Bir kıvılcım yeter;
Güneşin bir sabah
aynada kendini görmek istemesi,
tek bir bakışı yeter
bir dünyayı Ateş’e vermesi.
Bir kıvılcım yeter;
kısrağın yelesini savurup,
dağları aşıp,
alapaçayı diyar diyar
peşinden koşturmaya.
Bir kıvılcım yeter;
baldan tatlı dudaklardan süzülen
tek bir kelimenin,
yiğidin yüreğine
ok gibi saplanmaya.
Bir kıvılcım yeter;
dipte görünmeyen nehirlerin
ufacık bir çatlağın içinden doğup,
betonları yararak toprağa ulaşmasına,
ırmaklara karışıp
okyanusa kavuşmasına.
Bir kıvılcım yeter;
bir kartopunun çığ olup
dağlardan kopmasına,
vadilerin en kuytu yerlerinden geçip
bir kapının önüne düşmesine;
yüreğindeki buzları eritip
sessizce yok olmaya.
Bir kıvılcım yeter;
denizlerde lodos olup
her şeyi altüst etmeye,
dalgalarda savrulup,
taşlara çarpıp,
geriye kıyıda
yalnızca bir “ben” bırakmaya.
Bir kıvılcım yeter;
kalemi eline almaya,
beyaz kâğıda hislerini dökmeye,
gönlünü açmaya,
sonra o mektubu
sessizce yakmaya.
Bir kıvılcım yeter;
çivilenmiş dağları yerinden oynatmaya,
rüzgârın fırtınayı sürükleyip götürmesine,
güneşin buzları eritip denizlere katmasına,
en güzel baharı getirip
“sen” ve “ben” olmaya.
Bir kıvılcım yeter
dünyamızı değiştirmeye.
Hodri meydan!
Var mısın ateş ve su olmaya?
Ya bütün köprüleri yakıp
aynı denize kavuşmaya,
ya da bir ömür boyunca
aynı gökyüzünün altında
hiç buluşamamaya.
Seç şimdi…
Bir kıvılcım mısın,
yoksa küle dönmüş bir sessizlik mi?
Konuş yüreğinle…
Yoksa korkaklığınla sus.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
çok etkileyici bir yazı.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.