Gençliğimizde bir kız arkadaşımız vardı, kendisini yaşımızın verdiği cahil cehaleti ile biraz aptal gibi görürdük. (ne haddimize ise)
Yavaş yavaş hep beraber büyüdük, sırayla evlendik, çocuklarımız oldu.
Bu arkadaşımız öyle biri ile evlendi ki. Kocası ailesini her şeyin önünde tuttu, karısının da çocuklarının da tek bir eksiği olmadı. Çocuklar en iyi okullarda okudu, yurt dışında eğitimlerini aldılar.
Bizim aptal dediğimiz arkadaşımız, her daim kocasının arkasında oldu. Kocası ondan bahsederken gözlerinin içi parlayarak bahsetti. Her şeyime Hızır gibi yetişen karım dedi. Sahip olduğum tüm güzelliklerin sebebi olan kadın dedi. O bir istesin, ben on olarak önüne sereyim dedi.
Yazlıkları, yaz tatilleri, yurt dışı seyahatleri hiç eksik olmadı. Bizim aptalımız tek bir gün bile çalışmadı, tek derdi bugün ne pişirsem idi. Onu da çoğu zaman bize sorardı.
(yanlış anlaşılmasın kendisini çok severiz)
Bizler hayatımızı külkedisi gibi yaşarken, bizim o aptal dediğimiz arkadaşımız, imparatoriçe gibi yaşadı hayatını.
Geçenlerde ofiste masamın başında işlere gömülmüş yeni sözleşme yaparken, keşke o aptal ben olsaydım dedim. Evet aptal olarak değerlendirdiğim bir kadının hayatını yaşamayı tercih ediyorum. Hep derler ya aptal şansı olsun diye.
Akıllı kadın, güçlü kadın, zeki kadın, t. kadın, bileği bükülemeyen kadın.
Bu sıfatlara sahip oldum da ne oldu? Bu sıfatlara sahip olmak için, önüme serilen hayatı yaşadım sadece, özel hiç bir şey yapmadım. Kimse bana sormadı, nasıl bir kadın olmak istersin diye.
Külkedisi hayatını yaşadığım için kimse bana bir ödül de vermedi.
Masalın sonunda, ayakkabımın teki ile beni bulacak bir prens de olmayacağına göre. Aptallık yazılmamış bize bu hayatta, belki bir sonrakinde. 😉




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.