İlhamı Beklemeyi Bırakmak
Karşınızda bomboş, bembeyaz bir sayfa ya da kırpışıp duran bir imleç... Zihniniz fikirlerle dolu olsa da ilk kelimeyi kağıda düşürmek, bazen dünyanın en ağır yükünü kaldırmak gibi hissettirir. Birçok yazar adayı, ilk adımın atılamamasını yeterince yetenekli olmamaya ya da "ilham perisinin" henüz uğramamış olmasına bağlar.
Halbuki edebiyat tarihinin en güçlü metinleri, gökten inen ilham perileriyle değil, beyaz sayfanın karşısında inatla oturan yazarın sabrıyla inşa edilmiştir.
Yazma yolculuğunda bizi felç eden bariyeri aşmanın yolu, yazmaya dair bazı ezberleri bozmaktan geçer.
Kusursuzluk Tuzağından Kurtulmak
İlk sayfayı açtığınızda hemen bir başyapıt üretmek zorunda değilsiniz. İlk taslaklar her zaman dağınıktır, eksiktir ve öyle de olmalıdır. Yazmak, aslında sonradan yapılan bir temizlik ve eksiltme sanatıdır. Kendinize kötü yazma özgürlüğü tanıyın. Bırakın kelimeler kağıda kabaca dökülsün; onları yontmak, parlatmak ve hizaya sokmak sonraki aşamanın işidir. Sayfayı doldurmadan, üzerinde çalışabileceğiniz bir hamur elde edemezsiniz.
İlham Bir Nedeni Değil, Sonucudur
Yazmak için muazzam bir içsel coşku beklemek, en büyük yanılgılardan biri. İlham, masanın başına oturmadan önce gelen bir misafir değil; aksine, siz inatla kalemi oynatmaya başladığınızda, kelimelerin kendine has dünyasına daldığınızda arkadan gelip omzunuza dokunan bir yoldaştır. Yazmak bir esin değil, disiplin ve işçilik meselesidir.
Yazma Rutini Oluşturmak
Zihni yazmaya alıştırmak, ona güvenli bir alan sunmakla ilgilidir. Her gün aynı saatte, sadece on dakika bile olsa sayfanın başında kalmak, bir süre sonra zihnin kendi içindeki yaratıcı odaları kendiliğinden açmasını sağlar. Önemli olan ne kadar çok yazdığınız değil, masaya ne kadar sadık kaldığınızdır.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.