Bir Ekmeğin Hikâyesi
Evladım, ben gençken bir hırsız tanırdım. Ona “Neden çalıyorsun?” diye sordum. “Midem açtı,” dedi. “Kimse vermedi, ben de aldım.” Onu yargılamadım. Ona ekmek verdim. Yıllar sonra fırıncı oldu. Şimdi o da başkalarına ekmek veriyor. Bu kısa anlatı, aslında bir toplumun vicdanına tutulmuş aynadır. Açlık, insanı en temel değerlerinden koparır; karnı doymayanın ahlakı değil, çaresizliği konuşur. Bir lokma ekmek, bazen bir insanın kaderini belirler. Toplum çoğu zaman suçu bireyin üzerine yıkar, onu damgalar, dışlar. Oysa suçun kökleri çoğu kez toplumsal yapının eksikliklerinde gizlidir: paylaşılmayan sofralarda, görülmeyen ihtiyaçlarda, duyulmayan çığlıklarda. Bir hırsızın elini ekmeğe uzatan açlığı, aslında toplumun görmezden geldiği bir yaradır. Psikolojik açıdan bakıldığında ise bu hikâye, koşulsuz kabulün gücünü gösterir. Yargılamak yerine anlamak, damgalamak yerine destek olmak… İşte insanın dönüşümünü mümkün kılan budur. Açlıkla çalan el, doyurulduğunda üretmeye başlar. Bir zamanlar çalan, yıllar sonra veren olur. Çünkü insan, kendisine gösterilen merhameti bir gün başkasına aktarmak ister.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.