YazYorum
Deneme4 Haz 2026

Azazil I : Meleklerin Merhameti

Kalemin kader yazılarını karaladığı anda yaşananlar.

Sefer Eroğlu|4 Haziran 2026|3 dk okuma
205 görüntülenme|0 yorum

Yeryüzü belki de o ana kadar böylesi bir vahşet ya hiç görmemişti ya da görmüş olsa bile bu yaşanılanlar, evvelkilerle boy ölçüşme yarışında ön sıraları rahatlıkla meşgul edebilecek boyutlardaydı.

Anneler, kızlar, çocuklar, yaşlılar, dedeler, neneler; güçsüzler, güçlüler, soluk alan her şey...acımasızca yok ediliyordu.

Hiç kimse öldürülenlerin niçin öldürüldüğünü bilemiyor; araya girenler, ara bulmaya çalışanlar, sorun gidermeye çalışanlar sadece büyük bir başarısızlık elde edebiliyorlardı.

Yeryüzünde vahşet, kan, vücut parçaları; gökyüzünde ise bitmek bilmeyen çığlıklar, titrek bedenlerden yükselen korku nidaları ve kızıla boyanan gökyüzü yer alıyordu sadece.

"Yapmayın, etmeyin, acıyın bize" şeklindeki yalvarma cümleleri kesinlikle karşılık bulmuyor aksine bu şekilde aman dileyen olursa eğer, onlara karşı uygulanacak şiddetin dozları özellikle arttırılıyordu.

Kurtuluşun tek bir yolu vardı, o da vahşet uygulayanlara katılma iradeni beyan edip, vahşet uygulayıcılardan biri olabilmekti sadece. Bunu yapsan bile esasında kurtuluş diye bir şey olmadığını sen de biliyordun ama en azından biraz daha fazla nefes alabilmek adına bu seçenek ne kadar vahşice gözükse bile tercih edilebilecek tek seçenekti kimilerine göre.

Yeryüzü tarihte sahnelenmiş iyiler ile kötüler arasındaki en büyük mücadelelerden birisine sahne oluyordu belki ama her yeri kötüler doldurup vahşetlerini uguluyorlarken, iyiler hayatları ve hayatlarını kurtarabilmek adına herhangi bir varlık ortaya koyamıyorlardı bile.

Lokal bazı bölgelerde ufak kalkışım sergilenme çabaları gösterilse bile onlarda sabun köpüğü hüviyetinden ileriye ulaşamıyor, tez zamanda o kalkışımların üzerlerine topluca üşüşülerek ortalıklarda aykırı bir varlığın soluk almasına asla müsade edilmiyordu.

Ellerini semalara açanlar, gözlerinden yaşlarını aralıksız akıtanlar, açık ve gizli dualarla ALLAH'tan yardım dileyip duranlar yaşanmakta olan aralıksız vahşet karşısında sıranın kendilerine gelmesini boyunları bükük olarak bekliyorlardı.

Evlerini, barklarını, sokaklarını, mahallelerini; ülkelerini, milletlerini yok etme emri almış olan vahşiler, durdurak bilmeden her türlü vahşete gönüllüce koşuşuyorlardı.

Yeryüzü tecavüzlere, şiddet uygulamalarına, toplu yok etme ayinlerine öyle alışmıştı ki dinmeyen iniltiler, son bulmayan çığlıklar gökyüzünü iyiden iyiye karartmış; güneşi, ayı ve değişik çaptaki bütün yıldızları hüngür hüngür ağlatır hale getirmişti tam anlamıyla.

Sadece kendilerini, çoluklarını, çocuklarını ve tüm varlıklarını değil, ahırlarındaki büyük ve küçükbaş hayvanlarını da, kapılarında ki kedi ve köpeklerini de aynı vahşetlere uğratıp telef etmekten büyük bir haz alıyordu vahşetleri uygulayanlar.

Okyanuslar, denizler renk değiştirmiş, artık yeryüzü suları kan kırmızısı rengine bürünmüşlerdi uzun bir zaman boyunca.

Neredeyse muratlarına ulaşmışlar, sonradan vahşet ekiplerine müdahil olanlar da sistemli yok edilişlere maruz bırakılınca o ana kadar hiç görmedikleri bir şey hayat bulmaya başlıyordu yeryüzünde.

Melekler!

Gökyüzünden aşağıya sınırsızca inen Melek orduları aldıkları emir gereği nerede ifrit varsa hepsini bulup yok ediyor, bu sefer vahşilerin çığlıkları kaplıyordu semanın tüm katmanlarını.

Mazlumların, garibanların ve günahsızların intikamları özellikle alınıyor; hiç bir vahşi, mazlumlara yaşattıkşattıklarını yaşamadan ruhu çıkartılmıyordu vücudundan kolayca.

Denizlere, okyanuslara, ıssız adalara kaçan aşağılıklar kurtulacaklarını hesap ettiler belki ama sonsuza değin kendi cennetlerini kurmaya kendilerini inandırıp, zaferlerini kana kana tükettikleri içkilerin sarhoşluklarında kutlamaya hazırlanırken kendilerini ansızın yakalayan ecel tufanına yakalanmışlardı topluca.

Artık ifrit hükümranlığı tamamen bitmiş, yeryüzündeki hakimiyetleri ellerinden tamamen alınmışken köşe bucak ifrit arayan bazı melekler küçük bir çocuğa rastlamışlardı, derin bir köşeye sıkışıp ağlar vaziyette.

Melek bu!

Mazluma kıyabilirler mi?

Merhamet kendisini gösterdi, onu kucaklarına aldılar ve kim olduğundan hiç haberleri dahi olmadan kat be kat yükseklikteki semalara onu da yanlarında beraberce götürerek yükselttiler.

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Deneme24 Haz 2026

Humanity’s Greatest Enemy: Expectation

Perhaps humanity's greatest enemy is not life itself, but what it expects from life. Disappointment is often born not from reality, but from the collapse of our expectations. Expectation grows in the shadow of hope, quietly stealing the present while promising the future.

Rigel\'in Feneri·13 dk·0·16