YazYorum
Deneme3 Eyl 2026

ZEBANİNİN ELİ

Umudumuzu yavaş yavaş yitirdiğimiz Dünya'da o kadar çok kötülüklerle karşı karşıyayız ki..

Ayse Sevinç Erginsoy Sivri|3 Eylül 2026|2 dk okuma
268 görüntülenme|1 yorum


​Öyle olaylar yaşıyor ve öyle şeylere şahit oluyorsunuz ki “Benim burada ne işim var, ben buraya ait değilim!” diyorsunuz. “Alıştım artık, üzülmüyorum; bundan böyle beni hiçbir şey incitemez” diyorsunuz ama bir de bakıyorsunuz kasetçalar gibi başa sarmışsınız. Alışamıyor insan. Hâlâ umut taşıyor ve orada olmanıza şaşırıyorsunuz. Şaşkınlık, bunun sadece bir ifadesi olmalı diye düşünüyorsunuz.

​Ne kadar zamanımız kaldığını bilemeden, ömrümüzü sayarak geçiriyoruz. Bir ıhlamurun kokusunda büyütüyoruz yaşama sevinçlerimizi. “Ah!” diyorsunuz, sadece bir “ah”... Bunları düşünürken aklıma, “Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan” diyen Didem Madak geliyor. İnsanlar olmasa yaşam ne kadar güzel olurdu. Doğa, kendini yenileye yenileye sürdürüyor varlığını.

​Bir ormana salıveriyorum kendimi. Bir ormanın içinde ne kadar da küçüğüm... Kocaman ağaçların altından gökyüzüne bakmaya çalışırken, yaşamaya çalıştığımız bu süreci değiştirebilme ihtimalinin ne kadar yersiz ve zavallı bir düşünceden ibaret olduğunu o zaman kavruyorum. Dünyada yaşayan bu iki yüzlü insanların arasında olduğum gerçeği beni kahrediyor. Bir ters bir düz kazak dokumak gibi işte... Koca çınar ağacının yapraklarına takılıyor gözlerim. Uzatmaya çalıştığım ellerim yetişmiyor; “Neden kollarım kısa?” diye hayıflanıyorum.

​Olumsuz olaylarla karşılaştığında büyük mücadelelerle, sonsuz bir dirençle karşılık vermeye çalışan o kadın nereye gitti? Zihnim o kadar çok düşünceyi hapsetmiş ki beynim karmakarışık bir yün yumağı gibi. Kendinizi hiç çözülemeyen bir bulmaca gibi hissettiğiniz oldu mu?

​Bu düşünceler beni yanıltıyor. Yalandan mutlu görünen bir insan silüetini andırıyorum. Bir tarafta yalan, riya ve aldatmaca; diğer tarafta ise yüzü tebessüm eden insanlar... Sadece yüzü tebessüm eden... Dudaklarının kıvrımından anlıyorsunuz bu tebessümün ne kadar sahte olduğunu. Gözlerinin içinde bir yaşam belirtisi, bir ışık yok. Onlar da doğayı, çevresindeki kuşu, ağacı ve insanı aldatmaya çalışıyorlar.

​Gözüm ağacın üzerindeki kuşa takılıyor. Ne kadar mutlu, yiyeceğinin peşinde; yiyor ve uçuyor. Kuş mu olsaydım? O kadar mutlu olabilir miydim? Sahte yüzlere, sahte insanlara karşı ayakta kalmak ve başın dik gezebilmek ne kadar zormuş. Ayağımın ucunda gördüğüm kuş ölüsü, bir hiç olduğumu bana bir kez daha hatırlatıyor. Bazen kendini kocaman hissediyorsun ama aslında bir zerresin işte; hiç olduğunun farkına varıyorsun. Ölüm, hiç olduğumuz gerçeğini çoğu zaman bize yeniden hatırlatıyor. Kimi insanlar bu dünyada bir şeyler yapmayı başarabildi. Işığı buldu mesela, telefonu icat etti ya da matbaayı... Ya da yıllar öncesinde yazılmış ve bugün okuduğumuz o romanı... Yaşasın onlar, iyi ki yaşamın bir kıyısından geçmişler. Yaşam; çoğumuz için “ye, iç, öl” demek mi, bu kadar basit mi yani? Öyleyse yaşamayalım biz, ne gerek var? Kuru kalabalık etmeyelim hiç olmazsa doğada.

​Şehrin içine girdikçe rengârenk ışıklar sanki yalnızlığı kusuyor. Gece öfkeyle bağırıyor, sana karanlığı sunuyor; üşüten, donduran o karanlığı... Sen üşümek istemesen de üst üste hırkalar giydiriyor sana.

​Ah Tanrım! Zebaniler sarmış her yanımı. Gölgem, olduğu yerde duruyor. Söndürün ışıkları, karartın her yanı!

​— Daha çok, daha çok korunmalıyım!

Tartışma

Yorumlar

1 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Yuzika|

Hiç bir zaman alışamıyorum ben … Zebanilere gerek kalmıyor. Yaşım ilerledikçede hayat insana ne kadar acımasız davrana bildiğine tanıklık ediyoruz. Daha kötüsü bu benimde başıma gelebilirin yerine kimilerinin oh iyi oldu gibi sözlerini bile duyabiliyoruz. Derdi vicdan olanın yükü ağır oluyor. Hemde dünyalar kadar olabiliyor yükü…

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Devam et

Benzer yazılar

Deneme17 Eyl 2026

GİDENLERİN MEVSİMİ

Sonbaharın düşen yapraklarından yola çıkan yazı; hayatımızdan eksilen insanları, yarım kalan vedaları ve geride kalanların sessiz dönüşümünü anlatıyor. Çünkü bazı gidişler bir son değil, insanın kendine yeniden döndüğü bir başlangıçtır.

Aylin Turan·4 dk·0·508