Bazı insanlar bir sabah ansızın değişmez. Kimse bir gecede bambaşka biri olmaz. İnsan yavaş yavaş kaybolur. Biraz sustukça, biraz kırıldıkça, biraz da anlaşılmamaya alıştıkça… Sonra bir gün biri ona, Sen eskiden böyle değildin der.İşte o an insanın içinde tuhaf bir sessizlik olur.
Çünkü o cümlenin doğru olduğunu bilir.Ama ne zaman değiştiğini hatırlamaz.Belki de insanın en büyük acısı budur.Kendi dönüşümüne tanıklık edememesi.Çocukken her şey daha gerçekti.Gökyüzü daha büyük, hayaller daha yakındı.Bir sokaktan geçerken bile hayatın içinde gizli bir anlam varmış gibi hissederdik.Şimdi ise çoğu insan yaşıyor ama fark etmiyor.Bakıyor ama görmüyor. Konuşuyor ama hissetmiyor.
Çünkü dünya insanı yormaktan çok, uyuşturuyor.Bir süre sonra herkes birbirine benzemeye başlıyor. Aynı korkular.Aynı sahte gülüşler.Aynı “iyiyim” yalanları…İnsanlar artık acılarını bile estetik saklıyor.Kimse gerçekten “nasılsın?” diye sormuyor.
Çünkü herkes kendi içindeki çöküşle meşgul. Ve garip olan şu... İnsan en çok kalabalıkta yalnız hissediyor kendini.Bir masada kahkahalar yükselirken bile insanın içinde bir boşluk büyüyebilir.
Çünkü yalnızlık, etrafında kimsenin olmaması değildir.Yalnızlık, kimsenin senin içini duyamamasıdır.Bazı geceler neden uyuyamadığını biliyor musun?
Çünkü beden yorulsa bile zihnin susmuyor. Geçmiş gelip yatağın ucuna oturuyor.Yarım kalan konuşmalar, geç kalınmış özürler, asla gerçekleşmeyecek ihtimaller… İnsan bazen yaşadığı şeyleri değil, yaşayamadığı hayatı özler. Ve yıllar geçtikçe şunu fark ediyor insan.Hayat dediğimiz şey büyük kırılmalarla değil, küçük eksilmelerle değişiyor.Bir heves eksiliyor önce. Sonra bir inanç. Sonra bir insan. En sonunda da insanın kendisi… Ama kimse bunu fark etmiyor.Çünkü insan dışarıdan hala aynı görünüyor.Belki de bu yüzden bazı insanlar gözlerinin içiyle yaşlanır.İnsan neden geçmişe dönmek ister biliyor musun? Mutlu olduğu için değil. Henüz kirlenmediği halini özlediği için.
Çünkü büyümek dedikleri şey bazen sadece hayal kırıklıklarına alışmak oluyor. Bir noktadan sonra insan şunu anlıyor. Herkesi kurtarmaya çalışırken kendini unutmuşsun. Herkesin yükünü taşırken omuzların çökmüş.
Ve sen, herkese yetişmeye çalışırken kendi ruhuna geç kalmışsın.Oysa insanın en çok kendisine ihtiyacı varmış.Ama bunu hep en son öğreniyoruz. Belki de hayatın en acı ironisi şu...İnsan yıllarca huzuru dışarıda arıyor. Başka insanlarda, şehirlerde, başarıda, sevgide… Sonra bir gün yorulup içine dönüyor. Ve aradığı şeyin, yıllardır susturduğu kendi sesi olduğunu fark ediyor.İşte o an gerçek sessizlik başlıyor.
Çünkü insan kendisiyle baş başa kaldığında iki seçenek vardır.Ya kaçmaya devam eder...Ya da ilk kez gerçekten kim olduğunu görür.
Ve inan bana, insanın kendi gerçeğiyle karşılaşması, dünyadaki bütün karanlıklardan daha sarsıcıdır.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.