YazYorum
Deneme20 Haz 2026

Sayın Editör!

Ne kadar kolay değil mi yazılanın üzerini çizmek, oysa orada yakalanamamış bir ruh, keşfedilememiş sır var!

Sefer Eroğlu|20 Haziran 2026|3 dk okuma
158 görüntülenme|3 yorum

Bilir misin, biz çocukken anne babamız " Hangimizi daha çok seviyorsun evladım; anneni mi babanı mı?" diye sorduğunda fırtınalı bir okyanusta kuru bir sandal üzerinde kendilerini kurtarmamızı bekleyen anne ve babamıza aynı mesafedeyken hangisini kurtarmayı isteyeceğimizi merak ettiklerini yaşamımıza bakarak cevaplandırdıklarını çok da bilen insanlar olamadık hiç şimdiye kadar. Ama sen elinde tuttuğun o kuru dala bakarken kalbimizden geçen saliselik duyguların hepsini okumak zorundasın sayın editör. O sandalın üzerinden beni indirip oraya sen çıkmalısın ve dünya tarihinde hiç yaşanmamış bir anın tek figüranı senmişsin gibi hesaba çekmelisin kendini. Orada kimi seçeceksin; anne ni mi babanı mı?

Küçücük masum bir ortaokul çocuğunun başına nelerin geleceğini bilmeden sınıf içerisinde Türkçe dersinin başlamasını beklerken biraz sonra başından geçecek büyük bir kriz içerisinde üzerine çullanmış olan kahkaha tufanının altında avazı çıktığı kadar bağırırken, o çocuğa sarılacak kişi sen olacaksın sayın editör, sen olacaksın; sen, sen,sen!

Eğer o çocuğa sarılıp kendi göz yaşlarınla onun göz yaşlarını dindirmeye çalışmayacaksan eline almış olduğun yeşil dal parçasının söndüğüne şahit olursun sayın editör.

Pembe Atkısını dokuduğu günlerde kendi hayatının kader kalemlerince yokuş yukarı mesafeleri kat ettirilip kapı önünde yabancı bir parmak ucuyla işaret edilen masum bir çocuğun bir anda dilinin tutulmasına şahit olurken, Annesine " Anne" diye seslenemeyip, o seslenmeyi " Annnn annn A aaa aaannnn neee " diye sanki yüreği ağzından dışarıya fırlayacakmış gibi kekeleye kekeleye zorlanarak gerçekleştirdiğinde senin dünyan kararmalı ve annesinin yarı gülmeli şaşkın tepkisine kızıp yüzüstü toprağa kapaklanırken ellerinle ve ayaklarınla o kara toprağı sen yumruklamalı ve tekmelemelisin dakikalarca sayın editör!

Yurt hayatına devam ederken bir akşam üstü sinsi bir şekilde top sektirilen sahaya yanaşıp elindeki uzun namlulu silahı masum bir çocuğun baldırına dayamış sokak serserisine denk geldiğinde o anda avazı çıktığı kadar imdat çağrılarını sen atmalısın sayın editör; sen,sen,sen!

Rahmetli dedem eline kızılcık çubuğu almış beni evire çevire döverken vücudunun her noktasında o kızılcık çubuğu darbelerini hissetmeli, sağ kulak kepçemin üst kısmındaki doku kayıplı yaradan hissettiğim can acısını sen de hissetmelisin sayın editör!

Kekeme bir çocuğa her Türkçe dersinde yaşatılan Çin işkencesine şahit olurken Türkçe öğretmenine avazın çıktığı kadar bağırmalı, kikirdeş sınıf öğrencilerine teessüflerini bildirmek için kalemi kağıdı eline alıp sabaha kadar mektuplar yazmalısın sayın editör!

Lisede kalbimi çalan hanımefendiye vermek üzere cebime koyduğum aşk mektubunu bulup, elinde tuttuğu şeyin aşk mektubu olduğunu anlayınca suratıma sağlı sollu tokatlar atıp kendi odasında sinir krizleri geçiren müdür muavinine bedduaları basıp, "insan değil misin sen?" diye hesaplar sormalısın sayın editör!

Edebiyat hocasının okulun karşısındaki kırtasiyesine o sıralarda revaçta olan çok katmanlı klasör alabilmek için girip, kendi dersinden tanıdığı hocasına kekelediği belli olmasın diye "Bana çoklu dosyalı klasör verebilir misiniz lütfen!" diye yazılı kağıt parçasını uzatan lise 1 öğrencisine hakaretler edip, küfürler savuran insan azmanına yüksek seslerle böğürüp çağırmalı, bunları yaparken de hıçkıra hıçkıra ağlamalısın sayın editör!

İşlerin kızıştığı, herkesin bir an evvel işler bitsin diye performanslar gösterip alınlarından şırıl şırıl terler akıttığı sırada Meltemin estiğini hissettiğinde olduğun yerden en ucra noktalara koşup çırılçıplak kalmalı, yalnızlığın kucağında bilinmeyen bir lisanla hasbihaller yapmalısın sayın editör.

Üniversitede, askerlikte ve askerlik sonrasında yaşadıklarımdan kareler sunup isyanlarımı, sızılarımı, göz yaşlarımı, sevinçlerimi, kavgalarımı izah ettiğim anlatışlarımı gözünün ucuyla değil, romanımın içerisine girip oradaki beni klonlayarak yaşamalısın sayın editör!

Kuru bir dalı tuttuğunda onu yeşertebilmeli, yemyeşil bir dalı eline aldığında ona çiçekler açtırtabilmelisin sayın editör!

Benim yazdıklarıma yabancı gözlerle bakmayı değil, benim gözlerimle bakmayı başarabilmelisin sayın editör!

İçerisine müdahil olamadığın, anlatılanları yaşayamadığın bir nüshaya kibirle, uzaktan uzaktan, yabancılaşarak ve küstahça yaklaşımlarla dokunuşlar yaptığında eseri kaleme alanın ahını, elinde tuttuğun kalemin bedduasını ve kalemini kırdığın yarınların hesaplarını heybene doldurursun sayın editör.

Elinde tuttuğun kalemin duasını al sayın editör, yeşert onu, ondan bir ağaç yaratılsın ve sonsuz ormanlar...

Yeşertmeyi beceremeyeceksen ah almak yerine, kır onu sayın editör, kır ki romanlar ruhsuz kalmasın, gök yüzündeki bulutlar sularını tutmasın artık sayın editör.

Saygılarımla

( Not: Bu yazı site harici yaşanımlar kaale alınarak ele alınmıştır. Site ile herhangi bir ilintisi yoktur.)


Tartışma

Yorumlar

3 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Editör|

Değerli Yazarımız, Platformumuzda paylaştığınız “Sayın Editör!” başlıklı metninizdeki edebi yaklaşım ve yazarın metni üzerindeki özgürlük arayışı, oldukça güçlü bir ifadeye sahip. Bununla birlikte, sitemizin yayın politikası gereği herhangi bir editörlük hizmeti sunulmadığını ve yazarlarımızın metinlerini bağımsız, müdahalesiz bir şekilde paylaştıklarını hatırlatmak isteriz. Metninizin genel bir eleştiri mahiyetinde olduğu anlaşılsa da, editör kavramına odaklanan üslubunuz, platformumuzda yazılara müdahale eden bir mekanizma olduğu yönünde yanlış bir algı yaratabilmektedir. Okurlarımızın bu konuda yanlış bir izlenime kapılmaması adına; metninizin bağımsız bir kurmaca olduğunu veya editörlük hizmeti sunulmadığını belirten bir notu, metninizin özet kısmına eklemenizi rica ederiz. Platformumuzun şeffaflığı açısından bu düzenleme büyük önem taşımaktadır. İyi çalışmalar dileriz.

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Sefer Eroğlu|

Kusura bakmayın, ben genel çerçeve sahasında tasarlayarak kaleme aldım bu yazıyı. Dediğiniz gibi yaptım, sizinle bir sorunum olsa konuşarak çözüyoruz zaten☺️ Yalnış anlaşılmalara sebebiyet verdiysem özür dilerim. Saygılarımla

Editör|

Merhaba, Geri bildiriminiz ve hassasiyetiniz için teşekkür ederiz. İyi çalışmalar ve keyifli yazmalar dileriz.

Devam et

Benzer yazılar

Deneme24 Haz 2026

Ağır Gelen

"​Öfkenin ve kinin tamamen sebepsiz olmadığı, aslında bu duyguların çoğu zaman insanın kendisini koruma biçimi olduğu unutulmamalı."

Aybike Kazak·2 dk·4·57