, çarpışıyorlar birbirlerini eziyorlardı.’’ — Dışarıdan bakan ‘’ gözlemciyse’’ her şeyi olağanlığında görüyordu.

Belki de bu yüzden şehir kendi ıssızlığına gömülmeye razı gelmişti.

Her şey normaldi.

Normalin kendisini yeniden yazan bir bilinçti. Ve bilinç… Ellen’in zihninin içine sızmaya başlayarak, o sızıntıyı gerçekleştireceğine inanıyordu.

Ellen bunu fark ettiği anda tekrar nefesi kesilir gibi oldu; ayakları titredi. Ellerini yumruk yaptı.

‘’Korkuyla “Aileme zarar verebilirim düşüncesinin enkazı altında kalırken” fısıldadığı sözler, kulaklarında dolanmaktan nevrinin dönmesi kaçınılmazdı.’’

Sonra korkunun en ham haliyle kargaşanın içinde koşuşturmaya başladı.

Ürkek sesiyle: “Beni bırakın!” diye bağırıyordu, yalvarıyordu, ağlıyordu ve koşuşuyordu.

O günden sonra ailesini bir daha hiç göremedi.

Yaşıyorlar mıydı? Yaşamıyorlar mıydı? Başka bir ritme mi aktarıldılar? Hiçbir fikri yoktu. Bu yüzden annesini görmek—karanlığın içinde bile—onu ayakta tutan tek şeydi.

Geçmişte düştüğü yerde ilk mesajı veren şeyin yine; ‘’Lumix’’ olduğunu fark etmeye başlamıştı. Aynanın içindeki silüet fısıldadı:

“Ellen… seni hatırlıyorum. O gün sesimi duymuştun ‘’Beni kurtar” Ellen’in nefesi kopuyordu. Gözleri dolarken, aynanın içindekinin ‘’ Annesi’’ olmaması onu hayal kırıklığına uğratmıştı.

Lumix titreşen bir yankıyla konuştu: “Ellen ‘’WOOTNY’'…

‘’Geçmişin geleceğin ve şimdiki hâlin aslında aynıdır’’. Zaten yaşanmış olanın içindesin. Sadece ‘’nereden geldiğini ne taşıdığını ve ne yapman gerektiğini unuttun.’’ Ben sana yardım edeceğim. Çünkü ‘’Kür’’ evreni’nin sürekliliği sana bağlı.” Ellen çılgına döndü! Anlamak istemiyor. ‘’Yaşanılanları reddediyor bağırıyordu.’ Attığı çığlık karanlığın duvarlarını yırttı. — Ve birden zihni derin ‘ram’ uykusundan. Uyanıverdi. San

daldaydı. Âmâ bu yaşanamamış demek değildi.

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Roman11 Haz 2026

Neotriz L & S (Bölüm I)

Bu bölüm Kür Evreni'nin mimarı tarafından yazılmıştır. Telif hakları saklıdır. Kronolojik olarak ana seriden önce bağımsız okunabilir.

Samet KARA·3 dk·0·92