Dünya felsefi akımlarında zaman zaman ortaya çıkan rüzgarlar, kopan fırtanalar; ortalıkta dolanmakta olan fitne ficür açıklamaların tozu dumana kattığı ve olanın ya da gerçeğin üzerini örtüp, yalanı hakim kılmaya dönük olarak verilen çabaların kulakları çınlattığı boş teneke lakırtılarına maruz bırakır bizi ister istemez.
Neymiş efendim; biz aslında yokmuşuz da olan biten her şey koca bir simülasyondan ibaretmiş.
Hayat yokmuş, yaşam yokmuş; gördüğün her şey koskocaman bir simülasyonmuş sadece.
Aslında evrenin kendisi koca bir simülasyonmuş ve Matrix filmi üzerinden konuyu kendi safsata salatalarından ( yazılım evreni ) açıklamaya çalışan sayısız uğraş, çaba.
İnançsızlığın, ateistliğin kılıfa sokulmaya çalışıldığı başlı başına bir otoban konulmuş ortaya, sür arabanı, bas git; tut adamı tutabilirsen...
Kendi ruh dünyanda kendini o şekilde rahatlatıp, yaşamış olduğun kötü olayların yıkıcı etkilerinden kendini o şekilde muhafaza ediyorsan ona bir şey diyemem ama kendi huzurunu yakalayabilmen için koskocaman bir yalana sarılıyor olman da ne kadar doğru onu bir incelemekte yarar vardır belki.
İnanıyor olduğun halde bu absürt ve abesti iştigal felsefeye bel bağlamak bana göre hiç doğru değil.
Niye?
Çünkü en büyük düşmanımız ( İblis ), bize, yaptığımız bütün hata, kusur ve yanlışlarımızı; günahlarımızı süsleyip ballayıp güzel gösterir de o yüzden.
Yani sen, ruhun bile duymadan raydan çıkarsın, şeritten saparsın ve tramvayın altında kalacağını anlamadan rayların üzerinde pineklersin ama gözlerine perde çeken Şeytanın sana simüle ettiği cennetin sonunda gerçekle karşılaştığında; dönüşü olmayan kocaman bir yıkıma maruz kaldığını anlamanın acısıyla kanarsın günün sonunda malesef.
Ne simülasyonu kardeşim?
Bizatihi evrenin kendisi koca bir simülasyondur demek ne demek?
Adıyla sanıyla koskocaman bir gerçeğin ortasında bulunuyoruz hepimiz.
İtraildeki İslam üniversitesinden yetişip gelmiş etki ajanlarının sosyal medyalarda, oralarda buralarda pompalamaya çalıştıkları dejenerik düşüncelerin ortaya saçılıp durmasından ötürü yönünü, yolunu iyice şaşırmış insanlarımızın astı astarı olmayan zehirli ve kasıtlı yalanların sağanağına tutulup; sanki hayatın şifresini bulmuşlar gibi mutlu mesut olacaklarına inanmaları insanlık adına acınılası bir durumdan başka bir şey değil.
Ruh aleminden ana rahmine, oradan dünyaya, sonra mezara, sonrasında berzaha ulaşıp, ardından da mahşerde toplanıp; sonsuz ahiretimize ulaşacağımız her anın tamamı gerçek.
Simülasyon değil!
Hatırlamıyor olsan da Sözler meclisinde GALU BELA ismiyle verdiğimiz SÖZ gerçeğin vesikasıdır ve hepimiz o sözümüz üzerine gerçek olan bu dünya hayatımızı yaşamak için şu yeryüzündeki varlığımızı teşekkül ettiririz.
Sen de gerçeksin, Annen de gerçek, baban da. Kardeşlerin, akrabaların, arkadaşların...hepsi gerçek.
Hayatımız gerçek ve o hayatımızın içerisindeki acı tatlı yaşadığımız her şey gerçek.
Ağzına küp şekeri attığında tattığın tat da gerçek, çay kaşığının ucuyla dilini değdireceğin tuzdan alacağın tat da gerçek.
Gece yattığında gözlerini gökyüzüne diktiğinde gördüğün tüm yıldızlar da gerçek, teleskopla görebileceğin gezegenlerin hepsi de gerçek.
Samanyolu galaksisi gibi evrendeki bütün galaksiler de gerçek.
Hülasa evrenin kendisi gerçek!
Zamanında Yunus Emreler gelmiş, Mevlanalar gelmiş, İmam Gazaliler gelmiş...hepsi gelmiş ve anlatmışlar. Sanki hiç gelip anlatmamışlar gibi elin ne idiğü belli olmayan dinsizlerinin ( Nick Bostrom ) sözünün peşine talılmak ta ne?
Adem Peygamberden (a.s.) başlayıp Peygamber Efendimiz Hz. Muhammet Mustafa ( s.a.v) ile sonlanan Peygamberlerimiz gelip gerçek olduğumuzu ve koskocaman bir gerçeğin içerisinde bulunduğumuzu asırlardan beri tüm dünya insanlarına ulaşacak şekilde ( hadis ve sünnetler aracılığı ile ) anlatmışlar.
1440 küsür yıl önceleri Son Peygamberi Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v)'e indirmiş olduğu KURAN'I KERİM kitabı ile ve ondan önce de İNCİL, TEVRAT ve ZEBUR kitapları ile gerçeği ve gerçekleri hiç bir eksiklik kalmayacak şekilde tüm insanlığa bildiren ALLAHU TEALA (c.c.) Hazretleri, bu zamandaki kafası karışık hallerimize baktığında bizlere ne diyecek sence?
Şımarmayı bırakmazsak, sapıtmayı bırakmazsak ve sapıklığa doğru hızla adımlarla koşmaları bırakmazsak Ad kavmine, Lut kavmine ve yok olup giden tüm kavimlere ne denmişse onu diyecek.
Ki zaten o minvallerde de ilerliyoruz ne yazık ki...
Sen gerçeksin, ben gerçeğim, hepimiz gerçeğiz.
Hayatımız gerçek, gezegenimiz gerçek, evrenimiz gerçek.
Başımıza gelen her tatlı ve acı olaylar gerçek.
Tamamen sınav dünyasında yaşadığımız da bir gerçek.
Ve sonunda her giden gibi hepimizin de öleceği kesinkes gerçek.
Bu hayatı, evreni ve her şeyi yok saymak, simülasyondan ibaret saymak, ALLAH korusun, insanı katıksız bir imansızlığa götürür.
Sen sen ol, bu iman hırsızlarının oyununa gelip de bunun gibi ne idiğü belli olmayan, abuk sabuk, saçma sapan felsefi akımların etkilerine kapılıp da imanını tehlikeye atma.
Dünyanın sonuna geldik.
Daha DECCAL fitnesine maruz kalacağız (o günleri görmek nasipse ) hepimiz.
Ölüm, gerçeğin en yalın halidir.
Madem her şey simülasyon, ölenlerin geri dönmesi gerekmez mi?
Hadi GAZZE'de soykırıma uğratılan kardeşlerimiz geri gelsin o zaman bu alemde yaşananlar simülasyondan ibaretse.
Firavun geri gelsin!
Hitler'i geri getirin hadi!
Her şey simülasyon ya (!), o zaman iyi ya da kötülerin eskilerinden bazıları geri dönmeli değiller mi?
Nasıl olsa o olaylar, o yaşanılmışlıklar aslında hiç yaşanmamış ya...
Hadi geri getirin herhangi birini geri getirebiliyorsanız.
Hadi geri gidin zamanda ve ömrünüzdeki en büyük hatanızı düzeltin düzeltebiliyorsanız.
Mümkün mü?
Asla mümkün değil!
Var mı öldükten sonra bu dünyaya geri dönebilen?
Aslında hiç bir şey olmadı, hiç bir şey yaşanmadı deyip de kurtulacağını sanma.
Bir gün AZRAİL ( a.s.)'ı karşında görürsen yaşayacağın şeyin yalan mı gerçek mi olduğunu çok net anlarsın.
Mühim olan şey o son andan evvel GERÇEĞİN farkına varabilmek!
Henüz daha cereyan etmemiş bir tiyatro oyununu, bale gösterisini, sinema filmini, futbol maçını ya da savaş senaryosunu simüle edebilirsin ama hayat namına evrende yaşanan ve yaşanmış hiç bir şey simüle edilemez.
Yaşanan ve yaşanmakta olan her şey gerçektir.
Biz koskocaman bir simülasyonun değil, etiyle buduyla gerçeğin ta kendisinin içerisindeyiz.
Yaptığımız ve yaşadığımız her şeyin sorumluluklarını yüklendiğimiz ve yükleneceğimiz bir gerçek bu.
Saygılarımla
( Not: Bu yazıda SİMÜLASYON felsefesinin tarihçesini anlatmayı uygun bulmadım, içimden geldiği gibi yazdım. Tarihçeyi merak edenler internetten araştırabilir ya da Yapay Zekaya sorabilir. )




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.