Çam sakızı bulaşır nemli avuçlarıma, be bileyim,
Bir emekçi nasırı gibi yapışır şehre inat.
Kısarak gözlerimi baksam da güneşe karşı,
Netleşir canım doğa, netleşir bu hür hayat.
Sessizliğin içinden fırlar sarı kanatlı kuş sesleri,
Dalların arasından sızan ışık, memleket gibi sıcak.
Ağaçların altında saklı o kadim, o büyük ziyafet,
Toprak yavaşça uyanır, bereketiyle kucak açacak.
Yaban mersini toplar, boyarım parmaklarımı,
Tıpkı hasretle yazdığım o kavga şiirleri gibi kıpkırmızı.
Ve sana olan aşkım, hani o zındanları yıkan aşk,
Fısıldar ormanın derinliğine ikimizin şarkısını.
Mantarlar sıra sıra, nem kokan yapraklarda sırıtır,
Baş döndürücü bir tat, toprağın ta dibinden gelen gizem.
Huzur dediğin, bir işçi tütünü gibi uzar bu topraklarda,
Huzur dediğin sakız gibi, çiğnedikçe güzelleşen alem.
Gözlerin yeşilinde kaybolur gider o amansız zaman,
Bu yabani ormanda aşk, sömürüsüz bir dünya kadar ferman.
Ve nihayet bir kütükte buluruz o karanlık, o gizli defineyi;
Kara kovan balı sızar kalbimin en derin dehlizine,
Güneşi içenlerin sızar gibi o mukaddes yüreğine…





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.