Fırat 4 yaşlarında bir çocuktu. Müstakil bir evin avlusunda bulunan üç odanın birinde annesi ve babasıyla yaşıyordu. Diğer bir odada dedesi ve babaannesi, diğer odada amcası ve yengesi kalıyordu. Aynı evin içinde 3 farklı aile yaşıyordu. Önce kendi evinde yemeğini yer, sonra amcasıgile geçer, orada bir şeyler atıştırır, oradan dedesinin ve ninesinin odasına geçer orada da yemeğini yerdi. 3 farklı ailede yemek yiyebilen bir çocuktu. Yemeğini yedikten sonra dedesinin kucağına oturur, karnının ağrıdığını söylerdi. Dedesi küçük torunun karnını ovalar, dua okurdu. Kilolu bir çocuk değildi. Çok da yemezdi. Her evden azar azar yer, yemeğini çeşitlendirirdi.
Dedesi kendisini harçlığa alıştırmıştı. Dedesini her gördüğünde yanına gider, harçlığını alır, harçlığıyla bakkala koşar, bir şeyler alırdı. Bazı zamanlar ise kumbarasına atardı. Parayı severdi, nasıl harcayacağını bilirdi.
Bir şeyler aldığında karşılığını vermesi gerektiğini sert bir ceza ile öğrenmişti. Büyük kuzeniyle bakkala gittiklerinde, kuzeni alışverişini yaparken, kendisi bir tane sakızı aşırmıştı. Ne kuzenine ne bakkala söylemişti sakızı aldığını. Eve döndüklerinde annesinden yediği okkalı bir tokattan sonra yanağı kızarmış bir şekilde ninesinin yanına döndüğünde, ninesi ile annesinin kavga etmelerine tanık olmuştu. Bu kavgaya sebep olan şeyin yediği tokattan ziyade aşırdığı sakız olduğunu, o küçük yaşta fark etmişti. Sakızı aşırmış, annesinden tokat yemiş, ninesi ise “Küçücük çocuğa öyle vurulur mu?” diyerek kavgayı başlatmasına sebep olmuştu. O günden sonra aşırmaya paydos, para ver, istediğini al öğretisini benimsemişti.
Fırat diğer yaşıtlarından biraz farklıydı. Konuşmayı çözememiş, dili düğümlenmiş gibiydi. Kendi dilini oluşturmuştu sanki. Suya “tu” der, paraya “dıga” derdi. Söylediği şeyi parmağıyla gösterdiği için anlaşılırdı. Karmaşık cümleler kuramaz, basit kelimelerle anlaşırdı. Ailesi ise bu duruma çare aramaya başlamıştı. Ali Baba isminde bir evliyanın ismini duydular. Duydular ki bu muhterem zat, birçok derde çare olurmuş. Dili çözülür diyerek götürmüşlerdi Ali Babaya.
Ali Babanın Mekanı mistikti. Büyülü bir ortama benziyordu. Fırat korkmamış ancak ilk defa böyle bir ortama girdiği için şaşırmıştı. Niçin buraya geldiklerini bilmiyordu. Ali Baba’nın huzuruna çıktılar. Dertlerini, dilleri döndüğünce anlattılar. Ali Baba bir anahtar çıkardı çekmecesinden. Anahtarı sildi bir mendille. Sonra dua etmeye başladı, bir şeyler mırıldanıp anahtara üflüyordu. Fırat’a ağzının açmasını söyledi. Fırat korktu, geri çekilmek istedi ancak annesi ve babası cesaretlendirdiler küçük Fırat’ı. Bir şey yapmayacak, korkma minvalinden sözler söylediler. Fırat ağzını açtı. Ali Baba, anahtarı Fırat’ın ağzına sokup birkaç defa çevirdi. Fırat’ın ağzı kilitlenmişti, kendisi dualı anahtarıyla bu kilidi açtı.
Aradan zaman geçti. Fırat büyüdü. Artık kelimeleri düzgün söyleyebiliyordu. Daha güzel cümleler kurabiliyordu. Ağzının kilidi açılmıştı.

Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Haklısınız hocam sofrada sadece yemek olmaz.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.