Çok rahatlamış ve oldukça neşeli geliyordu Yakup’un sesi.
- Eeee! Patron? Senden ayrıca bir ödül hakkımız artık.
- Yahu dayı, sen yapma bari ya!
- Tamam, tamam, bozulma hemen. Ama hakkını vereyim, kaynak ekibi muhteşem iş çıkardı. Nerden buldun o çocukları? Demirden adam yap desen yaparlar valla.
- Sevindim dayı. Tersanede çalışıyorlardı. Bize gelsinler diye çok uğraşmıştım.
- Dediğim gibi, eline sağlık. İşimizi çok kolaylaştırdılar. Griptin, iyileştin mi? Alıyor musun ilaçlarını?
- Yok... İyi hissediyordum, almayı bıraktım iki gün önce.
- İyi yapmamışsın, antibiyotik kullanıyorsan bitirmelisin mutlaka. Direnç geliştirirsin, sonraki hastalığında fayda da göremezsin.
Dayısı haklı olabilirdi ama doktorlara inanmıyordu uzun süredir. Burak’la görüşmeyi de o yüzden bırakmıştı. Aylarca süren tedavinin ardından, özellikle duygu yoğun dönemlerinde hâlâ, ya olmadık yerlerde uyanıyor, ya sabah kalktığında ajandasında notlar buluyor ya da anlaşılmaz, terletici rüyalar görüyordu. Konuyu değiştirdi:
- Ne zaman gelmeyi planlıyorsun?
- İkinci etabın kabulleri yapılsın, ertesi gün ordayım.
- Diploma törenine yetişirsin umarım.
Keyifle güldü Yakup:
- Ne olursa olsun kaçırmam merak etme. Okul birincisiyle iftihar etmek hakkımız en nihayetinde!
Bir an sessiz kaldı Yakup, sesinin tonu yumuşadı:
- Anneni de çağırsaydın be Yunus. Anlamıyor, aslında ben de anlamıyorum. Çok mutlu olurdu o gün yanında olmaktan…
Suskun kaldı Yunus. Belki annesinden bile çok isterdi orada olmasını. Ama gün gün içinde büyüttüğü o korku engel oluyordu Sema’yı çağırmasına. Yan yana gelirlerse annesinin, en sevdiğinin felaketi olacağına inanıyordu. Gelemem dememişti hiç. Umut vermiş ama hep aşılmaz engeller çıkarmıştı. Yunus öğrenmişti artık. Umudu olan biri, beklerdi.
İlaçlar olmadan duygularını susturmayı da öğrenmişti. Susturdukça güçlendiğini sandı. Disiplin, programlı bir hayat, ölçülü cümleler, hesaplanmış tepkiler. Elde ettiği başarı onu görünür kılmıştı. Ama kimse onun görünmek istemediğini bilmiyordu.
Sadece iş ve okul. Kaosa tahammülü vardı ama duyguya yoktu. Yasemin’in adı artık hayatında bir yankı bile değildi. Ama zihninde, her yalnız kaldığı anda fısıldayan bir hayaletti. Kadınlardan uzak duruyordu. Aynı hataya bir daha düşmeyecekti. Bir kadına duyduğu yakınlık kontrolü almıştı onun elinden ve kontrolsüz olmak, felaketle sonuçlanmıştı.
İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü kazanmıştı ilk yılında. Hem çalışıp hem okumak kolay değildi ama hayatında aklını çelecek, vakit ayırması gerekecek başka hiçbir şeye sahip olmadığı için başarabilmişti. Faruk Bey’in desteği olmasaydı mümkün olmazdı. Okulu birinci bitirerek, bu desteğin diyetini de ödemiş oldu.
Diploma töreninin yapıldığı gün, stadyumdaki alkışların dakikalarca sürmesine, cübbesinin içindeki terletici sıcağa rağmen Yunus'un yüzündeki o donuk ifade hiç değişmedi. Faruk Girneli’nin törende onur konuşmacısı olması için bizzat kendisi ricacı olmuştu. Diplomasını da onun elinden aldı; aralarındaki tokalaşma, iki iş ortağının soğuk bir sözleşmeyi imzalaması gibiydi.
Sırf törene katılabilmek için birkaç saatliğine Libya'dan gelmişti Yakup. Tören bitiminde dayısına sarıldığında, kumaşın kokusunda bir an annesine de sarıldığını hayal etti; gözleri ihanet edercesine buğulandı. Çenesini sıktı, duyguyu oracıkta boğdu. Sonra, kalabalığın kenarında bir hayalet gibi bekleyen Yavuz’a sarılıp kendini sakinleştirdi.
Arada uğruyordu Yavuz. Evin yedek anahtarının yerini bilen tek kişiydi. Bazen Yunus eve geldiğinde onun çantasını kapı girişinde buluyor, bazen de sabah kalktığında haber vermeden gittiğini fark ediyordu. Yunus buna ses etmiyordu; Yavuz onun hayatındaki tek düzensizlikti. Kasabadaki tüm işleri de Yavuz hallediyordu.
Evini sade tutmuştu. Eşyalar yerli yerindeydi. Tamamen tek başına, sürprize kapalı bir düzen. Törenin yapıldığı akşam… düzen bozuldu.
Tüm gün telefonu neredeyse hiç susmamıştı. Saat dokuza geldiğinde iyice bunalıp bataryasını sökerek telefonu masanın üzerine bıraktı. Öte yandan ikinci etap teslim edilmiş, üçüncü etabın startı verilmişti. Dubai ofisinden sabaha kadar mesaj yağmıştı. Başarı, büyüme, yatırım, gurur... Gurur hissetmiyordu. Sadece uyuşuk bir boşluk vardı.
Kapı zili üçüncü kez çaldığında Yunus diş fırçasını lavaboya bıraktı. Aynadaki yansımasına baktı; göz altları kuyu gibi karanlık, teni soluk, yüzü hastalıklı derecede yorgundu. İlaçları bıraktığından beri uyku uyuyamıyordu. Evine gelen insanlar onu tebrik etmek istiyordu; o ise sadece beynindeki uğultunun susmasını. Üzerindeki gri tişört ve eşofmanla kapıya yönelirken içinden geçen tek bir yemin vardı: “Bir kişi daha gelirse kapıyı açmayacağım.”
Açtı. Kapıda dört kişi vardı; şirketin genç teknikerleri. Ellerinde hışırdıyan naylon poşetler, terleyen alkol şişeleri, plastik bardaklar. Hepsi sırıtıyordu. Gülmekten çok, taşkınlığa ve bağırmaya yakın bir neşe.
- Abi, Dubai kutlaması!
- Birer tane içip çıkacağız, söz. Faruk Bey yarın ofiste yokmuş, fırsat bu fırsat.
Yunus bir an eşikte donup kaldı. Kendi evinin, o kusursuz sığınağının sınırındaydı. “Hayır” demek çok kolaydı. Gözlerine o soğuk yönetici bakışını yerleştirip onları oradan kovabilirdi. Ama yapmadı. Kapıyı araladı, geri çekildi.
- Yalnız erken yatıcam, haberi…
İlk kelimesini bile dinlemeden gülüşerek daldılar içeriye.
Beş dakika sonra kapı bir daha çaldı. Sonra bir daha. Bir daha ve sonra o kapı hiç kapanmadı. Tanımadığı departmanlardan yüzler, tanımadığı asistanlar, duvarlara çarpan yüksek kahkahalar. Müzik bir anda yükseldi, bas sesleri parkeleri titretmeye başladı. Salon daraldı. Şişeler, Yunus'un milimetrik bir düzene soktuğu masaya sığmamaya başladı. Birinin ayakkabılarıyla koltuğa çıkıp dans ettiğini gördü. Başka biri mutfağa girip buzdolabını karıştırıyordu.
Alkol evin kokusunu değiştirdi. Parfüm, ter, sigara. Yunus bir süre daha dayandı. Kimseye bardak tutmadı. Kimseyle uzun konuşmadı. Gülümsedi, başını salladı, yer değiştirdi.
Sonra mutfakla salon arasındaki dar geçitte durdu. İnsanlar yanından geçerken ona çarpıyor, bedeniyle temas ediyordu. Birinin terli omzu, birinin kolu, bir kadının yüzüne savrulan saçı... Her fiziksel temas, derisinde küçük elektrik çarpmaları yaratıyordu. Zihninde alarm zilleri çalıyordu. İçinden sadece şu cümle yankılandı: “Ben buraya ait değilim. Ve içimdeki şey uyanmak üzere.”
Kimseye hiçbir şey söylemeden, sessizce kalabalığın içinden sıyrıldı. Yatak odasına geçti. Kapıyı kilitlemedi. Işığı açmadı. Üzerini bile çıkarmadan, dışarının o yapışkan kiriyle yatağa uzandı. İçeriden gelen müziğin bası duvarlardan sızıyor, yatağın yaylarını titretiyordu. Tanımadığı insanlar salonunu, eşyalarını, hayatını işgal ederken, o direnmeyi bıraktı. Gözleri ağırlaştı.
Sabah, güneş doğrudan yüzüne vuruyordu. Yunus gözlerini açtı. Kapattı… tekrar açtı. Sonra heyecanla yatağından sıçradı. Yanında tanımadığı biri yatıyordu. Genç bir kadın. Saçları yastığa dağılmış, kolu göğsünün üzerinde. Üzerindeki tişört evden değildi. Ama rahat görünüyordu. Gündelik, sade. Huzurlu uyuyordu, sanki burada uyuması doğalmış gibi.
Kalbi göğsüne sertçe vurdu. Uzun bir aradan sonra, hayal görmeye başlamıştı yeniden. Dün geceyi hatırlamaya çalıştı. Gürültü, kalabalık, sonrası yoktu. Kız kıpırdamadı. Bir dizini yatağa koyup ellerinin üstünde kızın yüzüne doğru bir karış yaklaştı.
Aniden açıldı göz kapakları.
O an, Yunus iki derin yeşil göle düşüyormuş gibi hissetti. Geriye doğru sendeleyerek bir adım attı. Kadının gözleri derindi, sakindi; uykunun içinden çıkmış ama en ufak bir şaşkınlık barındırmıyordu. Doğrudan Yunus’un gözünün içine bakıyordu. Bir saniyelik bir ölçme yaptı kadın. Bulunduğu yeri, karşısında dikilen adamın gerginliğini ve aralarındaki mesafeyi tarttı. Kaçmadı. Çarşafı göğsüne çekmedi. Hiç panik yoktu. Her sabah birlikte uyandığı birine söyler gibi:
- Günaydın.
Sesi sakindi. Ne açıklama yapan ne de isteyen bir ton. Yunus konuşamadı. Ağzını açtı:
- Ben…
Durdu. Cümle bulamadı.
- Sen…?
Kız doğrulup yatağın kenarına oturdu. Saçlarını geriye attı. Yunus’un şaşkınlığı hoşuna gitmişti. Etrafına baktı. Odayı inceliyordu ama merakla değil.
- Sanırım dün gece burada uyuyakaldım.
Kısa bir duraklama.
- İstersen gitmemi söyleyebilirsin.
Yunus’un şakakları zonkladı.
- Hayır…
Çatallı çıkmıştı sesi. Sanki orada olmaması gereken kendiymiş gibi. Sonra toparlamaya çalıştı:
- Yani… bilmiyorum.
Boğazı kurumuştu. Başladığı hiçbir cümleyi bitiremiyordu:
- Ben…
Kadın belli belirsiz gülümsedi. O yeşil gözler hâlâ Yunus'un üzerindeydi; onun zırhındaki o ince çatlağı izliyordu. Ayağa kalktı, elini uzattı:
- Ben Aslı. Sakın “Neyin?” deme, o şakayı hiç sevmem.
Yunus, espriyi anlamamıştı. Kestirmeden adını söyledi. Aslı sakince kapıya yöneldi. Eşiğe gelince durdu, arkasına döndü.
- Bilirsin, alkol – dedi. Eve gidebilecek halde değildim.
Bir an durakladı, fark ettiği bir ayrıntıyı yeniden hatırladı.
- Herkes senin evindeydi. Sen hariç.
Yunus cevap veremedi. Aslı kapıyı açtı ve çıktı. Dış kapının kapanma sesi, boş apartmanda yankılandı. Yunus olduğu yerde kaldı. Kalbi, yıllardır ilk defa göğüs kafesini kıracakmış gibi hızlı atıyordu. Ama panikten veya paranoyadan değildi bu; içinde uzun zamandır kilitli duran, çürümeye yüz tutmuş tanımsız bir şey kıpırdamıştı.
Son beş yılda kaçmayı bir sanat eserine, bir ustalığa dönüştürmüştü o. İnsanlardan, sorulardan, annesinin beklentilerinden, Yasemin’in anısından... En çok da kendinden. Gürültü onu dağıtmıyordu artık, çünkü içindeki ses telleri kesilmişti. Disiplin, giydiği bir zırhtı. Başarı, yüzüne yapışmış bir maske. Kontrol ise tek güvencesiydi. Hayatının en steril, en hesaplanabilir döneminde, ilk kez hesaba katmadığı bir ihtimalle sabaha uyanmıştı.
Sanki evde hâlâ biri varmış gibi dinledi. Sessizlik yeniden çöktü. Az önce yaşanan şeyin gerçekliğini test etmek ister gibi odaya baktı. Yastıktaki hafif çöküntü. Birkaç tel saç. Halının üstünde unutulmuş siyah bir toka.
Gerçekti.
Telefonunu açtı. Arama kayıtlarına, mesajlara baktı. Bilmediği bir numara, tanımadığı bir isim yoktu. Bir teknikerin attığı "Dün gece için teşekkürler Yunus Bey, harika bir ev sahibiydiniz" mesajını midesi bulanarak sildi. Ayağa kalktı, pencereyi sonuna kadar açtı. Soğuk ve temiz hava içeri doldu. Sonra banyoya girip suyun altında uzunca durdu. Sadece biri yanlış odada uyumuştu. Öyle olması gerekiyordu.
Öğlene doğru ev toparlandı. Şişeler çöpe atıldı. Masanın üstü boşaltıldı. Koltuklar hizalandı. Ertesi gün toplantıya girdi. Yeni etap planlandı. İnsanlar not aldı. O konuştu, herkes sustu. Hiç hata yapmadı. Ama iki kez, o iki derin gölü düşündü. İkisinde de kalp atışı hızlandı.
Yakup Dubai’de mükemmel bir iş çıkarmıştı. Kurulacak şehrin altına karınca yuvası gibi labirent ördü. Kanalizasyon ve diğer altyapı işlerini bitirdi. Üçüncü etap daha kompleksti. Yerüstü düzenlerinin yapılması gerekiyordu. Yollar, çok şeritli bulvarlar, alt ve üst geçiş yolları, kavşaklar yapılmalıydı. Deniz suyunu içme suyuna çeviren tesislerin de kurulması gerekiyordu. Üst yapılar Yakup’u zorlamıyordu. Ama su arıtma tesisini yapması planlanan yerel ortaklar son dakikada projeden çekilmişlerdi. Bu durum hem Faruk hem Yakup hem de Yunus için zorlu bir mesai anlamına geliyordu.
Şirketin bu konuda bir deneyimi olmadığı için acilen başka bir partner bulunmalıydı. Yetkin personel ihtiyacı kritik bir önem taşıyordu. Yunus’un portföyünde bu alanda çalışmış hiç kimse yoktu. Çok stresli geçirdikleri üç haftalık süreçte Faruk bir İngiliz firmayı ikna edebilmişti. Yunus ise imkânsızı başarmış, elli kişilik bir ekip toparlamıştı. Listeyi Yakup’a ilettiği gün kendisiyle ilk defa gurur duymuştu. Faruk Bey’in hafif gülümsemesi ve gözüyle verdiği selam, onaylanmışlık hissi, paha biçilemezdi.
Yatma vaktine yakın eve döndüğünde banyonun soğuk fayanslarına tutundu. Suyu açtı, avuçlarına doldurup yüzüne çarptı. Aynadan damlayan suların arkasından kendi gözlerine bakarken çenesi yine kasılıyordu. “Kontrol bende,” dedi içinden.
Kapı çaldı.
Delikten baktığında onu gördü. Aslı. Sarhoş değildi, ağlamıyordu, yüzünde o bilindik flörtöz kadın maskelerinden hiçbiri yoktu. Yunus kapıyı araladığı an, onun şaşkınlıkla aralanan dudaklarına ya da bedeniyle kapattığı koridora aldırmadan, rüzgâr gibi süzülüp davetsizce içeri girdi.
- Ben biraz senin yanında oturabilir miyim? Konuşmak istemiyorum.
Neredeyse bir saat sürdü. Aslı tekli koltukta dizlerini karnına çekmiş oturuyor, Yunus ise yemek masasının sandalyesinde, sırtı dimdik, tetikte bekliyordu. Sadece sustular. Duvar saatinin tik-takları odanın içinde yankılanırken ikisi de sustu.
Sonra Aslı aniden kalktı.
- Teşekkür ederim. İyi geceler…
Gitti. Kapı kapanıp da kilit yuvasına oturduğunda, Yunus en az kadının gelişi kadar gidişinin de sarsıntısını yaşıyordu. Ancak asıl dehşeti birkaç dakika sonra, nefes alışverişi yavaşladığında fark etti: Aslı odadayken, kafasının içindeki o durmak bilmeyen uğultu susmuştu. O bir saat boyunca hiçbir şey düşünmemişti. Bundan korktu. Şimdiyse düşünüyordu. Kimdi bu kadın?
O gece Aslı kendi atölyesindeydi. Loş ışığın altında boş bir tuvale bakıyordu. Saatlerce eline fırça almadı. Sonra, aniden uzanıp parmaklarını koyu siyah boyaya daldırdı; tıpkı zift gibi kıvamlı bir siyaha. Sol elinin etli kısmını tuvale bastırıp kalın bir iz bıraktı. Sonra bir tane daha. Parmaklarıyla izleri bir yay şeklinde birbirine bağlayıp boyayı şiddetle yukarı doğru çekti. Gölgenin altındaki boşluğa bakıyordu şimdi. Bir noktada tablo kendi kendine tamamlanmak istedi. Geri çekildi. Tamamlamadı.
Ertesi akşam geldiğinde elinde başka bir tuval vardı. Kapıyı çaldı. Yunus bu kez şaşırmamıştı.
- İçeri almayacak mısın?
Yunus sessizce bir adım kenara çekildi. Aslı içeri girerken hafifçe gülümsedi.
- Sormana şaşırdım. Bu ilk kez oluyor.
Salona geçti, tuvali duvara yasladı. Yarım kalmış bir resim, belirsiz ama tekinsiz bir siluet. Arka plan karanlık, figür aydınlıktı. Yunus sordu:
- Bu kim?
- Bilmiyorum. Belki de sensin.
Yunus kaşlarını çattı.
- Beni tanımıyorsun.
- Sen de kendini tanımıyorsun.
Sessizlik yeniden odanın ortasını doldurdu. Aslı dünkü koltuğuna yerleşti. Yunus ayakta kaldı. Sonunda dayanamayıp sordu:
- Neden geliyorsun?
Aslı omuz silkti.
- Git demiyorsun.
Yunus cevap vermedi. Aslı başını kaldırdı, bu kez gözlerinde savunmasız, dürüst bir ifade vardı.
- İlk kez biri beni etkilemeye çalışmıyor. Susabiliyor. Ve ben…
Cümlesini tamamlamadı. Sonra merakla sordu:
- Çömlek mi yapıyorsun sen?
- Yoo, nerden çıkardın bunu?
- Çöpte bir sürü kırık çömlek parçası vardı.
- Uzun hikâye. Aç mısın?
- Galiba.
Yunus buzdolabına yöneldiği an, Aslı arkasından sessizce yaklaştı.
- Dışarı çıkalım.
- Nereye?
Aslı omuz silkti.
- Deniz olan bir yere.
Beşiktaş’ta küçük ama sıcak bir kafe-restorana girdiler. Cam kenarında bir masa boştu. Dışarıda vapur düdükleri, içeride çatal bıçak sesleri. Masalar dip dibe. Gürültülü ama huzurlu. Yunus mekânı süzdü, siparişler verildi.
- Seni tanıyorum – dedi Aslı
Yunus başını hafifçe yana eğdi. Gözlerini kısarak sordu:
- Nereden?
- Faruk Abi’nin kara kutususun sen. Sana Küçük Faruk diyorlar.
Kaşları çatıldı Yunus’un.
- Kimsin sen? Şirkette mi çalışıyorsun? Seni hiç görmemiştim.
Birasından bir yudum aldıktan sonra dudaklarını büküp hafifçe omuz silkti Aslı.
- Ben Aslı’yım.
- Beni mi takip ediyorsun?
Bu sefer Aslı’nın kaşları çatılmıştı.
- Hayır tabii ki. İnsanlar dedikodu yapmayı sever. Senin hakkında çok şey duymuştum.
Bir süre sustular. Gürültü aralarını dolduruyordu. Aslı masanın üzerindeki tuzluğu çevirdi. Sonra sıkıldığını gösterir şekilde üfledi.
- Şu çömlekleri anlatsana bana.
- Dediğim gibi uzun hikâye. Ama hayır, ben çömlek yapmıyorum.
- Ben resim yapıyorum.
- Başka? Bir yerlerde çalışmıyor musun?
- Çalışmaya ihtiyacım yok.
- Gerçekten, kimsin sen?
- Aslı olmam yetmedi mi?
İşi insanlar hakkındaki her şeyi bilmek olan Yunus, onu tanıyan ama kendisinin tanımadığı biriyle konuşmaktan tedirgin olmuştu. Şirket personelinin onunla konuşurken neler hissettiğini anlayabiliyordu şimdi.
Garson masaya iki bira daha bıraktı. O sırada iskeleye devasa bir vapur yanaştı, acı bir siren sesi yeri sarsarken kafenin camları titreşti. Yunus’un omuzları istemsizce yukarı kalktı, elleri masanın kenarını sıktı.
- Hep böyle tetikte misin sen?
Aslı, gözlerini Yunus’tan hiç ayırmadan sormuştu bunu. Yunus cevap vermedi. Önündeki kâğıt peçeteyi aldı, mükemmel bir simetriyle ikiye katladı. Sonra açtı, tekrar katladı. İçerideki bir masada aniden alkışlar koptu. Üzerinde maytaplar yanan bir doğum günü pastası belirince gürültü katlandı. Yunus’un bakışları hızla kapıya, çıkış rotasına kaydı.
Aslı yüzünü avucuna yaslamış, onu bir çocuk merakıyla izliyordu. Birden gözleri parladı.
- Kaçalım mı?
- Ne?
- Kaçalım diyorum, hesabı ödemeden. Hep yapmak istemişimdir.
Yunus peçeteyi elinden bıraktı.
- Saçmalama.
- İşte tam da bu yüzden.
- Bu yüzden ne?
- Senin eğlenceli bir şey yapman lazım.
Garson az ötede pastalı masayla ilgileniyordu. Kapı ardına kadar açıktı. Boğaz'ın lodosu içeri doluyordu. Aslı bir anda uzanıp Yunus’un masadaki elini tuttu. Yunus elektrik çarpmış gibi irkildi.
- Üçe kadar sayıyorum. Gelmezsen bir daha seni rahatsız etmem.
- Ya saçmalama!
- Biiiir…
Yunus etrafına baktı. Kimse onlarla ilgilenmiyordu.
- İkiii…
Kalbi hızlandı iç sesi bağırıyordu “Aptallık bu!”
- Üüüüüç!
Aslı sandalyesini itip fırladı ve açık kapıdan sokağa karıştı.
Yunus yerinden bile kıpırdamadı. Derin bir nefes aldı, ceketinin iç cebinden cüzdanını çıkarıp masaya fazlasıyla yetecek bir banknot bıraktı ve sakin, ölçülü adımlarla restorandan çıktı.
Dışarı çıktığında Aslı ilerideki sokak lambasının altında kollarını göğsünde kavuşturmuş bekliyordu. Rüzgârda dağılan saçlarının altından ona somurtarak bakıyordu.
- Üç dedim.
- Duydum.
- Gelmedin.
- Geldim.
Aslı bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe neredeyse yok oldu. Yunus geri çekilmedi. Aslı başını yana eğdi. Onu inceliyordu. Bu bakış flörtöz değildi. Sanki bir şeyi çözmeye çalışıyordu. Yunus montunun yakasını dikleştirdi. Aslı’nın gözlerine baktı:
- Sen hep böyle misin?
- Sorduğun oysa senin gibi değilim. Maskeleri sevmem.
- Ben maske takmıyorum.
- En kalınını sen takıyorsun.
İşaret parmağıyla Yunus’un göğsüne dokundu.
- Ve inan bana, sana hiç yakışmıyor.
Bir sürü şey söylemek istedi Yunus ama hepsi sadece zihninden geçti. Safça bir ifade yerleşmişti yüzüne.
Aslı, Yunus’un yüzüne bakıp sanki tüm bu söylemediklerini duydu. “Geç oldu” dedi sonra. Yunus evine kadar bırakmak istedi ama Aslı kabul etmedi. Sahildeki duraktan bir taksiye bindi.
“Bu akşam için teşekkür ederim” dedi taksi giderken.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.