Ne var ki benim için korkunç bir ikili yaşam bu ve böyle bir yaşamda cinnetten başka çıkar yol yok sanırım (F.K.). Ruhsatımı yine her zaman gittiğim kilisede unuttum; bir cumartesi namazı için kutsanmak üzere gittiğim kilise, bana İsa’dan sonra kazık atmaya değer bir rol yüklemiş ve cüzdanımı çalmıştı. Sokaklarda beş parasız gezmek alışılagelmiş bir durumdu benim için. Ama üzerimde bir B.K. pervasızlığı kokan gömleğim mi yoksa Samsa çaresizliği ile buruşmuş takımım mı daha çok yakışır bu ana, ona karar verememiştim. Şimdi köşe başında bir ornitorenk gördüm, belki yardımcı olur, ne dersiniz? Zaten hayatlar hep bir el, bir dal, bir kaya parçası bulamadığımız için yok oldu, değil mi?
Çok mu aptalız yoksa rol mü kesiyoruz? Atlas’ın yükleri üzerimizde gibi konuşuyor, Dionysos keyfi sürüyoruz. Prangalarımızın bağlı olduğu parlak ışıklı cenaze tabutumuza sahte hayatların sahte mutluluk ve üzüntülerini atıyor; tarihin en iyi oyuncularını kıskandıracak kadar iyi maskeler takıp ortalama 80 yıl sürecek bir filmde başrol edalarıyla salınıyoruz. Bir baltaya sap olmak için ormanları kesiyor, yakıyor, yıkıyoruz ve buna özgürlük diyoruz. Ne olmak istediğimizden ziyade ne olacağımız ile ilgileniyor; bir an bile durup nefes almadan, kendimizi özgür zannettiğimiz bir çağda değersiz et parçaları olarak dolaşıyoruz. Bazen daha da ileri giderek sahte hayatlarımızın sahte fanlarını oluşturuyoruz.
Odin’in kuzgunları kulağıma vesvese veriyor: İnsanlar var olmayan ve eyleme geçmeyen her bir hayalin, düşüncenin, kurgunun, öznenin sadece kuklasıdır, hatırlat onlara...
Bu yazı anlamsız, bağlamsız ve bir o kadar da kopuk. Hayatlarınızın ve yaşamak istediğiniz hayatın arasındaki uçurumlar gibi...





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.