Nedenselliğin bir sebebiyet ile beraber geldiği o sikik anın bıraktığı boktan wasabi tadı… Anıların ve öğretilerin belirlediği sınırlar, toplumun yüklediği misyonlar, ailenin "kadim" bilgileriyle yoğrulmuş bir çocukluk.
Şimdi Vormir'de onu aşağıya itiyorsun. Yeni bir gün, yeni bir hayat. Elinde bir fotoğraf, yazın çekilmiş. Yırtıp atıyorsun; yüzünde buharlaşan bir lisan...
— Merhaba, nasılsın?
— Boşluk ile gelen rahatlama hissi kanımın akmasına sebep oluyor ama sevdim kanımın tadını. Artık bununla beslenmek belki de yeni normaldir.
— Fazla alışmamalısın. Zehirli bir zevk!
— Neden bir misyon yüklenmek zorunda ki? Belki deneversal biri olarak kalmalıyım.
— Yapma Mith, sen gerçekten böyle olmak mı istiyorsun?
— Aklım ermez, aklıma yatmıyor. Herkesin bir sınırı var. Ben istemsizce o çizgiyi aşmak istemiyorum artık.
— Herkes gibi olmak yani...
— Renksiz hayatlar yaşıyoruz be Aurelion. Herkes siyah-beyaz bakıyorsa bir renk olmanın ne anlamı var?
— Anlamı olmayan her durum kendi anlamını yaratmaz mı?
— Herkes kendince anlam yüklerse ağırlığını kaybetmez mi?
— Bana oyun oynama, ben salak değilim Mith.
— Hayatın neden bu kadar acımasız olsa bile yaşanmaya değer olduğu sorusunun cevabını buldum.
— Neymiş aptal keşiş? Yine kafanda neler kurdun!
— Sonunu bilmediğin için hep bir merak içerisindesindir. Bu yüzden sonunu görmek acı bile verse çabalarsın.
— Sen bu aralar çok ucuz felsefeler yapmaya başladın. Soğutma kendinden.
— Kapı orada. Kimseyi zorla tutamam, bu sen olsan bile Aurelion.
— Standartları, standartlara uymayan bir adam için standart kalıplarla standart yargılamalara başvurması çok standart değil mi?
— Artık çok renksiz hayatlar yaşadıklarını fark ettim insanların Aurelion. Arabalar çok benzer, evler kibrit kutusu gibi, hiçbir kıyafette bir terzinin moron imzası yok. İnsanların telefon melodileri bile aynı...
— Nereye varacaksın?
— Onlar tükettikleri şeye dönüşmeye devam etsinler. Ben sevdiğim bir şey bulup onun beni öldürmesine izin vereceğim. Hayatı kaçırmamayı düşünürken kaçırdıklarımı fark ettim.
— Bunu daha sonra tekrardan konuşabilir miyiz Mith?
— Bilmem. Konuşacak bir Mith burada olur mu? Yerden gökyüzünü izleyip susadığımda kanımı içmek şimdilik keyif veriyor. Ama sana sormak istediğim bir şey var. Cevap verme lütfen, olur mu?
— Dinliyorum...
— Ölüm hangi renk kokar?
Lanet girsin ki sadece içinden geçen bir konuşmaydı. Hâlâ Vormir'desin. Yaşlı bir rahibenin evinde... Yıllardır tekrarlanan öğretileriyle sana nutuk çekerken İngiliz çayı yapıyor. Göz gezdirme cüretinde bulunuyorsun; dikkatini şöminenin üstündeki Pyrrhus portresi çekti. Tanıyordun ama farklı bir silüet gibi görünüyordu orada.
Yavaş yavaş moron rahibenin nutukları uzaklaşıyor kulaklarından. Bir saksafon sesi yükseldi dağların ardından. Bir kurt uluması çınladı örs ve üzenginde. Moronun bardağı masaya koyma sesiyle ayıldın tüm bu düşüncelerden. Kadın dikkatlice sana baktı:
— Fazlalıklarını atmadığın sürece yükselemez o balon.
— Fazlalık olduğunu nereden biliyorsun?
— Olmasa neden buradasın? Günahsız bir kadına papaz misyonu yükleyen ben değilim.
— Belki senin günah dediğin benim güzelliklerimdir.
— O halde bana ihtiyacın yok.
Arkasını döndü. Yavaş, ağır adımlarla uzaklaştı. Giderken tek bir cümle söyledi:
— İşin bittiğinde yak burayı. Geri dönmemek üzere... Yoksa buraya gelmek için yaşadığın her şey basit birer hiç olmaktan başka bir işe yaramaz.
Cümlenin ağırlığı bir cıva kadar keskindi. Beyninde her tekrar edişinde tizleşti. Katlanılamaz hâle geldiği anda bayıldın.
(Bir miktar zaman geçtikten sonra)
— Neredeyim?
— Uyandın mı çocuğum?
Yerden yavaşça doğrulurken arkanda şişman, yüzünü seçemediğin siyahi bir kadın sana bakıyordu.
— Siz kimsiniz?
— Ben mutlak olanım.
— Mutlak olan mı, muallak olan mı?
— Ne kadar inkâr edersen et, orada olduğunu bildiğin o mutlak... O benim.
— Tamam, bunu çok nazik bir şekilde söylemek istiyorum: SİKTİR GİT.
— Şimdilik...
Uzaklaştı. Kafanı Pyrrhus portresine çevirdin. Ama...
— Gitmiş. Oysa buradaydı.
Portrede bir silüet belirdi.
— Neden?!
— Senin ne işin var burada?
— Başka insanların hatalarıyla yargılanacaksın. Bu hayat sana sen olduğun için eziyet edecek. Sakın hayıflanma, bu gerçeklik.
— Çok da sikimde! Elbet ben de kendi hatalarımla yargılanacağım.
— O zaman Vormir'de neden o boşluğa bıraktın?
Şimdi tanıdık gelmeye başladı o silüet; o sendin, sadece renksizdi.
— Senden nefret ediyorum. Artık yeni bir ben yaratmak istedim.
— Komiksin. Bütün ilişkilerini düşün; hangisi yüzde yüz senin yüzünden sekteye uğradı?
— Umurumda değil, hayallerim var!
— İçinde insan olan hiçbir hayal senin değildir.
Gözlerini kapattın, gitmesini umarak. Silüetin sesi tizleşti; gitgide bir EKG cihazının sesine dönüştü. Bir erkeğin sesi duyuldu:
— Kendine geldi.
Yapabilmek için ekstra bir çaba sarf ederek sordun: — Ne oldu bana?
— Kalp ritmin zayıf, dedi. Stres ve kaygı gibi şeyler yaşadın mı?
— Doktor yapma. Bir dinle; stres, kaygı çok da sikimde...
Doktorlar bir şeyler söyledi ve sürekli olarak sakin olmanı istedi.
— Ne, çok mu fazla bağırıyorum sence?
— Evet, biraz öyle ve bu tehlikeli...
Serumu çıkardın ve çıktın. Sabahın 8'i, ablanı aradın. Öğlen olduğunda yoruldun ve uyudun; kan ter içinde kalkmana sebep olan o sikik rüyayı görene kadar:
— İşin bitince yakmanı söyledim. Tekrar ziyaret etmek için onarmanı değil!





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.