Saye... Eski bir kelime. Gölge demek.
Ne tuhaf değil mi?
"Senin sayende."
Dilin kurduğu en zarif teşekkür cümlelerinden biri.
Bir de öbür yüzü var.
"Senin yüzünden."
Aynı ağızdan çıkan iki cümle. Biri insanı büyütür, diğeri çocuk yaşta yaşlandırır.
Ben sevdiklerim gölgemde serinlesin diye güneşi hep karşıma aldım. Aldıkça karardım. Tenim esmer değil; benim tenim, verdiğim savaşların kapağı. Yakından bakan okur üstündeki bütün yaraları.
Sizin sayenizde...
İnsanlara güvenmemeyi daha on üç, on dört yaşımdayken öğrendim.
Sizin sayenizde oturduğum her yerde sırtımı duvara verdim. Çünkü insan en çok arkasından vuruluyor.
Sizin sayenizde göz pınarlarım kurudu.
Kaburgalarım kırıldı.
Aldığım her nefes, ciğerime çektiğim hava değil; kazandığım bir meydan muharebesiydi.
Elim de kana bulandı, yüzüm de. Kimi zaman kendi yarama bastığım için, kimi zaman başkasının açtığı yarayı kapatmaya çalıştığım için.
Sizin sayenizde bazı şeyleri isteyerek değil, mecbur kalarak yaptım.
Ve bir insanın başına gelebilecek en ağır şey aç kalmak değildir.
Dayak yemek değildir.
Yalnız kalmak hiç değildir.
En kötüsü...
Mecbur kalmaktır.
Çünkü mecburiyet, insanın iradesini boğazından tutup duvara yaslar.
Sokakta kalan bir çocuk çöpten çıkan yemeği tadı güzel diye yemez.
Karnı aç olduğu için yer.
Kimse soğuğu sevdiği için bankta uyumaz.
Başını koyacak başka bir yeri olmadığı için uyur.
İşte bazı insanlar bunu hiçbir zaman anlamaz.
Sizin sayenizde çok bank eskittim.
Sırtımı tırmalayan çimlere sabahın beşinde ana avrat sövdüm.
O saatte dünya sessiz değildir aslında. Sadece herkes sıcak yatağında olduğu için sessiz sanır.
Ezan okunur.
Ayaz insanın iliğine kadar yürür.
Kaldırım taşının arasından çıkan küçücük bir çiçeğe bakarsın.
Umut etmeye çalışırsın.
Ama umut dediğin şey de eksi bilmem kaç derecede donar bazen.
Beynin çalışmaz.
Parmakların uyuşur.
Kalbin atar ama yaşadığını hissettirmez.
İşte insan en çok o saatlerde büyür.
Kimsenin alkışlamadığı yerlerde.
Kimsenin görmediği savaşlarda.
Sizin sayenizde kendimi defalarca öldürdüm.
Şimdi ölmek istesem bile zor.
Çünkü ölmek için önce yaşıyor olmak gerekir.
Ben uzun zamandır yaşayan biri değilim.
Bir keresinde bir kadın bana, ateşli bir gecenin ardından,
"Üzerinde ölüm kokusu var." demişti.
Yarım saat önce tenime dokunan memelerinden daha çok hoşuma gitmişti bu.
Çünkü insanlar hayat kokusunu sever.
Ben ise uzun zaman önce ölü gibi yürümeyi öğrendim.
Siz bana hiçbir zaman gölge olmadınız.
Hep güneş oldunuz.
Yaktınız.
Kavruldum.
Ama garip olan şu...
Ben yine de başkasına gölge olmaktan vazgeçmedim.
Çünkü insan, kendisine yapılanın aynısı olmak zorunda değildir.
Ama şunu da bilin...
Eskiden gölge olmak istiyordum.
Şimdi gerekirse çöl olurum.
Kimse gelip serinlik aramasın diye.
Çünkü bazı insanlar gölgenin kıymetini, güneş kafataslarını çatlatınca anlıyor.
Ve ben artık kimseye ispat borcu taşıyan o çocuk değilim.
Kapımı çalan herkese kalbimi açacak kadar saf da değilim.
Beni kibirli sananlar olmuş.
Yok.
Bu kibir değil.
Bu, yaraların insanın karakterine yazdığı güvenlik önlemidir.
Ben artık herkese aynı mesafeden bakıyorum.
Çünkü en derin yaraları bana düşmanlarım değil, "yanındayım" diyenler açtı.
O yüzden kusura bakmayın.
Ben kimseyi ilk gördüğüm gün sevmiyorum artık.
Önce bekliyorum.
İnsan zamana dayanabiliyorsa insandır.
Dayanamıyorsa zaten başından beri sadece iyi rol yapıyordur.
Sizin sayenizde...
Çok şey kaybettim.
Ama bir şey kazandım.
Artık hiçbir karanlık beni endişelendirmiyor.
Çünkü karanlık dediğiniz yere ben yıllar önce taşındım.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
👏👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
🙏🙏
Her yıkılış bir son değildir. Dilerim tekrar küllerinden doğarsın.. belkide birisinin sayesinde 🪬
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Beni ben kurtaramıyorum umarım birisinin sayesinde...