İnsanlar evliyken mi daha mutludur yoksa bekarken mi? Evlilik iyi bir şey midir yoksa kötü bir şey mi? Peki insanlar neden kendilerini evlenmek zorunda hisseder? Aslında bu konuda sorulabilecek birçok cevapsız soru vardır. Sorular anlamsız bulunabilir çünkü her bireyin evliliğe bakış açısı birbirlerinden farklılaşabilir. Bu köşe yazımda “Ne Olacak Şimdi?” isimli Yeşilçam filminin sosyal psikolojik incelemesini yapacağım.
Film boşanmak isteyen evli bir çift ve eşlerin avukatları çevresinde gelişen olayları ve durumları göstererek aslında Türk toplumundaki insanların evliliğe olan bakış açılarını, Batı kültüründen etkilenen insanlarla daha geleneksel olan insanların evliliğe karşı olan tutumlarını ve evlilik normlarını incelemekte. İlk olarak avukatları ele almakla başlayalım.
Özden isimli avukat, çapkınlık yaparken eşine yakalanan Şakir’in avukatı. Orhan ise boşanmak isteyen Nuran’ın avukatı. Mahkemede yapılan savunmalarda Özden aslında kendisine uygun olmayan görüşleri paylaşarak evliliğin kutsal bir yapı olduğunu ve boşanmanın gerekmediğini tam tersine Orhan ise kadın haklarını savunan bir konuşma yaparak Nuran’ın haksızlığa uğradığını ve boşanmaları gerektiğini savunuyor. Orhan, Özden’in konuşmalarından etkileniyor ve kendisi için ideal bir eş olabileceğini düşünmekte. Ancak aslında olan, Özden Orhan’ın evliliğe olan bakış açısında ideal bir eş değil ama yapılan savunmalarda tam tersini gösteriyor. Aynı durum Orhan’ın konuşmaları ve Özden’in düşünceleri için de geçerli. Yani bu durum avukatların kendi görüşlerine uygun olmayan, davayı kazanabilmek için kendilerine zıt olan görüşleri savunabilmesini gösteriyor.
Orhan ne kadar okumuş, kendisini ne kadar geliştirmiş olsa da toplumun getirdiği alışkanlıklardan, evlilik normlarından kurtulabilmiş değil. Mahkemede farklı görünse de kadınların haklarını savunabilmek için konferanslara katılsa da ailesinin ve toplumun istediği koca figürüne uyuyor. Kadınlarla ilgili de birçok kalıp yargılara sahip.
Kadın kocasına bakabilmeli, onun küçük çapkınlıklarına göz yumabilmeli, ev işlerini tek başına yapıp çocuk doğurabilmeli. Kadın kocasının her türlü ihtiyacını giderebilmeli. Aslında bu düşünceler açık bir şekilde gösterilmese de ve Orhan bu düşüncelerle başa çıkmaya çalışsa da bu normlardan etkilenerek ona göre hareket ediyor. İnsanları kadın ve erkek olarak iki kategoriye ayırıp kadınları erkeklerin hizmetçisi olarak gören zihniyetin etkilerini, Orhan’ı ve özellikle Orhan’ın annesini gözlemleyerek görebiliriz. Orhan’ın annesi bir yemekte “Kadın dediğin her şeyden önce evinin kadını olmalı” şeklinde cümle kurarak evliliğe olan tutumlarını göstermiş oluyor. Bu ailede büyüyen Orhan ise bu cümleden ister istemez etkileniyor.
Özden ise batı kültüründen etkilenen, kendisini geliştirmiş, ailesinin maddi durumu çok iyi olmasına rağmen okuyarak avukat olmuş bir kadın. Mahkemede kendi görüşlerinin tam tersini savunsa da kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu, evlilikteki sorumlulukların paylaşılması gerektiğini düşünmektedir. Her ne kadar kendisini geliştirmiş olsa da erkeklere karşı ön yargıları devam etmektedir. Bütün erkekler gibi Orhan da şöyle veya böyle gibi cümleler kurarak aslında erkeklerin hep aynı tipte olduğunu ve kendisine uygun olmadığını dile getirmektedir. Ancak Orhan’ın mahkemede savunduğu görüşlerden etkilenen Özden, Orhan’ın kendisi için ideal bir eş olduğunu düşünmektedir ancak aslında durum böyle değildir. Özden için koca figürü ev işlerinde yardımcı olacak, kendisinin yakın dostlarıyla olan ilişkilerine hoşgörü ile yaklaşacak, kendisi ne zaman isterse o zaman çocuk yapacak, kadının ihtiyaçlarını giderecek, sadık olacak gibi birçok özelliğe sahip olması gerekmektedir.
Aslında her iki karakterde birbirleriyle uyumlu olmasa da ortak bir noktada buluşarak evlenmeye karar verirler. Evlendikten sonra birbirlerini daha iyi tanıyan iki avukat, ortada aşk olsa da fikirler ve evlilik tutumları bağlamında birbirlerine uygun olmadıklarını görürler. Tabii bu süreçte Şakir ve Nuran çifti sürekli kavga edip barışırlar. Aynı normları bu çifte de görebilmekteyiz. Nuran kocasını kıskanç olmadığı için övmektedir. Çapkınlıkları yüzünden evlilikten yorulsa da kocasıyla evliliğe devam etmek istemektedir. Şakir ise boşanmakta yana olmayıp çapkınlıklarına devam etmektedir.
İnsan sosyal bir varlıktır ve diğer insanlarla ilişki kurması kaçınılmazdır. Bizim toplumumuzda, geçmişten beriden süregelen, toplumun en önemli yapılarından birisidir aile. Evliliklerle birlikte çeşitli normların, mitlerin ve aile içi rollerin görülmesi normaldir. Peki evlilik rolleri, normlar ve mitler nasıl gelişmektedir?
Her toplumda insanlar kadın ve erkek olarak iki kategoriye ayrılmıştır. Kadınlar hakkında ortaya atılan yanlış söylemlerle birlikte kadınlara karşı çeşitli önyargılar ve kalıp yargılar gelişmiştir. Bunların sonucu olarak da kadınlar her zaman ayrımcılığa maruz kalarak çeşitli haklarından mahrum kalmış, erkeklere hizmet etmesi gereken ikinci tür varlıklar olarak nitelendirilmiştir. Kadınlar okuyamaz, kadınlar kol kanat gerilmesi gereken zayıf varlıklardır, kadınlar evlenmeden önce babalarına evlendikten sonra kocalarına hizmet etmek zorundadır, erkek istediği zaman çocuk doğurmalıdır gibi çeşitli kurallar oluşturulmuş. Bu kalıp yargı ve kurallara erkekler dışında bazı kadınlarda inanmaktadır. Böylelikle kadınlara evlilik içinde çeşitli roller belirlenmiştir. Kadınlar çocuk doğuracak, evinin kadını olacak, çalışmayacak, okumayacak, kocasının ihtiyaçlarını giderecek ve ev işlerini halledecektir. Ancak gelişen medeniyetlerle birlikte bu zihniyet yıkılmaya başlamıştır. Erkekler ve kadınlar eşit görülmeye, aynı haklar verilmeye, kadınlara iş hayatında ve eğitim hayatında çeşitli haklar tanınmaktadır. Her ne kadar bu zihniyet yıkılmaya başlamışsa da tamamen sona ermemiştir.
Bu filmde de gördüğümüz gibi kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara ve ailelerin sosyal statü bağlamında birbirlerine karşı olan önyargıları, kalıp yargıları ve ayrımcılıkları gözler önüne serilmektedir.
Türk toplumumun sahip olduğu iki aile yapısını, evlilik kurallarını, evlilik normlarını, evlilik içi rolleri, kadınların ve erkeklerin aile yapısına bakış açılarını, değişim ve gelişimle birlikte her iki zihniyetin de birbirinden etkilenerek değişmeye başlandığı, geçmişten gelen değişimin hangi yönde olduğu ve aile içi çatışma, anlaşmazlık ve boşanma nedenlerini görebilmekteyiz. Bu yazımı Özden’in şu cümlesiyle bitirmek istiyorum; “Önemli olan insan olmak, erkek ve kadın olmak ikinci planda olmalı.”




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.