Ömer Kavur’un yönettiği, başrollerini Kadir İnanır ve Hümeyra’nın paylaştığı "Kırık Bir Aşk Hikayesi" (1981), Türk sinemasının melodram kalıplarını yıkan, aşkı en yalın, en hüzünlü ve en gerçekçi haliyle işleyen bir başyapıttır.
Bu film, alışılmışın dışındaki Kadir İnanır portresiyle, taşranın boğucu atmosferiyle ve kavuşamamaktan ziyade "hayata ve toplumsal prangalara yenik düşen" insanların hikayesiyle sinemamızda çok özel bir yere sahiptir
Filmde Ayvalık sadece bir mekân değil, karakterlerin kaderini çizen sessiz bir hapishanedir. Taşra; dedikodusuyla, durağanlığıyla, herkesin birbirini gözetlediği boğucu yapısıyla aşkın önündeki en büyük engeldir. Ömer Kavur, Ege’nin o hüzünlü sonbahar/kış atmosferini, boş sokakları ve rüzgarlı deniz kenarlarını kullanarak karakterlerin içsel yalnızlığını görsel bir dile döker.
Fuat, ailesini iflastan kurtarmak için zengin bir fabrikatörün kızı olan Belgin ile evlenmek zorundadır. Aşk (Aysel) ile Mantık/Sorumluluk (Belgin) arasında kalan Fuat, trajik bir şekilde mantığı seçer. Film, bireyin kendi mutluluğunu toplumsal ve ekonomik çıkarlar uğruna nasıl kurban ettiğini çiğ bir realizmle yüzümüze vurur.
Kırık Bir Aşk Hikayesi, izleyicinin göğsüne oturan o ağır, geçmeyen taşra sıkıntısının ve "keşke"lerin filmidir. Eğer bu filmin hissettirdiği duyguları kelimelere dökecek olursak, ortaya şöyle bir his panoraması çıkar:
Sonbahar Hüznü ve Gecikmişlik:
Film baştan sona bir "geç kalmışlık" hissiyatıyla doludur. Karakterlerin bakışlarında, Cahit Berkay’ın o eşsiz ve insanın içine işleyen melankolik müziğinde hep aynı fısıltı vardır: “Çok güzel olabilirdik, ama zaman yanlış, mekân yanlış.” İki insanın birbirini bulması yetmemiştir; çünkü hayat, aşktan daha büyük ve daha acımasız kurallarla gelmiştir.
Sessiz Çaresizlik ve Boyun Eyiş:
Fuat ile Aysel’in aşkı haykırarak, kavga ederek yaşanmaz. Onların aşkı; kuytu köşelerde çekingen bakışmalarla, rüzgarlı bir sahilde montlarının yakalarını kaldırıp yürürken edilen fısıltılı sohbetlerle büyür. Bu yüzden kırıklığı da gürültülü olmaz; sessizce, için için kanayan bir yaraya dönüşür. Fuat’ın gelinlik içindeki Belgin’e bakarken aklının Aysel’de olması, ama o adımı atamaması insana bir insanın kendi hayatına nasıl seyirci kalabileceğini gösterir.
Kırık Bir Aşk Hikayesi; biten bir ilişkinin değil, korkaklığımız yüzünden hiç başlayamamış, yaşanamamış o en güzel ihtimalin hikayesidir. Bu yüzden izleyen herkesin ve hatta beni içime sinen o buruk, yağmurlu Ayvalık havası hiçbir zaman dağılmaz.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Aynen öyle hocam Bu yüzden izleyen herkesin ve hatta beni içime sinen o buruk, yağmurlu Ayvalık havası hiçbir zaman dağılmaz. Yüreğinize sağlık
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
teşekkür ederim iyi seyirler