O gece yaşananlardan sonra Yunus’un içindeki kaçış isteği büyüdü. Aslı’nın kapıdaki o bakışını unutamıyordu; bir hilkat garibesi gibi görüldüğünü düşünüyordu. Yıllardır bastırdığı duygular, Aslı’nın açtığı çatlaklardan sızarak tekrar başına bela olmuştu. Sevilmemeye, istenmemeye kendini alıştırmıştı; ama birinin ona acıması fikri, damarlarında öfkeyle coşan kanı hissettiriyordu.
İstanbul’dan uzaklaşmak için şirketin ‘Bitmeyen Proje’sini seçti. Bolu Dağı Tünelini genel merkezde bu isimle anıyorlardı. Yunus için, zihnindeki cevapsız sorulardan kaçabileceği bir yer altı sığınağıydı.
Personel değerlendirme formlarını çantasına hapsetti. Bu formlar buraya gelmek için kullandığı birer pasaporttu. Asıl derdi, tünelin o devasa boşluğuna girip kendini aramaktı.
Tünelin içine doğru ilerledikçe, gün ışığı arkasında titrek bir gri lekeye dönüşmüştü. İçerideki hava, yoğun, metalik ve ıslaktı. Tavandaki kayaçlardan sızan su damlaları, baretinin üzerine ritmik birer darbe indiriyordu. Bu ses, kendi kalp atışıyla birleştiğinde dış dünyayla bağı tamamen koptu.
Mühendislerin bağırtıları, yankılanan çekiç sesleri ve kaynak makinelerinden çıkan o keskin mor ışık, tünelin duvarlarında Yunus’un gölgesini devasa boyutlara taşıyordu. Her iki yanı betonla zırhlanmış bu dar koridorda, yalnızca tek bir yöne gidilebilirdi. İleri. Henüz ışığın sızmadığı o belirsiz noktaya gitmek zorundaydı.
“Personel değerlendirmesi,” diye fısıldadı kendi kendine. Gülümsemesi alaycıydı. Kim kimi değerlendirebilirdi ki bu karanlıkta? Herkes sadece bitirmek, gün ışığına çıkmak ve bu beton mezarın içinden kurtulmak istiyordu. Yunus ise tam tersini istiyordu. Tünelin ortasında, o rutubetli sessizlikte kalmak, dış dünya beklentilerinden bir süreliğine saklanmak istiyordu. Sızan su damlası yanağından süzülüp dudaklarına dokunduğunda; metalin ve toprağın tadını aldı.
Yanındaki teknikere döndü:
- Ne zaman biteceğine ilişkin bir öngörün var mı?
Teknikerde yılgınlığın izleri belirdi, omzunu silkip yanından uzaklaşırken, "Tanrı bilir," dedi.
Yunus başını kaldırıp tavanın karanlığına baktı.
- Tanrı… Bilmediğimiz şeyler toplamı.
Başını indirmeden ağır ağır kendi etrafında döndü:
- Cahillerin Tanrısı daha büyük. Bilgi arttıkça ondan beklediklerimiz azalıyor aslında.
Kendi hayatında bilmediği bu kadar şeyden sonra, Yunus inanıyordu Tanrı’ya. Yalnızca… Güvenmiyordu. Hâlbuki duygusuzluk, disiplin ve kontrol: bunlar yanıltmıyordu. Aslı yüzünden hayatında açılan çatlak, duvarın yıkıldığı anlamına gelmezdi. Her şeyi eski hâline döndürebileceğini düşündü.
Tünelin ağzındaki gri ışığa doğru yürüdü.
Kaçmayacaktı.
İstanbul’a dönecekti.
Ve bu sefer, hiç kimseye kapıyı açmayacaktı.
Ertesi hafta, ofisindeydi. Havuzdaki personel dosyalarını kurcalıyordu. Dâhili telefon çaldı. Bahar:
- Yunus Bey? Ofisinizde misiniz diye kontrol etmek istedim. Müsaitseniz uğrayacağım.
Her zamankinden farklı bir neşe vardı sesinde. Beş dakika geçmeden kapı tıkladı. Kapı aralandığında gövdesinin üst kısmı girdi sadece.
- Bakın! Size kimi getirdim!
Kapı sonuna dek açıldığında:
- Tanıştığınızı bilmiyordum, çok şaşırdım vallahi.
Aslı göründü Bahar’ın arkasından. Yunus’un ağzı açık kalmıştı. Bahar gülümsüyordu:
- Sizi bir süre baş başa bırakayım. Az işim var, sonrasında gelirim tekrar.
Bahar kapıyı kapatıp çıktı. Kısa bir sessizlik bıraktı arkasında. Yunus dosyaları kapatıp masanın kenarına itti.
- Buraya neden geldin?
Aslı odanın içinde dolaşmaya başladı. Raflara baktı, pencereden dışarı uzandı, sonra masanın yanına döndü.
- Yarın sabah on bir. Beni bir yere götüreceksin.
- Neden?
- Orada olacağız.
Yunus sandalyesinde geriye yaslandı.
- Randevu istiyorsan Şebnem’le konuş. İşim var.
Aslı başını salladı:
- Erteledim.
Yunus birkaç saniye ona baktı. Yüzünde sinirini gizlemeye çalışan bir gülümseme:
- Programımı sen mi yapıyorsun artık?
Aslı omuz çantasını taktı. Kapıya yöneldi. Elini kapının koluna koyduğunda arkasını dönmeden ekledi.
- Yarın 10’da lobide olurum. Geç kalma.
Kapı kapandı. Yunus bir eli havada, ağzı açık, donakaldı sandalyesinde. Masanın üzerindeki takvime baktı. Saat on için kırmızı kalemle bir işaret bıraktı. Sonra sinirle işaretin üstünü karaladı. Ne fark ederdi ki? Aslı lobiye geldiğinde mecburen inecekti.
Ertesi sabah lobiye indi. Aslı koltuklardan birinde oturuyordu. Yunus’u görünce ayağa kalktı.
- Geç kalmadın.
Yunus cevap vermedi. Birlikte dışarı çıktılar. Arabaya bindiklerinde hâlâ nereye gittiklerini bilmiyordu. Köprü trafiğini geçip Beyazıt’a doğru döndüklerinde kaşları çatıldı.
- Nereye gidiyoruz?
Aslı camdan dışarı bakıyordu.
- Bir yere uğrayacağız.
- Ne için?
- Beş dakika.
Yunus direksiyonu daha sıkı kavradı.
- Benim beş dakikam yok.
Aslı buna aldırış etmeden cevap verdi:
- Var.
İstanbul Üniversitesi’ne geldiler. Arabayı kapıya yakın bir yerde durdurdu. Motoru kapatmadı. Aslı kapıyı açtı.
- Park et.
- Aslıı…
Aslı arabadan indi. Yunus birkaç saniye direksiyonda oturdu; sonra dişlerini sıktı, motoru kapattı ve dışarı çıktı. Koridorlar serindi, taş duvarlardan yankılanan sesler keskin bir tını oluşturuyordu. Aslı yolu biliyordu; durmadan yürümeye devam etti. Yunus arkasından geliyordu, içindeki huzursuzluk artıyordu. Sonunda, bir kapının önünde durdu Aslı.
Kapıda küçük bir tabela vardı.
Prof. Dr. Turgay Aral - Nöroloji
Yunus tabelayı okuyunca tepki gösterdi.
- Doktor mu bu?
Aslı, kapıyı çaldı. İçeriden bir cevap gelmedi ama kapı aniden açıldı ve orta yaşlı bir adam belirdi. Gözlüğünü çıkararak direkt Yunus’a baktı.
- Sizi bekliyordum. Lütfen, içeri girin.
Yunus olduğu yerde kaldı. Belli bir kararsızlık içindeydi.
- Ben doktora gelmedim.
Adam, kapıyı biraz daha açarak ona engel olmadan, nazikçe yanıtladı.
- Biliyorum.
Kısa bir duraklama.
- Ama yine de içeri gireceksiniz.
Aslı, tek kelime etmeden Yunus'a baktı. Gözlerindeki güveni hisseden Yunus, birkaç saniye daha tereddüt etti, ardından içeri adım attı.
Kapı kapandığında Turgay Hoca Yunus’a dikkatle baktı.
- Demek Yunus sizsiniz.
Yunus başını salladı, ama içindeki gerginlik hâlâ tüm yoğunluğuyla sürüyordu. Turgay, masasına oturmaktansa ayakta kalmayı tercih etti; sanki zihninde bazı şeyleri tartıyordu.
- Aslı biraz anlattı. Ama ben sizden duymak istiyorum.
Yunus uzun bir tereddüt yaşadı. Önce, Aslı ile yaşadığı o geceyi anlattı, sıkılarak da olsa. Hoca’nın gözlerindeki ilginin büyüdüğünü fark ettiğinde, Ankara'da Yakup ile geçirdiği geceyi de anlattı.
- Enteresan!
İlgiliydi Turgay Hoca. Onun teşvikiyle Yunus açıldı. Açıldıkça anlattı: gördüğü kazayı, Burak’la tecrübesini, kömürlükte uyanışını, çukuru, Tuncay ile kavgayı, gördüğü rüyaları. O anlattıkça Hoca heyecanlanıyor, Yunus’sa rahatlıyordu.
- Uyurken rüya gördüğümü biliyorum.
Turgay’ın gözleri parladı.
- İçinde olduğunuzu?
Yunus bir an düşündü.
- Sanki uyanık gibi. Ama değilim.
- Hareket edebiliyor musunuz?
- İradem dışında, evet.
Oda bir an sessizliğe büründü. Turgay notlar alıyor, yazdıklarını sürekli kontrol ediyordu. Yunus, çocukluğundan bu yana hatırladığı her şeyi anlattı. Turgay, Aslı’yı içeri alıp o geceyi anlatmasını istedi. Sonra ağır ağır başını salladı. Masasından kalkıp Yunus’un karşısındaki sandalyeye oturdu. Yunus’a iyice yaklaştı:
- Bak Yunus. Uyku, tek parça bir durum değil. Kat kat bölümlerden oluşuyor. Normalde rüya gördüğümüzde kaslarımız felç olur. Henüz eminim diyemem ama sende bu mekanizma çalışmıyor. Buna REM Uyku Davranış Bozukluğu diyoruz. Kişi, rüyasında ne görüyorsa, gerçekmiş gibi bedeniyle canlandırıyor. Uyurgezerlikten farkı, bu sırada aslında rüya görüyor olması. Yani rüya ile gerçek arasındaki sınır tamamen siliniyor.
Yunus hâlâ anlamıyordu.
- Ben deli miyim, değil miyim?
Hoca gülümsedi
- Normalde insan rüya görürken beyni vücuduna “dur” der. Ama senin zihninin bekçileri uyuyakalmış. Rüyaların, o karanlık senaryolar, vücudunun iplerini eline alıyor.
Yunus dikkatle dinliyordu. Başını eğdi. Sanki zihnindeki parçalar yer değiştiriyordu.
Kapılar.
Anahtar.
Bağırmalar.
Uykudan sonra gelen o tuhaf yorgunluk.
Yavaşça başını kaldırdı.
- Yani… bunların bir adı var.
Turgay hafifçe gülümsedi.
- Evet. RBD.
Kısa bir duraklama.
- Ama sen sıradan bir vaka değilsin. Oldukça ekstrem.
Yunus ilk kez gerçekten merakla baktı.
- Neden?
Turgay’ın ses tonu sakin ama kendi heyecanlıydı.
- Bu yeni bir araştırma sahası. Mevcut örneklerde çoğu hasta rüyayı hatırlamaz.
Durdu, sözlerini düşünerek toparladı:
- Senin durumun, sadece bir uyku bozukluğu değil; ruhunun söyleyemediği kelimelerin gece sokağa dökülmesi.
Aslı, Yunus’un elini sıktı. Parmak uçlarındaki sıcaklık, doktorun odasındaki soğuk havayla çatışıyordu.
- Kendini neden kilitliyor?
- Çünkü Yunus Bey’in bilinci, uykusundaki o yabancıdan korkuyor. Kendi içindeki kurdu, kendi ördüğü duvarların ardına gizliyor. Ama bu bir kader değil, Yunus. Bir yol haritası.
Doktor, küçük bir kâğıda bir şeyler karalarken devam etti:
- Uyku laboratuvarında bir gece geçirmen gerekecek.
- Neden?
- REM uykusu sırasında kasların gevşemiyorsa tanı kesinleşmiş demektir.
Yunus derin bir nefes aldı. İlk kez, ciğerlerine giden havanın sadece yakıcı olmadığını, bir boşluğu doldurduğunu hissetti.
- Yani... İyileşecek miyim?
- Önce o “bekçileri” geri getireceğiz. Bazı ilaçlar, uykunun o kontrolsüz kapılarını usulca kapatacak. Melatonin ve benzeri desteklerle beynine yeniden “dur” demeyi öğreteceğiz. Ama asıl iyileşme, buna neden ihtiyaç duyduğunu anlamakta yatıyor. Uyanıkken konuşmadıkların, gece senin ağzından konuşmaya devam edecek.
Doktor hafifçe gülümsedi. Bu, profesyonel bir gülümsemeden ziyade, fırtınanın dindiğini gören bir kaptanın huzuruydu.
- İyileşeceksin. Ama bu bir düello değil, bir barış süreci olacak. Geceki o yabancıyla el sıkışacaksın. Güven, bu hastalığın en büyük panzehiridir. Korku, kaygı ve heyecan ise tetikleyicisi.
Turgay Hoca durdu. Az önceki heyecanı gitmiş, teşhis koyma sıkıntısında bir doktor gelmişti.
- Dediğim gibi. Ekstrem bir vaka. Eşlik eden başka şeyler var mı öğrenmeliyiz. Ama önce uyku testi.
Yunus tereddüt etmedi.
- Ne zaman?
Turgay’ın yüzünde heyecan yeniden belirdi.
- En kısa zamanda.
O uzun, derin, nemli ve karanlık tünelden çıkar gibi odadan çıktıklarında, koridorun beyaz ışığı gözlerini kamaştırmıştı. Annesinin elini tutarcasına Aslı’nın elini tuttu, bırakmadı. Artık testilerde saklanacak anahtarlar yoktu. Gidilecek uzun, belki engebeli ama artık aydınlık bir yol belirmişti.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.