Gerçekliğin sınırlarından uzaklaşıp mutluluk oyunları oynayarak kurduğumuz o hayal âlemindeki senaryolar gerçeğe nasıl dönüşür? Zihnimizde canlandırdığımız, üzerinde özgürce müdahale etme imkânı bulduğumuz ve tüm duygularımızı sakladığımız o sahne arkası, nasıl olur da somut bir varlık kazanır?
Bir resimde, bir yazıda veya bir notada hayata geçen zihin senaryolarını herkese göstermek, var olduğumuzun belki de en önemli kanıtlarından biridir. İnsanın tüm istek ve duygularını devasa bir sanat akımı potasında eriterek dışarıya aktarması; dilin söyleyemediklerini zihninin mürekkebiyle sunması, anlamak ve anlaşılmak gibi en temel ruhsal ihtiyaçların başında gelir.
İki ana kavramın bir araya geldiği bu makalede; öncelikle zihinsel olayları, işlevleri ve bilinci inceleyen zihin felsefesinin varoluşsal boyutunu, ardından da sürrealizm kuramını ele alarak bu birlikteliğin üzerimizdeki etkilerine farklı bir bakış açısıyla değineceğiz.
Sürrealizm akımıyla birlikte sanatın asıl zeminini bulduğu 20. yüzyıldan itibaren, tüm duygu, düşünce ve isteklerimizi yönlendiren, onlara rehberlik eden çalışmalar ortaya çıkmıştır. Bilincin gizli çekmecesi görevi gören sürrealizm, "gerçeküstücülük" olarak da bilinir. Bu akım, bilinç ile bilinç dışını bir araya getiren oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir. Duygusal, zihinsel ve ruhsal tüm ihtiyaçlarımız, bu akımda kendine bir yol bulur. Gerçeküstücülük; şiir, düz yazı ve resim gibi çeşitli sanat kollarında sürekli olarak karşımıza çıksa da, kuramsal tanımının ötesine geçip zihinle entegre edildiğinde, aslında her bir zihnin bu kuramın içinde şekil aldığını söyleyebiliriz.
Monoton ve kalıplaşmış hayatların içinde birey, kendisini mutlu edecek özgür olay ve aktivitelerden gittikçe uzaklaşmakta, dijitalleşen ve maddeselleşen bu yenidünyada sadece fiziksel bir nesne gibi hareket etmektedir. İnsanı var eden asıl özgün nitelikler ve duygular, ne yazık ki arka planda kalmaktadır. Şekilsel olarak maddiyatın gücünü etrafa hissettirebiliyoruz; ancak manevi olarak zihnimizden geçenleri, hislerimizi ve içsel doyum aşamalarımızı sürekli gizliyoruz. Yaşadığımız bu duygu sıkışması da bizi; gerçeküstü olduğuna inandığımız hayallerimizi, beklentilerimizi ve söyleyemediklerimizi sanatın güvenli limanlarında canlandırmaya teşvik ediyor.
Peki, bu canlandırdıklarımız zihnimizin bize oynadığı bir oyun mu, yoksa gerçekleşme ihtimali olan hakikatlerin ta kendisi mi? Gerçeküstü olmaktan çıkarak kâğıtlara dökülen her bir cümle evrende dolaşarak bir gün vücut bulmaya başlar mı? Yoksa hayal gücünün bir ürünü olarak, sadece bir sayfa üzerinde keşfedilmeyi mi bekler?
Dil felsefesiyle iç içe anılan zihin felsefesinin bir aşamasını ve sürrealizmin küçük bir argümanını farklı bir gözle yorumlamak; zihnimizin sahne arkasını özgürce ortaya çıkarmak bu yolculuğun ilk adımıdır.
Zihninizi ve gücünüzü ortaya çıkarın…




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Peki, bu canlandırdıklarımız zihnimizin bize oynadığı bir oyun mu, yoksa gerçekleşme ihtimali olan hakikatlerin ta kendisi mi? Budur 👏😍
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Ben gerceklesme ihtimalinin olasılıklarına inanmak istiyorum. 😇😇 cok teşekkür ederim 🌼