uğuldayan anıların eşiğinden kurtulamıyorum, kulaklarım kanıyor!
ilaçları bıraktığımdan beri esiri olduğum bir sürü travma,
kendimi her geçen gün kaybetmeme sebep veriyor;
bu durumun tam olarak neyden kaynaklandığını çözmüş değilim.
mayısın hükmünde geçirdiğim son bir kaç gün,
artık haziranın yamaçlarında volta atıyor.
filizlenen melankolimi ne kadar görmezden gelmeye çalışırsam çalışayım,
en ufak bir dalgınlıkta veya boşlukta gelip beni kırbaçlıyor.
başımdan savsam da gidenleri,
savsam da gitmek isteyenleri,
gideceğini düşündüklerimi…
hiç bir şekilde başarılı olamıyor,
hatta kendi kazdığım kuyuya tekrar tekrar, iştahla düşüyorum!
haykırmak istiyorum onlara!
ruhuma şahit,
sırtını dönen her varlığa,
bana “seni seviyorum” diyen her adama:
“söylesene ben miyim şımarık olan,
her şeyi elde etmek isteyen durmadan?
yoksa siz misiniz esirgeyen tüm zamanınızı,
sevgilerinizi benim küçük dünyamdan?”
rica ediyorum, bana bugün yaklaşmayın!
benzerlikler ne zaman en büyük ayrılıkların pençesine takıldı?
aşık olduğumda bile —ki genelde aşık olmayı hiç istemem—
zamanında inancımı kıran bu savunmasız ve kurnaz duygunun emarelerini hissettiğimde,
kendimden bile nefret ettiren bir canavara dönüşüyorum.
bir yasemin telaşına tutulurum bu yüzden,
ecza dolabında unutulmuş jilet gibi sızlar kelimelerim.
bu telaş hoş değil,
bu bir polis baskını
taşikardilere devinen.
büyük oynamak ister bu yola gönül koymuş hevesli telaş;
uçuruma yürümek ister çünkü intihar bir yaşam biçimi onun hayatında.
aşka yol almak ister ama bilmez;
benim o yolların sonundaki uçurumların en yükseğinden düşüp,
zift nehirlerde yıkandığımı.
geçtim ben o yollardan
sizler inatla bir masala tutunurken, ben;
o ziftin içinde yüzmeyi öğreniyordum!
diyeceğim ki: evet, ben birinin olamam!
bir kalbe yerleşemem,
birini en sadık anımda saklayamam!
belki de kafamın içindeki tantanayı durduramadığım içindir,
tüm armağanları alıp, bir çırpıda parçalayıp çöpe atışlarım.
sonra o çöplerden katık bulup,
karnımı dehşet acıktıran sevgiyi yutmam olmasa...
yarayla alay ediyorsa yaralanmamış olan,
aşkı da küçümsermiş bir kalbe ait olamayan.
bazense fazla hasar alan,
kaçar durmadan,
soluklanmadan,
uslanmadan...
düşlerini ihtimallere emanet eder koşar adım uzaklaşan!
intiharın eşiğine getirse de o ihtimaller,
beyaz çizgiler karışsa da beynimin en gizil yerlerine,
kimyasallar işgal etse de damarlarımı,
yaklaşıyor ölüm saatim biraz daha, biraz daha…
kesip atmak suskunlukları!
yudum yudum içmek birikmiş kırgınlıkları!
güvensiz saatlerde masumluğu aramak,
fahişe bir siyahın içinde kendini bulmak!
canhıraş salınırken boş odada
yadırgamamak gerek işte
sana dostça yaklaşan nidaları.
bundandır öksüz kalırım karşılığı olan tüm hislerden;
iştahım kabarır kısılan tüm gözlere,
kıvrılan tüm dudaklara,
ağlayan tüm mektuplara,
sahipsiz kalan tüm aşklara...
hipnoz olduğunu hatırlarım her şeyin,
kendimi dünyanın kollarına her bırakışımda.
bu yüzden cazibe;
kaçmak istediklerimi görünce alevlenir.
kıvırcık ve koyu bir telaş sarar tan yerinden çalıp getirdiğim zamanı.
baştan aşağı yalamak ister bu telaş beni;
adımı,
kanımı,
ahımı sahiplenir.
kıskanır.
soyunur günahların en durusuna...
ben aşktan korkarım, o gerçeklerden!
panzehirim mantıktır, onunsa sığınışlar.
telaşe kandırır beni
izin veririm beni çiğnemesine
şefkatle sarılan her yaranın karşılığı yutulan parmaklarım olur
arı kovanına yeni sokmuşum gibi.
o hazlar..
bir hokkabaz gibi hayatına dahil olunca eğlenmeye başlar;
acıyı unutturan bu şey, ağlayabildiğini anımsatır.
işte o hazlar...
sevişmenin başladığı ve bittiği yerle aynı yerdedir o zaman!




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.