Modern rasyonalizm, insanlığa trajikomik bir vaatte bulundu: Yeterince veri toplarsak, varoluşun o tekinsiz boşluğunu evcilleştirebiliriz. Newton’ın saat gibi işleyen evren tasavvurundan beri, elimizde cetveller ve kronometrelerle hayatın koridorlarında koşuşturup duruyoruz. İstatistikler tutuyor, olasılık hesapları yapıyor ve yarının getireceği o muazzam meçhulü, evcil bir salon kedisine çevirmeye çalışıyoruz. Fakat ne acıdır ki, kontrol mekanizmalarımız arttıkça, çaresizliğimiz daha da kristalize oluyor. Çünkü evren, bizim deterministik planlarımıza kusursuz bir kayıtsızlıkla gülümsemeye devam ediyor.
Psikolojik açıdan bakıldığında, netlik arzusu bir olgunluk nişanesi değil, aksine zihinsel bir tembelliktir. İnsan zihni, kategorize edilmemiş, sınırları çizilmemiş her olguyu bir "tehdit" olarak algılayacak kadar konforuna düşkündür. Oysa gerçek gerilim, belirsizliğin o sisli arafında başlar. Her şeyin şeffaf ve öngörülebilir olduğu bir dünya bir çölleşmedir; hiçbir şüphenin, hiçbir ironinin yeşeremediği steril bir laboratuvardır.
Kierkegaard’ın varoluşsal kaygıyı özgürlüğün baş dönmesi olarak nitelemesi boşa değildir; o dönen baş, aslında insanı uykusundan uyandıran yegane şeydir. Kesinlik inancı insanı dogmatizmin konforlu uyuşukluğuna iterken; belirsizlik, bir nevi Sokratik ironi gibi çalışır: Bize sürekli olarak aslında hiçbir şey bilmediğimizi fısıldar ve bizi taze bir merakın eşiğine bırakır.
Hayatı bir Excel tablosunun dikey ve yatay çizgilerine hapsetmeye çalışmak, varoluşun estetiğine yapılmış bir hakaret bence. Gerçek psikolojik dayanıklılık ve zarafet, hayatın geometrik formüllerine boyun eğmekte değil; aksine, o formüllerin çöktüğü o kaotik boşlukta, sisin içinde bir flanör gibi, hafif bir tebessümle yürüyebilmekte.
Sonuçta trajedi de komedi de aynı belirsizlik toprağından besleniyor. Bize düşen, sahnenin arkasında ne olduğunu bilmeden, oyunun keyfini çıkarmak.
Nihayetinde hayat, tüm değişkenlerini eşitleyip sıfıra ulaştığımız bir denklem değil, -aksine- sürekli kalan veren o muazzam bölme işlemi. Modern insanın trajedisi, o kalanı yok etmeye çalışırken bölünenin bizzat kendisi olduğunu fark edememesi. Oysa varoluş, bize vadedilen steril bir otoban değil, haritası yüründükçe çizilen tekinsiz bir patika. Geleceği bilme saplantısından beraat ettiğimiz gün, zihnimizin zincirlerini de çözeceğiz. Çünkü hayatı yaşanır kılan şey, bir sonraki sayfada ne yazacağını bilmenin sıkıcılığı değil; sayfayı çevirirken parmaklarımızın hafifçe titremesi. Bırakalım o parmaklar titresin; zira kusursuz bir kesinlikten daha korkunç tek bir şey var, o da "haklı çıkmanın dayanılmaz hafifliği".


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.