YazYorum
Edebiyat5 Ağu 2026

Uyurgezer - 17

Devam metni

Murat Erdem Arıker|5 Ağustos 2026|7 dk okuma
114 görüntülenme|0 yorum


Taksiden indiğinde, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin o devasa demir kapısı önünde bir an çakılıp kaldı. Hastane bahçesine girmekte tereddüt etti. Dün kendi evinde yaşadığı o paniği hatırlayınca derin bir nefes alıp içeri adımladı.

Erhan’ın tarif ettiği binanın ikinci katına çıktı. Kapılardaki isimleri kontrol edip “Dr. Burak Akçam” etiketini görünce kapıyı tıklatıp içeri girdi. İçerde bir muayene devam etmekteydi. Özür dileyip adını söyledi ve koridora çıkıp beklemeye başladı.

Erhan’ın üniversite döneminden tanıştığı bir arkadaşıydı doktor. Yakup’u da tanırdı ama samimiyetleri yoktu. İhtisasını yapmak üzere iki yıldır bu hastanedeydi. Durumun acil olduğunu ileten Erhan’ın ricasını kırmamış, randevu dışı muayeneyi kabul etmişti.

Hastanenin koridoru bu saatte kalabalıktı. Floresan ışıkları göz alıyordu. Duvarlar soluk yeşildi. Plastik sandalyeler doluydu. Öksürenler, başını duvara yaslamış uyuyanlar, elinde dosyayla ayakta bekleyenler…

Karşısında oturan orta yaşlı bir kadın, boş gözlerle yere bakarken durmaksızın sol elinin üzerini kaşıyordu. Tırnakları deriyi yüzmüş, kabuk bağlamış yaraları yeniden kanatmıştı. Kadın eli acıdıkça birkaç saniyeliğine duruyor, ama hemen sonra bir şey hatırlamış gibi aynı ritimle kaşımaya devam ediyordu.

Kadının biraz ötesinde, yakası kirinden parlamış eski bir ceket giyen bir adam ayaktaydı. Sırtını tamamen koridora dönmüş, yumruk yaptığı elleriyle kulaklarını tıkamış, alnını soğuk duvara dayayarak kendi kendine aralıksız bir şeyler mırıldanıyordu. Kimsenin duyamayacağı bir duayı ya da laneti okur gibiydi.

Yunus, üzerindeki o yeni, ütülü takım elbiseyle bu koridorda ne kadar eğreti durduğunun farkındaydı. Dışarıdan bakıldığında içeriye yanlışlıkla düşmüş biri gibi görünüyordu.

İçerideki hasta çıkarken, yarım açılan kapının aralığından adının seslenildiğini işitti Yunus. Ayakları geri gide gide girdi içeri. Koridorun o soluk, hastalıklı yeşilinden sonra odanın floresan beyazı gözlerini kamaştırmıştı; rahatsız edici, saklanması imkânsız bir aydınlık. Duvarlardaki soyut tablolar, sanki buraya düşenlerin anlamsızlık içinde boğulması için asılmış gibiydi. Otuzlu yaşlarının başındaki Doktor Burak, masasında evraklarla boğuşuyordu. Sesi yumuşak ama mesleki bir mineyle kaplıydı.

-          Otur.

Yunus, masanın karşısındaki sandalyenin ucuna ilişti. Titremesini gizlemek için ellerini dizlerinin arasına sıkıştırdı. Avuç içleri sırılsıklamdı.

-          Şikâyetin?

Doktor başını kaldırmadan sormuştu. Yunus yutkundu. Boğazı kurumuştu. Cümle kurmak zor geldi. Nereden başlayacağını da bilemiyordu. Ankara, Libya, Kaza? Bir an sustu:

-          Bir süredir çok yorgun uyanıyordum.

-          Ne zamandır?

-          Yaklaşık bir hafta.

-          Panik, çarpıntı?

-          Çarpıntı yok.

-          Travma var mı? Kaza, ameliyat, zor bir süreç?

Yunus’un nefesi tekledi.

-          Hepsi var.

Doktor kalemi bırakıp başını hafifçe yana eğdi. Gözlerini ilk kez tam olarak Yunus’a sabitledi. Yunus kekeledi:

-          Bir… trafik kazası gördüm

-          Gördün mü, yaşadın mı?

-          Gördüm.

Doktor not aldı. Kalemin kâğıt üzerindeki hışırtısı odadaki tek sesti.

-          Yakın zamanda iş değişikliği?

-          Evet.

-          Sorumluluk artışı.

-          Evet.

-          Yalnız mısın?

-          Evet.

Doktor başını kaldırdı. Yunus’un yüzüne baktı. Hafifçe ellerini açtı:

-          Eeee? Ne olmasını bekliyordun ki? Genç yaşta üst üste gelen stres, ani mekân ve statü değişikliği. Vücut sigorta attırıyor, alarm veriyor. Geçici bir yorgunluk

Doktorun teşhisi bu kadar basite indirgemesi, reçeteyi yazıp onu başından savmaya hazırlanması Yunus’un içindeki o dipsiz paniği tetikledi. “Hayır” diye düşündü, “yorgunluk değil bu. Deliriyorum.” Kendini kanıtlaması gerekiyordu.

-          Çocukluğumdan beri… bazı şeyler oluyor.

Reçeteye tarih atan doktorun eli havada asılı kaldı.

-          Bazı şeyler, derken?

-          Bazen uyanınca nerede olduğumu bilemiyorum. Kayboluyorum. Günleri kaybediyorum. Ve… etrafımdaki insanlar da tuhaf davranıyor.

Doktor kalemi yavaşça masaya bıraktı. Mesafeli tavrı aniden silindi. Sesi bir oktav düştü:

-          Devam et.

-          Dayım… Uyandığımda yanımdaydı…
Yapmadığım şeyleri yaptığımı söyledi.

-          Dayın şu an burada mı?

Yunus bir an durdu. Yanlış bir şey söylemekten korkuyordu. Elini alnına koyup gözlerini kapadı. Başını hafifçe salladı.

-          Yok – dedi, Libya’da.

Doktor derin bir nefes aldı. Masasındaki bloknottan bir sayfa kopardı, üzerine hızla bir şeyler karalayıp Yunus’a uzattı.

-          Yunus. Bu binaya girdiğin kapıdan çık. Sağ çaprazında idare binasını göreceksin. Onun hemen ilerisindeki binanın zemin katı. Sağ koridorun sonundaki odaya git. Benim gönderdiğimi söyle. Rorschach testi yapmalarını istiyorum. Raporu al bana getir. Sonra tekrar konuşalım. Anlaştık mı?

Binadan çıkan Yunus, buz gibi havaya rağmen terliyordu. İdare binasının önündeki Düşünen Adam heykelinin gölgesinde durdu. Heykelin çaresiz, çelişkili duruşuyla kendi hâli birbirine ne kadar da benziyordu. Bir süre heykele bakıp mırıldandı:

-          Ne yapıyorum ben burda yahu. Neyse… Başladık bir kere.

Söylenen binaya gidip odayı buldu. Kapıda bekleyen başkaları da vardı ama odada kimse yoktu. Diğerleriyle birlikte, boş bulduğu bir sandalyeye oturup beklemeye başladı. On dakika geçmeden bir kadın belirdi koridorun diğer başında.

Yunus gözlerine inanamadı. Devlet hastanesinin bu gri, rutubetli ve kederli atmosferinde; sapsarı saçları, kan kırmızı mini elbisesi, siyah uzun çizmeleri ve abartılı makyajıyla bir kadın yaklaşıyordu. Topuklu çizmelerinin sesi koridorda yankılanıyordu. Kadının profili çevreyle öyle derin bir tezat oluşturuyordu ki, Yunus gözlerini kırpıştırdı.

-          Bu kadın gerçek mi? Yoksa beynim bana oyun mu oynuyor? 

Kadın kapıda durdu, şaşkınlıkla kendisine bakan Yunus’a küçümseyici bir bakış fırlattı. Hiçbir şey söylemedi ama Yunus onun "Neye bakıyorsun be adam?" dediğini zihninin içinde net bir şekilde duydu.

İçeri girdiklerinde kadın, çantasını masaya fırlattı, askıdaki beyaz önlüğü o kırmızı elbisenin üzerine alelade geçirip oturdu. Yunus titreyen eliyle kâğıdı uzattı.

-          Burak Bey gönderdi. Test yapılacakmış.

Eliyle oturmasını işaret etti kadın. Kâğıdı hızla alıp çekmecesinden kalın bir kart destesi çıkardı. Kendisi de bir not defteri aldı. Soğuk, mekanik bir sesle konuştu.

-          Resimleri kontrol edin. Her bir resimde bana resmin numarasını ve ne gördüğünüzü söyleyin.

Kan tahlili ya da benzeri bir şey yapılacağını sanmıştı Yunus. Testin böyle bir şey olmasını beklemiyordu. Şaşkınca elindeki kartlara baktı. Kadının resim dediği şeyler hiçbir şeye benzemiyordu. Beyaz bir kartonun üzerine dökülmüş mürekkep lekelerinden ibaretlerdi.

Baktığı her kartı elindeki destenin en arkasına koyup hepsine göz gezdirdi. Anlamlı bir cevap vermesi gerektiğini hissediyor ama bir türlü o cevabı bulamıyordu. Şaşkın bir şekilde ve hiç konuşmadan kadına geri uzattı kartları.

Kartları elinden sertçe kapan kadının sesi de sertti:

-          Yalnız böyle olmaz. Odaklanın lütfen ve dürüst olun.

Çaresiz tekrar aldı kartları Yunus.

-          Bu… Kelebeğe benziyor.

Durdu, diğer karta baktı:

-          Aslında bu da öyle.

Elindeki tükenmez kalemi masaya vurdu kadın. Yunus’un anlamsız bulduğu bir şekilde sinirli davranıyordu. Masadaki bilgisayarına dönüp klavyeyi tıkırdattı. O an, neden öyle söylediğini kendisi de bilmiyordu ama ağzından kaçtı:

-          Ben… Benim gördüğüm rüyalar gerçek oluyor.

Kadın durakladı. Gözlerini kısarak Yunus'a baktı. Dudaklarından alaycı bir "Hııııı!" döküldü.  Klavyede hızla bir şeyler yazdı. Az sonra bilgisayarın yanındaki nokta vuruşlu yazıcı acı çeker gibi cızırdadı. Yazıcının üstünden çıkan kâğıdı koparan kadın raporu Yunus’a uzatırken bağırıyordu:

-          Sıradakiiii!

Yunus, raporla birlikte Doktor Burak’ın odasına döndüğünde içerideki hava tamamen değişmişti. Yüzündeki o 'ilgisiz hekim' ifadesi tamamen silinmiş, yerine ağır bir ciddiyet oturmuştu:

-          Uyuşturucu kullanıyor musun Yunus?

-          Hayır.

-          Alkol?

-          Hayatımda iki kere içtim.

-          Hayaller görüyor musun?

Yunus donup kaldı. Görüyor muydu? O kaza, hayal miydi? Yasemin’in sevgisi? Onun bu iç hesaplaşmasından doğan sessizlik odayı doldurdu.

Doktor derin bir iç çekip reçete koçanını önüne çekti.

-          Seni biraz dinlendirmemiz lazım Yunus. Vücudun tetikte kalmış.

Reçeteyi yazarken kelimeler dudaklarından dökülüyordu:

-          Bu ilaçları, yazıldığı şekle sadık kalarak kullan. Hafif başlayacağız. Uykuyu düzenler, anksiyeteyi alır. İlk başlarda biraz sersemlik yapabilir, normal. Alışınca geçer. Haloperidol’ü ilk günler için yazıyorum. Eğer ağır gelirse hemen keseceğiz. Kendini çok yorma, iş her şey değil.

Yunus uzatılan kâğıda baktı. İsimler ona yabancı ve ürkütücüydü. Ayakları titreyerek ayağa kalktı.

-          Doktor Bey, neyim var?

Doktor masanın etrafından dolaşıp Yunus’un yanına geldi. Elini, bir dosta dokunur gibi değil de tehlikeli bir hastayı sakinleştirir gibi temkinli bir şekilde Yunus'un omzuna koydu:

-          Şu an için… paranoid şizofreni düşündüren bulgular var. Kesin diyemem, izleyeceğiz.

Kelimeleri tane tane, üzerine basarak söylemişti. Yunus’un kalbi hızlandı. Şizofreni. Kelime, Yunus’un beynine paslı bir çivi gibi çakıldı. Odadaki floresan lambanın sesi birden dayanılmaz bir vızıltıya dönüştü.

-          Ben… Deli miyim?

-          Hayır! Ama beynin sana oyun oynuyor olabilir.

Bu cümle Yunus’un beynine çivi gibi çakıldı. Doktor aynı sakin tempoyla devam etti:

-          Ve biz o oyunu bozacağız.

-          Kontrol edilemezse?

-          O zaman gerçeklik algın daha da bozulabilir.

Yunus’un omuzları çöktü. Üzerindeki o pahalı plaza takımı artık ona bol geliyordu; içindeki o yaralı, korkmuş çocuğu gizleyemiyordu. Sonuçtan zaten korkuyordu ama içten içe böyle bir teşhis beklemiyordu. Çare umarak baktı doktorun yüzüne.

Onu kapıya doğru uğurlayan doktor ciddiyetle devam etti konuşmasına.

-          Bak Yunus. Bu söyleyeceklerim önemli.
Alkol kesinlikle yasak. Stresten özellikle kaçınacaksın.
Yalnız kalmasan çok iyi olur.
Olağandışı bir durum olursa mutlaka bana ilet.
Bir ay sonra yeniden bekliyorum.
Son olarak bir not defteri daima yanında olsun.
Önemli ya da değerli bulduğun her şeyi yaz, bana gelirken yanında getir.
Bu bir yol, beraber yürüyeceğiz.

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Edebiyat16 Ağu 2026

Merhaba

Yor babam yor, Yol bitmiyor. Kim gidiyor, Kim geliyor? Gelene selam! Gidene selâ'm... Kalan olursa, Bir merhaba.

Parmaksız Piyanist·1 dk·2·1561