Her Yerde Olan Nereye Gidebilir?
Her yerde olan nereye gidebilir?
Ya hiçbir yerde olmayan, nereye gidemez?
Bu iki soru, zihnimde uzun bir koridor açıyor. Bir ucunda kalabalıklar, şehirler, yollar; diğer ucunda insanın yalnızca kendi sesi var. Biri dünyaya fazlasıyla karışmış, diğeri dünyadan kendini çekmiş. Fakat ikisi de aynı yerde karşılaşıyor: ait olamamakta.
Dünyanın her yerine ulaşabilen bir insan düşünelim. Bir şehirden diğerine geçen, kalabalıklara karışan, sorumluluklar üstlenen, görmek istediği yerleri gören, yaşamak istediği hayatları yaşayan… Her yerde ve herkesle.
Böyle bir insan nereye gidebilir?
Belki de hiçbir yere. Çünkü gidilecek bütün yolları tüketmiştir. Her şehir ona tanıdık, her kalabalık başka bir kalabalığın tekrarıdır. Dünyanın bütün kapılarını açmış; ardında ölümden başka keşfedilecek büyük bir gizem kalmamıştır.
Ama “her yerde olmak” başka bir şeyi daha düşündürüyor bana: hiçbir yere ait olamamayı.
İnsan bütün şehirleri görebilir ama hiçbir sokağına “benim” diyemeyebilir. Binlerce insan tanıyabilir ama tek bir kişide kendine yer bulamayabilir. Her masaya oturabilir ama hiçbir sofrada sandalyesi onu beklemeyebilir. Çünkü aitlik, bir yerde bulunmak değil; yokluğunda eksikliğinin hissedileceğini bilmektir.
Belki de her yerde olanın asıl çıkmazı budur. Gidecek yeri çoktur ama dönecek yeri yoktur.
Peki, hiçbir yerde olmayan?
O, dünyanın içinde kendine hiçbir bağ bırakmamış insandır belki. Bir yere, bir insana, bir söze ya da bir sorumluluğa tutunmamış… Onun dünyasında yalnızca kendisi vardır.
Bu yüzden terk edebileceği hiçbir şeyi de kalmamıştır.
Çünkü insan, ancak bağlandığı yerden ayrılabilir. Bir evi olmayan evini terk edemez. Birine ait olmayan ayrılığın acısını taşıyamaz. Hiçbir yere kök salmayan, köklerini söküp gidemez.
Ama yine de gidemediği bir yer vardır:
Kendisi.
İnsan dünyadan kaçabilir. Şehir değiştirebilir. Kalabalıkları, evleri, insanları geride bırakabilir. Fakat kendi içinden çıkıp gidemez. Nereye giderse gitsin, kendisini de yanında götürür. Aynı düşünceler başka bir pencerenin önünde bekler, aynı yaralar başka bir şehirde sızlar.
Belki de insanın en uzun yolu, dünyayı dolaştığı yol değil; kendisinden kendisine yürüdüğü yoldur.
Her yerde olanın gidecek yeri kalmayabilir.
Hiçbir yerde olmayanınsa terk edecek bir şeyi…
Ama ikisi de aynı soruya varır:
İnsan, kendisinden başka nereye gidebilir?





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
👏👏👏👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.