YazYorum
Öykü2 Tem 2026

AHŞAP DİKİŞ KUTUSU

Ailesi için ömrünü adamış bir evladın,hatıralara tutunma çabası

Funda Kilic|2 Temmuz 2026|4 dk okuma
343 görüntülenme|1 yorum


     AHŞAP DİKİŞ KUTUSU

​Annemin evini kapatmak için eşyalarını topluyordum. Derin bir melankoli eşliğinde, gözlerim yaşlı, hasretin kokusunu içime çekiyordum. 

Ah rahmetli ebeveynlerim... İkisinin aşkları dillere destandı. Binbir zorluğa tam elli üç sene göğüs germiş; iyi, kötü günlerinde aynı yastıkta

 beraberce ömür tüketmişlerdi. Birbirlerine ;"Senin için ölürüm," sözünü o kadar çok kullanmışlardı ki dillerine pelesenk olan bu sözün hayata

 geçmesi, iki ay kadar önce peş peşe olmuştu.

​Zaten son iki üç senedir hastalıkları iyice ilerlemişti. Her hafta ya annemi ya da babamı hastaneye taşıyıp duruyordum, bazen ikisini birden... 

Son birkaç senedir hastaneye kira ödesek yeriydi; adeta ikinci evimiz olmuştu. Eşim bu durumdan oldukça şikâyetçiydi. "Sahip oldukları tek 


çocukları sen misin? Biraz da diğerleri ilgilensin," diye serzenişte bulunur; bu duygusal çöküntü beni enkaza çevirir, ağlatırdı.

​Akademik kariyerli ekonomist ağabeyim oldukça meşguldü. Sevgili zevcesi, kıymetli yengem Şermin ise sosyal sorumluluk projelerinden başını 

kaldıramıyordu. O cemiyet senin, bu cemiyet benim diyerek mekik dokurken yaşlı kayınailesini görmezden geliyordu. Benden on yaş küçük tekne 

kazıntısı, aktivist kardeşim Aslıhan ise bilmem şimdi hangi Avrupa şehrinde ipini koparmış, yine bir şeyleri protesto ederek gününü gün ediyor. 

Ortanca evlat olarak ben, bütün ailenin iskeletini bir arada tutmaya çalışan omurga gibi dimdik ayakta kalıp yükü üzerime almıştım. Her ailede 

bir günah keçisi seçilirdi, o da benim: Nihal...

​Aramızdan önce babam ayrıldı. Son 


nefesini uyurken sessiz sedasız vermiş. Annem o sabah çayı koyup uyandırmaya gittiğinde, bir gece önce sonsuzluk uykusuna yattığını hiç anlamamış.

 Anneme iyi geceler dileyerek, pamuk yanaklarından öperek tatlı bir uykuya dalar gibi dünya değiştirmiş. Zavallı annem, o kadar hazırlıklı olmasına 

rağmen yine en büyük yangını o yaşadı. Acısı ne çok yaktıysa onun gidişine sadece bir hafta dayanıp peşinden ahirete intikal etti.

​Cenaze, matem... İki büyük acı yaşasak bile herkesin normal rutinine dönmesi çok fazla zaman almadı. Şimdi geride bıraktıkları mal varlığını paylaşmaya 

sıra gelince gezenti Aslıhan ve yoğun iş temposu arasındaki ağabeyim Prof. Sinan Aslan, define adasında gömü arıyor. Hayırsever yengem Şermin her akşam 

ailemizin evinde... Bizimkiler sağken pek kapılarını tanımazdı. Babamın pikabını ve 


45'lik taş plak koleksiyonunu, ayrıca altın kol düğmelerini ağabeyim aldı. Annemin antika pırlanta takılarını yengem istedi. İpek fularlarına ve kırk yıllık 

Çekoslovak porseleni yemek takımına Aslıhan göz koydu. Yeni evlenen yeğenim Elçin ise babamın İran'dan hediye gelen duvar halısına talip oldu. 

Senelerdir özel hayatımı hiçe sayıp gece gündüz yanlarında olan ben ise sadece annemden yadigâr ahşap dikiş kutusunu alıp çıktım.

​Eşim Kamil, eve döndüğümüzde neden daha değerli bir şey almadığımı sordu. Ben de: "Yeterince değerli şeye sahibim, fazlasına ihtiyacım yok," dedim. 

Bu kutunun bende hatırası vardı.


​Yıllar önce enstitüye kayıt olduğum ilk gün, temel dikiş dersinde zorlandığımda annem bana bütün gün bu kutunun başında elle dikişin bütün detaylarını 

göstermişti. 


Yılmadan usanmadan üstelik... Annemin ev eğitmenliği sayesinde okulu birincilikle bitirdim. Meslekte gelişmeyi, hatta tanınmış bir terzi olmamı onun üstün

 gayretine borçluyum. Osmanbey’deki ilk butiğimi açtığımda sinek avlarken, işlerimin yoluna gireceği konusunda beni motive eden yine rahmetli annemdi.

Nur içinde yatsın.


​Birkaç gün içinde evin içindeki tüm mobilyaları, halıları, kap kacagı elden çıkardık. Satılanları sattık. Geriye kalan, "değersiz" addedilen o eşyalarla, eskicilerle, 

hurdacılarla yine ben ilgilendim. Emlakçıya anahtarı teslim ettim. Üç kardeş her ay kirayı sıra ile alacaktık. Ev ile uğraşmak istemeyen kardeşlerime, evi satıp parasını 

bölmeyi düşündüklerinde itiraz ettim. Hayatları boyu bu ev için çalışan ailemin anılarından  vazgeçme niyetim yoktu. Eşim kabul etseydi, onların 


evine taşınıp hatıralarını yaşatmak isterdim. Kira ödemeyi bile teklif ettim ama daireyi sahiplenirim korkusundan bu teklifime sıcak bakmadılar.

​Bütün angarya işler bitti, ev kiraya verildi.Artık hayat trenini başka istasyonda yakalama vaktim gelmişti. Başka bişeylerle ilgilenip büyük kayıplarım boşluğunu 

doldurmalıydım. Farkında olmadan gerçek dünyadan soyutlanmışım. Kendime yeni meşgale bulmalıydım. Can sıkıntımı gidermek için en iyi bildiğim işi yapmaya karar 

verdim. Sandığımda sakladığım bordo saten kumaşı çıkardım. Sonra annemin hatırası ahşap dikiş kutusunu açtım. Şablonlarımı getirip moda dergisinde gördüğüm karpuz 

kollu saten gömleğin modelini çıkarttım. Kabaca biçtiğim kumaşları serdim, masanın üzerinde birbirine iğneledim. İğneyi ipliğe geçirdim. Teyel yapıp kumaşları birbirine 


tutturacakken iğne elime battı. Hemen rahmetli annemin terzilikteki  ilk öğüdü, "yüksük" aklıma geldi.Yüksüğü aramak için üç katlı dikiş kutusunun yan çekmecesini açtım.

 İçinden bir not kâğıdı çıktı, altında da kan kırmızı kadife bir kese...

​Notu elime aldım. Ellerim titreyerek bir anda gözlerindeki baraj kapakları sonuna kadar açıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Not annem tarafından bana yazılmıştı. 

Şöyle diyordu:

​"Benim hakikatli kızım... Senin bizim için ne kadar paralandığını çok iyi görüyorum. Evlatlarımın içinde en merhametlisi, en ilgilisi sensin. Bize hep kıymet verdin. 

Zaman zaman bizim yüzümüzden eşinle sıkıntıya katlandın. Elinden gelenin en iyisini yaptın. Bu kese içindekiler senin yoldaşlığının hakkı. Ananın ak sütü gibi helal olsun. 

Uykusuz gecelerinin, çektiklerinin asla karşılığı değil ama... 


Nihal’im, iki cihanda aziz ol canım kızım. Senin de kıymetini bilenlerin, etrafında pervane olanların çok olsun. Hakkını helal et yavrum.Seni seven annen ve baban..."

                                      

                                                                                                                                                                 Yazan

                                                                                                                                                          Funda Kılıç

                                    

Tartışma

Yorumlar

1 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Yuzika|

Ailenin ortancası olmak… Ne büyüksündür, ne de şımarık olabilirsin. Bu zahmetin ebeveynler tarafından anlaşılmasını beklemek ise maalesef. Kalabalık ailelerde sendrom dahada ağırlaşıyor. Hiç fark edilmeden ömür geçiyor. Çok şanslı imiş karakter Funda Hocam👏👏👏

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü4 Tem 2026

Eşik

Bu hikaye, Çağan Irmak'ın Kabuslar Evi serisinin 3. filmi Hayal-i Cihan'dan esinlenmiştir.

Sevil Arık Tok·5 dk·1·85
Öykü2 Tem 2026

Çatlayan Benlik

En çok susturduğumuz yanımız, bir gün karşımıza yabancı biri gibi çıkar. Bu öykü, Carl Gustav Jung’un gölge arketipi ve bölünmüş benlik kavramından ilham alarak yazılmıştır.

Emine Demir·6 dk·2·340