YazYorum
Edebiyat20 May 2026

Yabancı

İkinci kattaki iki odalı dairesine girdi. Birine yatak, masa ve sandalye koymuş, duvarına, vaktiyle çöpün kenarında görüp aldığı, çerçevesi hasarlı ancak baskısı kaliteli, Şişkin tablosunu asmıştı.

Dilek Özalp|20 Mayıs 2026|4 dk okuma
224 görüntülenme|1 yorum

YABANCI

Sokağın ortasında bir süre durup, cebinden çıkardığı bozuklukları evire çevire saymaya

çalıştı. Üzerindeki sayılar silinmiş gibi, terli parmaklarından geçerken anlamsız birer metal

parçalarına dönüşmüşlerdi. Diğer cebindeki sarma sigarasından alıp yaktı. Dumanını boşluğa

bırakırken çevresine bakındı. Sokağın iki yanı, tekdüze, yorgun binalarla çevriliydi. Aç olan

karnı ile ruhu arasında bir seçim yapması gerekiyordu. Ya yiyecek ya da bir şişe şarap

alacaktı. Hızlıca, caddenin sonundaki dükkana girdi. Elindekilerin toplamı kadar bir şişeyi

kaptı. Elindeki tüm paraları tezgaha bırakıp çıktı.

Birkaç apartmanı geçip, rengini yitirmiş, yer yer çatlaklar, dökülmüş sıvalar ve

çökmeye yüz tutmuş balkonlarıyla apartmanına geldi. Apartmanın sakinleri de benzer

eskimişliğe sahip, yaşlı, kendi hallerinde, sessiz insanlardı. İkinci kattaki iki odalı dairesine

girdi. Birine yatak, masa ve sandalye koymuş, duvarına, vaktiyle çöpün kenarında görüp

aldığı, çerçevesi hasarlı ancak baskısı kaliteli, Şişkin tablosunu asmıştı. Resimdeki, ruhu gibi

yaşlanmış ağaçlar arasındaki figürü, yıkıma uğramış ancak güçlü duruşuyla kendine

benzetiyordu. Ressamın, onun hayalini resmettiğini düşünüp saatlerce izlediği oluyordu

tabloyu. Masada, yarısı kırık bir ayna, küllük olarak kullanılan boş bir şişe ile kırmızı,

kurumuş lekelerle dolu bir bardak duruyordu. Sayısı sürekli artan boş şişeler, duvar dibine

dizilmiş, odanın başka bir gerçeğiydi.

Giysilerini yarın tekrar giymek üzere özenle çıkarıp, duvardaki çiviye astı. Odadaki

yoğun rutubet, sigara, alkol ve unutmayı istemeyeceği anılarının karıştığı ağır kokuyu

dağıtmak için pencereyi araladı. Masaya geçip bir sigara daha yaktı. Bardağın içindeki tozları

üfleyerek dağıttıktan sonra şarap doldurdu. Bir şarap bir nefes. Bir nefes bir şarap. Aklında,

zamanın tik tak eden hayali bir saati vardı. Her tik tak sesi, her yudum, düşüncelerini biraz

daha derinleştiriyor, geçmişin bir gölgeye dönüşen hayaliyle anın yalnızlığını birleştiriyordu.

Gün geceye dönmüştü. Şehir kararmış, gökyüzünü ayın solgun ışığı aydınlatıyordu.

Gözlerini kaldırıp pencereden dışarı baktı. Şehir zifiri karanlıktı. Ay, şehri aydınlatmaya

yetmiyordu. Gördüğü tek şey kafasında dönüp duran anıların gölgesi, duyduğu tek ses onlara

eşlik eden tik tak sesiydi. Onlarla konuşuyor bazen anlamsız mimikler yapıyor, arada hiddetle

hepsini susturmaya çalışıyordu. Bardağı yeniden ağzına götürüyordu ki boşaldığını görüp

şişeye uzandı. Hafifçe sallanan bedeniyle şişeyi kavrayıp bardağa doğru eğdi. Düşen damlaya

güldü. O ana kadar anlamlı tek mimiği bu gülücüktü. Tatlı bir baş dönmesinin

kontrolsüzlüğüyle yatağa bıraktı kendini. Sesleri giderek uzaklaşıp alçalan düşüncelerini

geride bıraktı; geceye teslim oldu.

Uyandığında tuhaf bir duygu içinde gözleriyle etrafı yokladı. Fırladı yataktan. Koyu gri,

boş duvarları, rutubet kokusunun yerini alan paslanmış demir kokusu, olmayan penceresi,

kaybolan giysileri ile burası onun odası değildi. Duvarlara dokundu. Soğuktu. Kırık aynasına

baktı. Yüzü daha uzun, daha kemikli birini görünce irkilerek dışarı çıktı. Tanımadığı birkoridorda anlaşılması güç uğultuları duyarak ilerledi. Köşeye geldiğinde bir adam gördü. Sırtı

dönüktü.

-

Siz kimsiniz, neredeyim ben?” diye sordu.

Cevabı bile beklemeden koridorda oradan oraya koştururken, gözleri panikle etrafı

taradı. Karşısına çıkan solgun ışıklı pencerenin önüne geldi. Dışarı baktı. Gördüğü hiçbir şeyi

tanımıyordu. Ne evleri, ne caddeleri, ne de gökyüzünü. İnsanlar… En kötüsü de buydu:

İnsanların yüzü yoktu. Pürüzsüz, dümdüz bir tenden ibarettiler. Yüzü olmayan bir kalabalık

usulca ve sürekli yürüyordu. Yönsüz, amaçsız…

Cama yansıyan görüntüsünü fark etti. Kalbi bir kez daha duracak gibi oldu.

Tanımadı. Onun da yüzü yoktu. Dehşetle olanları anlamaya çalışırken omuzunda bir el

hissetti. Döndü. Az önce koridorda gördüğü adamı tebessümle karşısında dururken buldu.

-

“Sizi bekliyorduk, artık buradasınız. Hoş geldiniz.”

Adamın sesi her şeyi susturdu. O anda gerçekliğin bambaşka bir tanımı var gibiydi. Geri

dönülmez bir eşikten geçtiğini anladı. Beynindeki korku ve karmaşanın arasında, adamda

tanıdık bir şeyler hissetti. Ama nereden? Sesinde bir sıcaklık; kelimelerinin altındaysa bir

tehdit vardı sanki. “Sizi bekliyorduk” demişti. Bunu daha öncede duymuştu. Bir başka yerde,

bir başka zamanda.

Ben… buraya ait değilim.” Dedi fısıltıyla. Adam başını eğip hüzünle gülümsedi.

Bunu hep söylersin. Herkes söyler. Ama sonra geri dönersin- dönerler.”

İlk değildi demek. Bu dünya, bu yüzsüz kalabalık… Daha öncede olmuştu. Adam

her defasında aynı cümleyle karşılıyordu onu. Ellerini yüzüne götürdü. Olmayan yüzünü

yoklayıp, zihninde canlandırmaya çalıştı. Bir çocuk sesi geldi uzaktan.

Ben iyiyim, sadece biraz yalnızım.”

Tam dönüp o çocuğa cevap verecekti ki, adam yeniden konuşmaya başladı:

İlhan Bey, beni duyabiliyor musunuz? Bugün biraz daha derine gittiniz. Ama

iyisiniz, buradasınız. Bakın, elimi tutun.”

Adamın elini tutarken etrafa bakındı. Dört beyaz duvar. Metal bir yatak. Parmaklıklı

bir pencere. Masanın üzerinde ilaç kutuları vardı. Kapının ağzında bir güvenlik görevlisi

duruyordu.

Yavaşça doğruldu. Masada sarma sigarasını, duvarda Şişkin tablosunu, yerde boş

şişeleri aradı. Hiçbiri yoktu. Pencereye gidip dışarı baktı. Bahçede birkaç insan gördü. Onların

yüzü vardı. Kimi oturuyor, kimi konuşuyordu. Pencerenin camında yüzünü gördü. Tekrar

odanın içine dönüp, beyaz önlüklü adama bakarak bir kahkaha attı.“Neyse ki hala buradayım.”

Tartışma

Yorumlar

1 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Elma Kurdu|

Metniniz, adeta kısa öykü estetiği taşıyor. Hikayenizin ilk yarısında yarattığınız muhteşem yalnızlık duygusu, karakterin içine düştüğü bozulmuş gerçeklikle gerçekten çok iyi harmanlanmış. Aklınıza ve kaleminize sağlık.

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Devam et

Benzer yazılar

Edebiyat22 Haz 2026

Mesafe...

Düşünerek değil düş yiyerek yazılmış mesafeyi hem korunma hem de yakınlık olarak ele almış ezhar-ı ervah'ta yazılmış imkansızlığı anlatır şiirdir

Parmaksız Piyanist·1 dk·11·918
Edebiyat22 Haz 2026

Yazıyorum Edebiyat Sözlüğü2

Alegori, ironi, leitmotiv, katarsis ve üstkurmaca... Edebiyat eserlerini daha iyi anlamak için bilmeniz gereken temel kavramları kısa örneklerle hatırlayalım mı?

Editör·1 dk·0·165