YazYorum
Edebiyat6 May 2026

ESKİ FOTOĞRAFIN PERİLERİ

Dilek Özalp|6 Mayıs 2026|6 dk okuma
143 görüntülenme|11 beğeni|0 yorum

ESKİ FOTOĞRAFIN PERİLERİ     

           1.

           “Eskici geldi, eskici. Eskiler alınır.” Dedim sabahın o saatinde kimsenin eskisi olmaz, olsa da yatağından kalkıp sana vermez. Gözlerimi açamıyorum. “Cızırtılı mikrofonEhem ıhıh, eskiler alırım.” Benim de tıkıştırılmış atılacak bir dolu eşyam var, veriyor muyum hiç sabahın köründe?  Üstüne bir de okkalı sövüyorum yattığım yerden. Yatakta yatak olsa. Kadife yüzlü, şu yeşil pigme yer süngerinde yatmaktan, sabahları akordeona dönüyorum. Her sabah gerinme ve iniltilerimden oluşan yeni bir besteyle uyanıyorum. Konser bitince kuvvetli bir alkış babında ağrılılarıma sövmeyi de es geçmiyorum. Gözlerim çoktan uyanmış, bilincim hala horluyorken bomboş, acıyla tavanı seyretmenin de bir faydası yok. Aralık gözlerle etrafa bakıyorum. Yere yakın olduğumdan çabuk fark ettiğim kıpırtı dikkatimden kaçmıyor. Sağ olsunlar bilincimi de uyandırıyorlar birkaç gümüş böceği. Onlar bana alıştı da ben bir türlü onlara alışamadım. Komşu komşunun tıkırtısına muhtaç. Site sakinleri gibi selamlaşmamak olmaz. “Günaydın!” . Dökülüyor bu daire. Ya bunlarla yaşamaya alışacaksın -oysa ki daha fenalarını da görmüştüm- ya da pılını pırtını, eskini yenini toplayıp kaçacaksın. Düzenli olarak düşündüğüm üzere, kaçmak, hayatımda olan her şeyden, herkesten kaçmak fikri, güneş gibi doğuyor yüzüme. Odam aydınlanıyor. Tüm sesler kesiliyor. Öfkemi ve sövdüklerimi yutkunup gülüyorum.

           En iyisi kalkayım artık.

          2.

          Yatağı düzeltip doğruca mutfağa, kahve yapmaya gidiyorum. Kahvemi içerken, bir yandan ayılmaya çalışıp bir yandan da günümü planlayacağım. Zihnimin en sakin, düşüncelerimin en net olduğu bu saatleri seviyorum. Bu saatlerde hayatı hep ilk kez yaşayacakmışım gibi meraklı, enerjik ve istekli oluyorum.  Bu istek, içinde bulunduğum hayata, hayatıma mı yoksa hayalimdeki hayata kavuşma arzusundan mı bilmiyorum.  Kahvemi alıp sandalyeye otururken, masaya şöyle bir göz gezdirerek işleri sıraya koyuyorum. İlkin üzerinde duran kitapları, defter, kalem ve bilgisayarı toparlayacağım ki akşam döndüğümde neyin nerede olduğunu karıştırmadan, rahat rahat dağıtayım. Ah! Az kalsın unutuyordum. Gece yatakta aklıma gelen birkaç cümleyi bilgisayara yazmak için açıyorum hemen. Başladığım öykü epeyce yol almış. Yazmazsam unutulacağımı bildiğim cümlelerle işimi bitirip, sağa sola dağılan kitapları üst üste dizerken, yazdığım cümlelerin altını çiziyorum kafamda. Dışardan gelen sesle irkiliyorum. “Eskici geldi eskici”. Belki hala uyandıramadığı birkaç kişi kalmıştır. Aynı sokaktan defalarca geçmesinin nedeni, ilk geçişinde uyandırdığı insanlardan sonraki geçişte eskilerini alma umududur herhalde. Ben inatla vermeyi reddediyorum. Atılacak o kadar çok eşyam olmasına karşın, onları yerinden oynatmaya ve atmaya karşı büyük bir isteksizlik içindeyim. Eskici ile zihnimdeki savaşı bitirip işe koyuluyorum. Elime aldığım son kitabı da diğer kitapların üzerine koyacakken sayfalardan dışarı taşan fotoğrafı gördüm, çekip çıkardım.

          3.

          Arkasında, mavi, mürekkebi dağılmış, bulanık ancak okunaklı, şunlar yazıyordu:

          1987, Deniz 5 yaşında.

          Ön yüzünü çeviriyorum. Fotoğrafta, avlu içinde üç kapısı olan bir ev var. Birinci kapı yatak odası, ikincisi oturma odası, üçüncü kapı banyo, mutfak, tuvalete açılıyor. Yan yana dizilmişler, biri hariç. Mutfak, banyo, tuvalet üçlüsüne açılanın girişi diğerlerine dönük. Fotoğraf tüm avluyu, odaları içine alacak şekilde karşıdan çekilmiş. Kapıların hepsi açık.  İkinci ve üçüncü kapının ortasında duran saksıdaki kauçuk bitkisinin yapraklarını silen, kırmızı kazaklı, siyah etekli, kısa saçlı bir kadın var. Yaptığı işten keyif alıyormuşçasına gülümsüyor; öte yandan o fotoğrafın çekileceğinden de haberi yokmuş da -arkası yarı dönük- işe kendini kaptırmış gibi duruyor. Sabah saatleri olmalı. Çünkü anneler ev işlerini hep sabahları yapar. Üçüncü kapının eşiğinde, sütlü kahverengi kadife pantolonu, üzerinde el örmesi turuncu kazağı, kısa kesilmiş saçlarıyla- kakülleri halk diliyle besleme saçından hallice- kafasını yana doğru eğmiş, yüzüne vuran güneşten olacak, gözlerini kısıp gülümseyerek poz veren küçük bir kız çocuğu var. Deniz. 5 yaşında. Ayağında önü kapalı, mavi, naylon bir terlikle, o kareye sonradan dahil olduğu belli olan ancak sahnenin yıldızı oymuş gibi mutlu bir çocuk gülümsemesiyle bakıyor. İkisi de kendi dünyasında kendi hayallerinde kendi pozunu veriyor oysa ki.  Kim bilir aklındaki neye karşı? Birlikte değillerdi. Aralarında bir odalık mesafe vardı. Fiziksel mesafeyle birlikte ruhları da bambaşka yerdeydi. Birbirlerine sarılan, öpen, kucaklaşan bildik anne-kız fotoğrafı değildi. Neydi bu fotoğrafın amacı?  5 yaşındaki bir çocuğun, oturduğu kapı eşiği, saçlarının kesilme şekli, mavi naylon terlikleri, el örmesi pantolonu, o yıllarda evde bir fotoğraf makinesinin varlığı -daha sonra birinden ödünç alındığını öğrendiğim- ve o makineyle fotoğraf çekilmenin gururunu yansıtan gülümsemesiyle, aklından geçenler kestirilebilirdi. Peki ya anne? Bir kauçuk bitkisinin yapraklarını silerken – üstelik haberi yokmuş gibi yapılan- uzağındaki küçük kıza sırtı dönük bu pozun nedenini hala kavrayabilmiş değilim. Yıllar sonra bakıp, “Ah, ne de güzel silerdim o yaprakları.” Duygusuyla gururlanmak mı? Yoksa yüzü bile doğru dürüst görülmeyen fotoğrafta, gençliğini hatırlayıp iç geçirmek mi? Yoksulluğunun fotoğrafı da olabilirdi. Belki de küçük kız çocuğuna hatıra olarak kalması içindi. Farkında olmadan ve tesadüfen onun de dahil olduğu bir hatıra fotoğrafı.

           Deniz, verdiği pozdan memnun, fotoğrafı göreceği günü hayal ederek kalktı. Mutfaktan domates ve ekmek aldı. İkisinden de birer kez ısırıp, avludan sokağa çıktı. Şimdi eşikte verdiği pozu, arkadaşlarının hepsine anlatacaktı. Kıskanacaklardı Deniz’i. Yıkılmaya yüz tutmuş bir gecekonduda herkesin evinde olmayan makine onların evinde vardı. O yaşlarda – özellikle yoksul mahallelerde- çocuklar birbirlerine nispet yapmayı severdi. Deniz üstünlük kurduğu arkadaşlarına karşı kazandığı zaferi kutlarcasına oyunlarını tüm gün keyifle oynayacaktı.

          4.

           Sokağa çıkar çıkmaz beyaz bir bulut kapladı ortalığı. Bulutlardan ışıl ışıl ışıldayan periler yağmaya başladı. Periler yağıyor, yere düşmeden kayboluyordu. Bir peri, kucağında tuttuğu beyaz bir kuzuyu uzattı Deniz’ e. Deniz heyecanla yakaladı kuzuyu. Adına Şahin dedi. Domates ve ekmeğini ona yedirdi.  Kuzu yedikçe büyüdü, büyüdükçe uzaklaştı. “Küçük kuzu büyüdü, adım adım yürüdü. Kuzum uzağa gitme, bana şarkılar söyle.” Deniz’in şarkısını duymadan uzaklaştı kuzu, gözden kayboldu. Periler sağa sola savrularak beyaz bulutların içinden geçti. Onlarda kayboldu. Çıkmaz sokağın her yerinde aradı onları. Bulamadı. Kapılarının yanındaki erik ağacına tırmandı. Dallara baktı. Orada da yoklardı. Ağaçtan inip sokağın ortasındaki kanalizasyon taşının üzerine oturdu. Sokakta kimsecikler yoktu. Yan evdeki Sema’ya seslendi. Sema cevap vermedi. Oflayarak sokağın başına gitti. Caddedeki arabaları seyretti. Bakkal Seyfi el etti. Yarım paket margarini Deniz’ in sağ eline, bir külah siyah zeytini de sol eline verdi. Deniz onları küçük elleriyle sıkıca kavrayıp eve doğru yöneldi. Çukurlu- tümsekli sokakta ayağı takılıp yere serildi. Zeytinler sol yanına saçıldı, margarin sağ yanında toprağa bulandı. Ayağından fırlayıp giden mavi, naylon terliğini aradı. Ağlayarak kalktı. Zeytinleri külaha topladı. Margarini almadı. Koşarak gitti, annesine anlattı. Annesi Deniz’i azarladı. Ellerini yıkadı, yüzünü sildi. Deniz yeniden sokağa çıktı. Beyaz bulutlar tüm sokağı kapladı. Bulutların içinden periler yağmaya başladı. Periler yere düşmeden kayboluyorlardı. Bir tanesi Deniz’i tutup havaya kaldırdı. Deniz gökyüzünden evlerine baktı. Neşe içinde annesine seslendi. El salladı. Annesi duymadı. Birden beyaz kuzusu Şahin, kocaman bir koyun oluverdi, yanında belirdi. Peri, Deniz’i tuttuğu gibi koyunun üzerine bindirdi. Deniz koyuna sarıldı. “Küçük kuzum büyüdü, koyun oldu sürüldü. Artık uzağa gitme, bana şarkılar söyle.” Koyun biraz daha yükseldi. Deniz tüm mahalleyi gördü. Evler daha da küçülmüştü.” Kutu kutu evler, avlusunda fareler.“ diye diye koyunun sırtında bir o tarafa bir bu tarafa uçtu durdu. Yorulunca kafasını koyunun kafasına koydu. Tüylerini sıkıca tuttu. Aniden beyaz bulutlar dağıldı. Dağılırken perilerde tek tek kayboldu. Koyunun üzerinde hızla aşağı düşmeye başladı. Tüylerine daha sıkı yapıştı. Evlerinin avlusuna önce mavi naylon terlikleri sonra kendi hızlıca çarptı. Gözlerini şimşekler çakarak açtı. Yanındaki sedire baktı. Yere düşen yastığını kaldırdı. Sedirin üzerinde duran el örmesi turuncu kazağı ile sütlü kahverengi pantolonunu giydi. Kapıya çıktı. Annesi elindeki toz beziyle yan tarafta, kauçuk ağacının tozunu alıyordu. Karşıda ablası fotoğraf makinesini tutuyordu. Deniz’ i gördü, güldü. “Sen de eşiğe otur.” dedi. Deniz güneşten kamaşan gözleriyle kapı eşiğine oturdu. Kafasını sol yanına yatırıp gülümsedi.

          5.

          Fotoğrafı tekrar kitabın arasına koymuyor, çekmecede duran fotoğraf albümlerinin içine iliştiriyorum. Yeniden bilgisayarıma dönüp, gece boyu yazdıklarımın hepsini siliyorum. Bir süre parmaklarım klavye üzerinde, karşımdaki duvara bakıyorum. Sonra kaç saat sürdü bilmem, ara vermeden yazıyorum.

          “1987 ilkbaharıydı. Güneş, keskin, nemsiz ve berrak, ısıtmaya başlamıştı bizi.”

          6.

           Yazmayı bitirip, yazdıklarıma hiç bakmadan kapatıyorum bilgisayarı. Kalkıp yatak odama gidiyorum. Odanın içini bembeyaz bulutlar dolduruyor. Bulutların içinden periler yağıyor. Yere değmeden kaybolan, ışıl ışıl periler. Bir tanesi bana, el örmesi turuncu kazağımla sütlü kahverengi pantolonumu uzatıyor. Biraz küçük gelse de giyiyorum. Giyinir giyinmez tüm periler ve beyaz bulutlar kayboluyor. Mutfağa gidiyorum. Dolaptan bir domates, ekmek kutusundan da bir parça ekmek alıp yiyerek sokağa çıkıyorum. Keskin, berrak, nemsiz bir güneş vuruyor yüzüme. Gözlerimi kısarak gülümsüyorum.

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Edebiyat17 May 2026

Taşıyıcı

Gece vakti gizemli bir paketi teslim etmeye çalışan Taşıyıcı, öfkesi, dağılmış ailesi ve karanlık geçmişiyle yoluna devam ederken gecenin gerilimi giderek büyür.

Yusuf KAYHAN·3 dk·8·0·120